öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öykü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2010 Pazar

tek seferlik tecavüzcünün not defteri

6 benim de söyleyeceklerim var

Ismalarma bir tecavüz hikâyesi...Yazdigimi begenmedim, kendimi korkuttu biraz ve okurken de sapkin bir keyif falan almiyorum. Esasinda iyi ki de böyle, yoksa kendimden korkmaya baslayacaktim :/
***


İsten cikmistim. Arabam servisteydi ve hava kis mevsimine ragmen güzeldi. Aksam kizilliginda, gölgeler büyürken yürüyordum. Kafamda günlük telaselerden baskasi yoktu aslinda. Eve gidecektim, iki bira acacak ve de maci izleyecektim. Belki komsu elinden tuttugu oglu ve de cözülememis „isci problemleri“ ile kapima dayanirdi. Ben de cilli veledi mutlu ederdim.
Olmadi bunlarin hicbiri. Cünkü onu gördüm. Hayir, hic de düsündügünüz gibi degilim. Gayet iyi bir isim, sevdigimi düsündügüm bir kadin var. Kirami ödeyebiliyor, gezebiliyor ve yiyip icebiliyorum. Yani sokakta beni gördügünüzde belki saygi bile duyarsiniz; cünkü hirpani degilim her seyden önce. Takim elbisem ve bond cantamla yaninizdan gecerken sizi farketmezdim bile sanirim…
Ne demistim? Onu gördüm. Kizil saclari kürek kemiklerinden asagiya uzanan bir kadin. Kizil sacin kendine has bir kokusu olduguna inaniyorum, insani saran. Yüksek ihtimal güzel olmayan bir kadindir diye gecti icimden. Ne olursa olsun, güzel kokuyordu saclari, aksam vakti. Duyuyordum bunu. Ayak seslerini dinlemeye calistim. Bir kadin hakkinda ayak sesleri cok sey söyler size. Cogunluk dikkat etmez buna; ama ben ederim. Ayrintilari severim cünkü. Ayni yolda ilerlerken , ben onun pesi sira ayak seslerinden karakter tahlili yapmak üzere gidiyordum. Ürkek bir kadin degildi, hareketlerinde belli belirsiz bir zariflik vardi; ama kesinlikle ürkek degildi. Kizil sacli kadinlarda ürkeklik nadirdir zaten. Yuvarlak kalcalari vardi, ki bunu ayak seslerinden ziyade, kafami biraz asagi indirdigimde pantolonunun disindan farkedebiliyordum. Kollarini iki yana sallamadan, sakince cantasina tutunmus gidiyordu iste. Etine dolgundu ve eti kesinlikle beyazdi. Cilleri oldugunu düsündüm, ayni komsunun oglu gibi. Yesil gözleri olmasini umud ettim. Bir kadin ne kadar cirkin olabilirdi ki kizil sacli, yesil gözlü ve cilli olunca? Igrenc disleri ve kivrik bir burnunun olabilecegi geldi aklima. Kalcalarina ve etinin beyazina, ayaklarindan cikan seslere yakistiramadim bunu.
Kendi kendime düsünmekten sikilmistim. Adimlarimi biraz daha hizlandirip yanina dogru seyirttim. Yanina bir adim kala farketti beni, irkildi; ama dedim ya dünyanin en güvenilir adamlarindan biri profile ciziyordum. Kadinin benden korkmasini gerektirecek tek sey yoktu. Takim elbiseli ve bond cantali biriydim…”kusura bakmayin, rahatsiz ediyorum” ile baslayan simdi hatirlamadigim bir soru sordum. Kadin nezaketle bana gülümsedi. Karanlikta gözlerini secmeye calistim. Istedigim gibi, yesildi. Kahverengi olsaydi, bu havada iki kara dügme gibi dururlardi. Ama hayir, acik renkliydiler. Disleri de yamuk degildi ve büyük olmasina ragmen cirkin olmayan bir burnu vardi. Sorumun cevabini aldim…adimlarimi hizlandirdim ve onun önünden evime giden son köseyi döndüm.
Her seye o anda karar verdim diyebilirim. Saclarinin kokusu doldurmustu icimi ve havadan diyebilecegim garip bir istah büyütmüstüm yürürken. O köseyi döneceginden emindim. Dönecekti iste. Adim adim, apartmanima yaklasiyordu. O esnada etraf ciddi ciddi kararmisti, kadinin ayaklarindaki ivediligi hissettikce kanimin damarlarimda durmayacagini düsünüyordum. Vücudumun bana verdigi güvenle kadini durdugum kuytuya cektim, agzini kapattim ve gözündeki dehseti gördüm. “sen mi” bakisiyla karisik leziz bir korkuyla duraksadi. Cirpinmaya baslamadan önceki üc saniyeydi önemli olan. Abuk subuk kitaplardan, insani öldürmeyip süründüren darbelerin neler olacagini ögrenmisligim vardi. Simdi iki secenekti önümde duran, ya bunlardan birini uygulayacak ve gercekten ise yarayip yaramadigina bakacaktim…ya da kadini, cantamdan cikaracagim ve o güne kadar meyve soymaktan baska hicbir ise yaramamis bicagimla tehdit edecektim. Ilki cok cetrefilli geldiginden bicagi cikardim, yumusak sirtina dayadim ve kulagina fisildadim “simdi sakince yukari cikiyoruz. Yumusak ve beyaz teninde simdiden kalici izler birakmak istemem”
Simdi bunlari yazarken bile, parmaklarimin ucunda onun, o anki titremesini duyuyorum. Sevdigim kadina sorsaniz, cok efendi bir adam oldugumu söyler size. Onu kirmaktan, incitmekten haylice korkan bir akliselim. Bir kadinin ellerimin arasinda korkudan titredigini ve bunun beni oracikta zevk suyumla bas basa biraktigini söylesem, hayal gücüme verir bunlari. Oysa ben, o ani her seferinde yeniden yasiyorum.
Cati Katina cikariyorum kadini. Titremelerinin daha da hizlandigini farkediyorum. Eve soktugumda bir an sasiriyor. Gayet düzenli bir ev. Sabah kahvaltisinin bulasigi duruyor masada ve bir sürü yemek ismarlama servis numarasi, buzdolabinin üzerinde. Kadinin agzindan elimi cekemeyecegimi biliyorum, ürkek bir sey olmadigini farketmistim. Bagirabilir ve bundan korkuyorum. Korkum, eglencemin bitmesinden. Yoksa o anda hicbir seyden cekinmedigimi hatirliyorum.
Badanadan kalma eteri bulmak icin banyoya sokuyorum ikimizi. Burnuna dayadigim havluyu koklamamak icin cirpinirken ayaklarina bakiyorum. Sakinlesen bedeniyle birlikte elimdeki bicagi bir yana koyuyorum. Eterle insan bayiltilabilecegini biliyorum; ama ne kadar süre baygin kalacagina dair tek fikrim yok. Onu icin elimi cabuk tutmak gerektigine karar veriyorum. Kadini yatak odasina götürüyorum. Sonra onun orda olmasini istemedigimi ve salonun o ana kadar aklima gelmeyen avantajini farkediyor ,kadini salonun ortasina attigim misafir döseginin üzerine yerlestiriyorum. Yüzüne bakiyorum, az once dehsetten kasilmis kaslarindan tek eser yok. Bu haliyle uyuyormus gibi duruyor. Uyumasini istemiyorum. Uyanik olup, yine o dehset anlarini hatirlamali ve bana, onun dehsetinden gelen zevki tattirmali diye düsünüyorum. Sirt üstü yatiriyor ve ellerini bagliyorum. Ayaklarina bir cözüm bulmak sorunu doguyor. Simdilik ayaklari bagli kalmali…tepinemeyecek kadar berbat hale geldiginde acarim baglarini…
Gözlerini görmek istiyorum, görebilmem icin uyanmasi gerekiyor. Tokatlamaya basliyorum onu, tokatlamanin ise yaramadigini düsündügüm noktada, biraz su getiriyorum. Yukarindan tepesine boca ediyorum suyu. Dösek islaniyor. Umursamiyorum. Bir iki tokat daha sonrasinda gözlerini araliyor. Karsisinda benim yüzümü görünce bagirmak istiyor; ama agzina tikadigim caput ve bagladigim elleriyle sadece boguk bir iki ciglik atiyor. Onu susturmuyorum. Zamaninda dj lik yapan arkadasimdan devsirerek kiraladigim evin bir zamanlar stüdyo olan salonunda istese de sesinin cikamayacagini biliyorum; ama bagirmasi hosuma gidiyor. Yerinden firlayacakmis gibi bakan gözlerinden boncuk gibi yaslar dökülüyor. Gülüyorum. Bir tokat daha vuruyorum kadina. Güzel saclarindan tutuyorum. „Sucum ne diye düsünüyorsun büyük ihtimalle“ diyorum, „Kizil saclarin var…Sadece bu“
Saclarini kokluyorum. Insanlar korkunca kokulari degisiyor diyorlar. Bu dogru; ama saclarinin kokusu oldugu gibi duruyor. Yalvarircasina inliyor, derinden…ne yapacagimi kestiremeden. Aslinda ben de ona ne yapacagimi bilmiyorum. Icimden bir yerlerden gelecek komutlari bekliyorum.
Kadinin boynuna takiliyor gözlerim, sah damarinin atisina sahit oluyorum. Beyaz teninin altinda yesil bir damar. Yasini tahmin etmeye calisiyorum, otuzlarin basinda olmali. Belki de annedir, gögüslerine ilisiyor gözüm. Kalkip inen gögüs kafesine…gögüslerini görmek istedigime karar veriyorum. Bir makas getiriyorum icerden, üstünü kesmek üzere yanasiyorum . tedirgin oluyor, yine bagirmak istiyor. Ama zorluk cikaramiyor. Elleri ve ayaklari engel oluyor ona, öksürmeye basliyor bagirirken. Sutyenini de kestikten sonra hafif sarkmis gögüslerine bakiyorum. Acik pembe gögüs uclarinin korkudan irkildigini görüyorum. Ellerimle onlara dokunuyorum, gözlerini yumuyor. Gözlerini acmasi icin etini buruyorum. Bana bakiyor. Acir gibi bakiyor ve belki de bu bakisin icimde bir seylere dokunmasini bekliyor, oysa normal bir insanin, normal bir günde anormal bir seyler yapmaya baslamasi sonunu getirecegine delalet degil midir?
Tokatlanmaktan sisen yanaklarina bakiyorum, onlara dokunuyorum…dokunuslarimdan tiksindigini anlayabiliyorum. Cok hosuma gidiyor bu. Onu memnun etmek istemiyorum ki, icimdeki vahsiye hizmet ediyorum. Önce karsisina gecip soyunuyorum. Irzina gececegimden bir an bile süphesi olmadan izliyor beni. Düsündügünü yapmiyorum. Bir tutam sacini kökünden kesiyorum makasla ve parmak uclarinin her birinden biraz kan aliyorum…Bir elime buladigim kaniyla karsisinda mastürbasyon yapiyorum. Diger elimdeki sacini kokluyor ve onun hem can acisi hem de dehsetle baktigini görerek zevkleniyorum. Dölümü sacini kesmis oldugum yere bosaltiyorum…
“Bununla kalmayacagimi biliyorsun degil mi” diyorum…O anda ölmemek icin her seyi yapabilecegini anliyorum…Altina isiyor…Onu iyi ki yataga yatirmadim diyorum. Biraz daha pantolonla oturmasi gerekecek. Onu soymuyorum. Sadece üstünde yirtilmis kiyafetleri var ve henüz daha bana karsi koyamayacak kadar yorgun degil, biliyorum…
Aciktigimi farkediyor ve karnimi doyuruyorum. Kadinin da susamis olabilecegini düsünüyorum. Agzindaki bagi cözüyorum. Saatlerdir sessizlikte kalan kadin, bogazindan bir seyler cikarmaya calisir gibi hareketleniyor…”Su ic” diyorum…Reddetmiyor. Yutkunmakta zorlandigini anliyorum. Bagirmaya yelteniyor. Ben gülünce susuyor. “Sence sesini duyabilecek olsalardi, agzini cözer miydim” diyorum. “Altima yaptim” diyor. “Biliyorum, birazdan cikaricam” kayitsizligiyla cevap veriyorum ona.
Saat geceyarisi bire geliyor. Evin icinde ciplak dolaniyorum. Karsimda saclarindan bir tutam aldigim ve parmaklarini kanattigim yari ciplak bir kadin var. Onu öpmeye basliyorum. Öpücüklerime karsilik vermiyor. Karsi da cikmiyor. Teslimiyet halini sevmiyorum. Gögüs uclarina dogru iniyorum. Dil darbelerim, kadinligina konusuyor. Yandaki makasla pantolonunu paramparca ediyorum. Ic camasirini kenarindan bir kesikle cikartip kadini banyoya, ilk geldigi yere götürüyorum. Suyun altinda kalan ve titreyen bedenine bakiyorum. Birazdan benim olacak beyaz tenine, kanamis parmak uclarina, kesik saclarini inceliyorum…
Onu biraz kuruluyor ve salondaki dösegi ters ceviriyorum. Kendimi yine gögüslerinin arasina birakiyorum…gözlerinden akan iki damla yas, beni gögüs uclarindan daha cok erekte ediyor. Parmaklarimi vajinasinin dudaklari arasinda gezdiriyorum, kasiliyor. Istese de istemese de bir kadin oldugunu farkediyor. Elime bulasan sivisiyla dudaklarini mühürlüyorum. Bacaklarinin arasindan vajinasina uzaniyorum. Dilimi her yerinde gezdiriyor ve ufak inildemelerini dinliyorum. Zevk almak istemezken alan bir kadinin ic cekisleriyle inliyor. Ona istemedigi bir seyi yasatiyorum. Bir yandan ikinci kez erekte olan penisimi yokluyorum. Kadinin ayaklarini cözüyor ve ters ceviriyorum. Pantolonundan gördügüm yuvarlak kalcalarinin ne kadar güzel oldugunu bir kere daha görüyor ve az once dilimi gezdirdigim vajinasina arkadan giriyorum. Inliyor. Git gide kücülüyor ruhu gidis gelislerimde. Yuvarlak kalcalarini avuclarimin arasinda parcalar gibi sikiyorum. Hafif mayistigini farkediyorum, inildemelerinin rutinlestigini. Etrafi kolacan eden gözlerim romantik aksamlar icin sevdigim kadinin birakmis oldugu mumlara takiliyor. Hemen dogruluyorum. Kadin susuyor. Arkasina dönemedigi icin ne yapacagimi bilmiyor ve nefesini tuttugunu hissediyorum. Sigara icmem. Mutfakta, ocagi yakmak icin duran cakmaga davraniyorum…Alevi gözlerimi kamastiriyor. Hemen kadinin yanina variyorum. “Hadi biraz oynayalim” dedikten sonra, alevleri sirtina yakinlastiriyorum. Can acisiyla bagiriyor ve ben kizaran etine bakarak icimdeki vahsinin yeni emirlerine itaat ediyorum…Devirdigim mumun her zerresini tenine en kisa mesafeden sirtina damlatiyorum. Her degen damlada aciyla inliyor. Artik sizlanmaya basladigini görüyorum…Acidan bayilmasini istemiyorum, her sey onun bilinci yerindeyken olmali. Mumu bir yana birakiyor ve sirtinda tirnaklarimi gezdiriyorum…kuruyan mum parcalarini kaziyor ve altindaki kizarik tenine elimi degdiriyorum. Bembeyaz vücudunda kirmizi lekelerle hasta insanlara benziyor. Parmaklarimi yine vajinasinda gezdiriyorum. Ordan bir parca sivi aliyor ve kic deligine parmagimi sokuyorum. Tüm ayva tüylerinin saha kalkisini izliyorum…parmagimi geri cekip sirtindaki kizarikliklarda gezdiriyorum…Onun cektigi aci ve korkuyla bir kere daha sertlesen erkekligimi o kücücük delige dayayip nefes alisini dinliyorum. Basina gelecegi az cok biliyor ve ne zaman olacagini kestiremeden bagli ellerini dösegin kenarina tutturmus, cözülmüs ayaklarini kasarak bekliyor. Hicbir sey düsünmeden, bir kerede tüm erkekligimi kicindan iceri sokuyorum. Mum yaniklarinin basaramayacagi bir ciglik yükseliyor bedeninden. Bu ciglikla icimdekinin emirleri serilesiyor. Tirnaklarimi sirtina gecirdigim kadinin icinde deviniyorum. Gidis gelislerim zor; ama yine de ivedi oluyor. Cigliklari, izole edilmis odanin disina cikamiyor; ama beynimin en ücra köselerinde yankilaniyor. Acidan bayildigini ve bu yüzden sesinin kesildigini idrak ettigim zaman, coktan bosalmis ve sirtindaki tirnaklarimi battiklari yerden cikarmis oluyorum. Biraz once yerlerinde tirnaklarimin oldugu, hilal seklindeki morluklar carpiyor gözüme. Icinden cikarmadigim penisimin, kic deliginde ufak yaralar actigini görüyorum. Ikinci kez, bu kadinin kanina bulasiyorum. Yüzünü ceviriyorum. Bayginlik icinde nefes aldigini, kesilmis saclariyla cirkinlestigini farkediyorum. Ama gögüsleri hâlâ güzel ve pembe halkalar gibi gögüs ucu cevresi…O güzelliklerin onda kalmasini istemiyorum. Kenarda sönmüs mumu bir kere daha yakip aleviyle onu uyandiriyorum… yesil gözleriyle karsilastigimda atesi gögüs uclarina yanastiriyorum. Cigliklar atiyor yine ve bagli ellerinin kan oturan yerlerinin acisina ragmen ileri geri tepiniyor. Dermansiz bacaklarindan medet umuyor. Son kez, ince bir ciglikla kendinden geciyor. Gögüs uclarinin su topladigini görüyorum…bedeninde yarattigim tahribata bakiyor ve kendimle gurur duyuyorum.
Saclarini kestim, gözlerini aglamaktan sisirdim, yanaklarini tokatladim, o güzel kalcalarini yirtarcasina becerdim onu ve bicimli, beyaz sirtinda kolay iyilesmeyecek izler biraktim…son olarak gögüs uclarini aldim elinden…
Ellerimle bitirdigim ve artik güzel tek yani kalmayan bu kadini ne yapacagimi hesap ediyorum…

11 Kasım 2008 Salı

farkli cografyalarda asik olanlari görmüslügümüz de var

0 benim de söyleyeceklerim var


beyaz duvarlara bakmaktan sıkıldı cani. kalkti, üstünü basini degistirmeden sadece montunu giyinip cikti disariya. hangi yöne gitsem diye düsündü merdivenlerden inerken. tanidik bir yüz ariyordu gözleri, o sebeple ayaklari onu yokusasagi yürümeye itti. ne güzeldi aslinda, bedeni ayni harmoniyle calisiyordu iste. gözlerinin cani birsey istediginde ayaklari diretmiyordu. tam tersi olsaydi diye düsündü, böyle abuk subuk seyleri düsünemeyi pek severdi zaten, mesela kollari bir siseye uzanmak isteseydi de, parmaklari hareket etmek istemeseydi…ya da ayaklari saga gitmek isterken gözleri arkayi görmek isteseydi…öyle degildi iste…hersey gayet uyumluydu.

yürüdü yürüdü, kalabaliklara karisti. o yürüdükce metrekareye düsen insan sayisi artti, caddeler isiklandi…önceki gün yagan yagmurdan kalma su birikintilerine basa basa yürüdü…pit…pit sesler geldi topuksuz ayakkabilariyla bastigi yerlerden…adimlarini agirlastirdi…bir köseden yukari cikacakti…köselerde hep agirlasirdi adimlari…köseden kimin gelecegi belli olmazdi…tanidik biri ciksaydi karsisina köseyi döndügünde…o ciksaydi keske…aralarinda koca bir cografya degil de, sadece su kösecik olsaydi…ya da kendisi bir köseyle koca bir cografyayi arsinlamis olsaydi…nefesini tuttu, gözlerin kapadi…köseyi döndü…korkuyordu gözlerini acmaya…araladi gözlerini…yine yabanci insanlardi gecenler yanindan, yine tanidik olmayan yüzler…dili damagi kurudu bir an, ne yapacagini bilemedi. geri dönmek istedi, ama bir köseyi daha dönmeyi göze alamadi. tamam, gamsizin tekiydi de, yürecigi kaldirmazdi böyle seyleri…simdi yanindan gecen biri ona yanlislikla carpsa, cöküp yere, islakligina aldirmadan, su birikintilerine bir iki damlayla o da katkida bulunacakti.
ellerini cebine soktu, devam etti yürümege…

o esnada geceyle gündüzün neredeyse ayni saatleri paylastigi farkli bir cografyada bir cocuk agladi. ıci buruldu elleri cebinde yokus cikan delikanlinin. neden agliyor acaba diye gecirdi icinden. bir derdi olmaliydi illa ki. annesi dövmüstü belki, ya da düsmüstü de cani acimisti. ne az dert vardi cocukken, yasak kentlerin cocugu olmak disinda. simdiyse omuzlari hafif cökmüs gibi geldi kendine. yaklasmakta olan aksamin bile yükü binmisti omuzlarina. kafasindan birbir sey geciyordu…bir ad, bir anlam bulmakta zorlaniyordu onlara. yasam yoluna girmek üzereydi, sorunlar hep genel gecer seylerdi. neydi simdi onu gögüskafesinin sol tarafindan bogan? oysa hayat ordan gelmiyor muydu adama? alni kiristi, düsündügünde alni kirisiyordu böyle…cevapsiz sorulari sevmezdi, düzenliydi cogu sey kafasinda. belirsizlikler karsisindaki siniri bundandi…sonuna geldi yokusun, sagdan ilerleyip köseyi dönecekti…ayak sesleri duydu…bir erkegin olamiyacak kadar hafif; ama narin bir bayanin olamiyacak kadar kaygisiz. belki etek giymistir diye düsündü cocuk…cingene pembesi firfirli bir etek…gülümsüyordur belki de…sade gülmüyor belki kahkaha atiyordur…duvarlara carpacaktir birazdan o kahkaha da, yankisi kulaklarina varacaktir…

köse basinda durdu delikanli, simdi iki seydeydi kulagi…gelen ayak seslerinde bir de atislarinda kalbinin…köseden cikiverdi bir genc kiz, elinde bir torba…ayaginda topuksuz ayakkabilar…ondandi demek kaygisiz gelisi ayak seslerinin…pembe firfirli etegi yoktu ama kizin…alacakaranlikta rengi zor secilen bir pantolon vardi…delikanliyi fark etmeden gecti gitti sokagin diger ucuna…habersiz tuttugu nefesini birakip delikanli, devam etti yoluna. bir de kizdi kendine…bu kadar da hayalperest olunmazdi ya…

ve aksam biraz daha cöktü omuzlarina…

eve gelmeyen baba ve cilli begonya

0 benim de söyleyeceklerim var

yaslarin onu gecmeyip, besin altina inmedigi dönemler. yani isin gücün sabah dokuz aksam üc okula gitmek, sonra eve gelip star tv nin yayinladigi cizgi film kusagindan bir kuple izlemek, ödevleri yapmak, karni doyurmak...kisin böyle...
yazin 9-15 mesaisini terk edip, bunun yerine sokaga cikmak, gün lacilerinin cekip gece diye adlanmadan top oynamak, ip atlamak, tilki tilki saatin kac demek...sonra atlas koyu rengine bürününce saklambac oynayip, evin yolunu tutmak...

annen marifetli bir kadin...elinden gelmeyen is yok. ciceklerle arasi pek bir iyi ve bu sebeple tüm komsu kadinlar hercai menekselerin bir dalini eline tutusturmak icin sirada. onunsa bir gözdesi var evde; cilli begonya...ciceklerin hasi, evin yillar yili misafiri. kendini bildin bileli o orada. üzerindeki cillerini badanadan sicrayan boyalardan mi, yoksa kendi özünden mi oldugunu ayird edemeyecek haldesin daha; ama bu bitki senin de gözden pembe salkim cicekleriyle. evde acti miydi, mustuyu sen veriyorsun annene...ve sıklıkla göremedigin babana...

sahi, mahallede aksam oldu mu, cigirtkan anneler cikip ne diyordu?
-oguuz, kos! baban geldi, yemek yiyecegiz!
-aysiin, hadi artik, baban kiziyor!

sendeyse bu cok nadir..."cevriye, hadi kizim artik eve!" diyor annen...baba yok daha evde...gelecek sapkasi, gözlügü ve siyah paltosuyla. hatrindaki cocukluk baban hep böyle; sapkali, gözlüklü ve paltolu...mevsimler ona degmeden geciyor, hep kis, hep ayaz...
gelisleri bayram evde. saniyorsun ki menekseler ve cilli begonya hep birden selama duruyor onu görünce. annenin yüzünde güller...baban hayata bir de onun kara ipek saclarina tutunarak baglanmis.
sen laf birakmazcasina gülüslerdesin...babanla akrobasi yapiyorsun, sözü var "büyüyünce" bir rus sirkine katilacaksiniz.

yine böyle seylerin rutin ve sorgusuz oldugu bir gün...iste böyle bir an, sokaktan apar topar cagriliyorsun oyunun en hararetli yerinde. yüzünden düsen bin parca...baban yine hatrindaki haliyle-siyah sapka, siyah palto ve gözlük,sanki bir de biyiklari var gibi o gün- annenin gülleri solmus, meneksenin mavisi, pembesi beyazi ve moru...hepsi bir eski gün solgunlugu...
kucagina aliyor baban seni, sarilip öpüyor sonra. kucaginda seni öperken, biyiklari batiyor taze cocuk tenine...sonra annenin gözleri...icindeki kahverengi yesil...büyüyen göz bebekleri...kapi geliyor arkasindan, sonra babanin gidisi...bir yaz zamanina tekabül ediyor bu hafizanda ve siyah paltolu, siyah sapkali, gözlüklü seyrek eve gelen baba artik "eve gelmeyen" oluyor.

bir telefon evde sonralari, krem rengi...zirr diyor caliyor...caliyor zirr diye. arananlar nedense evde olmayanlar, tanimiyorsun o ismi. telefon baskasininmis, ondanmis öyle, sonra ögreneceksin.
artik akrobasi yok...rus sirkindeki isi ludmilla adli bir rus kiza verdiler...menekseler hala aciyor ama! ortanca aliyor annen balkona...cilli begonya magrur evin bas kösesinde...cok seviyorsun onu, boyu tavana yaklasiyor. pembe salkim sicekleri var ve gülen yapraklari, saka degil, görüyorsun gülüyor yapraklari iste! daha uzasin diye cevirmeye calisiyorsun ufak bedeninle saksisini o kocaman cicegin...."cit" diyor, kiriliyor en tepedeki yapragindan...suyu akiyor özünden...aglatiyorsun cicegi...cicek cit diyor, kiriliyor ve agliyor ardindan...cocuk yüregin bir de o yapragin gidisini kaldiramiyor, dolu dolu gözlerin. oysa en cok cicekli salkimini bugün vermisti cilli begonya, en güzeliydi...en cok! annene söylemis, suyunu sen vermistin "ablasinin kuzusu" diye sevmistin, annenden özenip...
simdi en zayif yerinden kirdin onu...lanet kor seytan!

telefon caliyor zirr...zir...sen aglarken hüngür hüngür, actin baktin...baban!
hickiriyorsun sen, onun sesi yankilanan...begonya yapragi, diyorsun...salkim salkim cicegi...bugün vermisti, en cok...sana diyecektim ki, cok güzel...belki gelirsen, görürsün diye...simdi agladi o...yapragi gitti...ben kirdim...hem de en güzel salk...

yankilaniyor sesi babanin telefonda...bir tek anneler ninni söylemez, o gün anliyorsun...bir tek anne sesi degil teskin eden seni hickiriklar arasinda.

o vakitten sonra, tesadüf mü bilinmez, her hickirarak agladiginda baban ariyor...
cilli begonyaninsa sana kizmadigini anlaman, bir salkim pembe cicek vermesiyle oluyor...yine cocuk yüzünde güller...
ve bekliyorsun, "babam gelsin de görsün..." diye...
gelmeyecegini
bile bile.
babama ve o artik eve geldiginde bizi terketmis olan cilli begonyamiza...

circir böcegi

0 benim de söyleyeceklerim var

gece en zifiri elbisesini giymis bekliyordu onu disarda. usul usul bir yel yanaklarini, ordan güzel boynunu sonrasinda gögüslerine dogru inen cukuru doldurmak, onunla bir olmak icin sabirsizlaniyordu. sazlar nazli nazli salinarak, onlarla oynasmayi da ihmal etmeyen bu capkin rüzgara karsilik veriyorlardi.
onlarin hisirtilari icini gicikladi. yavasca dogruldu uzandigi kanepeden, elindeki kitabi okudugu sayfanin kösesinden kivirdiktan sonra az ilerdeki masanin üzerine birakti. sazligin hisirtisini bastirmaya gücü yetemeyen saat tiktaklarinin yanina vardi, zamani yokladi. zaman eskimiyordu hic. her sey eskiyordu da, bir tek o baki kaliyordu aralarinda. belki de gülüp geciyordu eskiyenlerin haline…o da istemez miydi eskimek ve miadini doldurup bir köseye cekilmek? hep yirmilerindeyse eger bu zaman- ki cocuklar ona zaman dede derler- o zaman istemiyor olmaliydi; ama yaslandikca yaslaniyorsa kendini yalniz hissetmesi kuvvetle mümkündü.

gece yarisina on iki vardi ve o acik pencereye dogru ilerledi. pencereden basini uzattiginda, sanki artik baska bir alemdeydi. boyut degistirmis, evden cikmis, daha disariya varmamis bir aramekandi onu kucaklayan…rüzgar bunu firsat bildi uzun düz saclarinin uclarina takilip sag yana savurdu onlari hafifce ve kendine yarattigi bosluktan istifadeyle, tam da hayalini kurdugu gibi, ince boynunu tavaf edip gögüs dekoltesinin oradan iceri girdi. tüylerini ürpertti bu capkin yel; ama yüzünü de gülümsetti. bakislarini gecenin icindeki karanliga cevirdi. alisinca bu karanin belki de en güzeline yukariya cevirdi basini. gökyüzünde yildizlar parildiyorlardi, cok uzaktaydi her biri ve onlari akvaryumda baliklari tutmak icin kullanilan, süzgec seklindeki agla yakalamaya calistigi günleri hatirlatiyorlardi simdi. yildizlara bakmak hangi insana iyi gelmis ki ona gelsin? kimi yildizlara gitmenin özlemiyle tutusmustu, kimi yildizlara yüklemisti hayatin ve kisilerin anlamini. o da bir ehli beserdi nihayetinde ve simdi gözlerini dikmis oldugu yildiza yüklenen anlam, zihninin daha tozlanmamis raflarindan cikip gelmisti karsisina. ınce biyikli bir gencti o, sürekli pasa cayi icen ve gülen. tartisirken elleri gülerdi, yazarken parmaklari ve bakarken gözleri. siktiginda yumrugunu yumrugu bile gülerdi. bir sokakta kafasina yedigi kaldirim tasiyla öldügünde bile hâlâ gülüyordu tüm bedeni…

gökten yere indi bakislarini, karanliga daha cok alisan gözleri ilerideki gölün nazli sazlarini secti. bunlarin hisirtisiydi onu pencereye cagiran. cok hikayeler bilirdi, sazlarin insanlari kandirdigi. denizcileri denizden gelen ugultular, karadaki gezginleri de sazlar bastan cikarirdi. o da bastan cikmisti artik, geri dönüsü yoktu bu ara boyutun. hirkasini aldi, cayini koydu ve balkondaki tahta sandalyeye oturdu. simdi gece heryerindeydi, parmak uclarindan saclarinin teline kadar. az ilerde, yine sazlara dogru, ates böceklerini gördü. yere inen yildizlardi onlar da…nasil da tir tir titriyorlardi. cesitli daireler ciziyorlardi bu ufak ates toplari. her biri bir kivilcim. birini avucuna alsa simdi…alsa avucunun icine…bu onun kivilcimi olsa, sönmese hic. olmaz ki. bir kivilcimla ne yapabilirdi ki o, hem onu digerlerinden ayirmak etrafindaki aydinligi azaltmaktan ne kadar öteye gidecekti? vazgecti bundan…onlar toplu durmaliydi, her biri bir kivilcim…tek basina hic; ama cok basina bir yangin, ya da aydinligi gecenin…

hafif yel, bekledigi sevgilisinin hirkasiyla cikisina bozulmus olmaliydi ki, ictigi cayda dalgalar yaratiyor, saclarini daha bir saga savuruyor ve bedenini yoklayacagi boslugu ayarlamaya calisiyordu. o bunlardan habersiz. gözlerini kapatip sesleri dinlemeye devam etti. sazlarin salinisi, atesböceklerinin ugultusu…o da neydi? nasil dalmis olmaliydi kimbilir, ki bunu yok saymisti o cok güvendigi duyu organi? circir böcekleri sazligin kenarinda bir yerde ötüp duruyorlardi. adlarini hak edislerinin sebebi “cir” “cir” sesleri iki üc yankiyla yanina variyordu, ya da koro cok sesli bir parca okumaktaydi sazliga karsi.
bülbül gülle nam salmisti ya, aslinda en sarkicisi circir böcekleriydi. dogaya en cok türküyü yakan onlar. güzellik beklemezlerdi ki hic biri. bir yonca yapragi icin, bir kücük ayrik otu icin, fidan boylu bir saz icin, yillanmis bir cinar, ufak bir zeytin ya da uzun bir kavak icin sürekli bir sekilde nagmeleri inletebilirdi onlar. ama gece bitip de sabaha varmayagörsün…o zaman serenatlarini keserlerdi yarida ve usulca ayrilip sevgililerinden cekilirlerdi köselerine.
bir keresine aykiri birtanesi, cesaretle kendi evine girmisti. bu seferki ötüsü yalnizliktandi garibimin. öyle icli “cirliyordu” ki, onu bulup yine ayrik otlarina, camlara kavaklara sarki söyletmek farz olmustu. ınce biyikli delikanli. yine gülen elleriyle o minicik böcegin pesine düsmüs, saatler sonunda bulmus ve balkonun kenarindan asagiya birakmisti. ödülü bol sekerli, acik ve soguk bir caydi. bir dikiste keyifle icti cayini. elini koyacagi yeri kestiremeyip ensesine yerlestirirken bu sefer gamzelerini güldürerek konustu: “ımansiz acemi, amma ugrastirdi bizi.”

sanki tüm sesler kaybolmustu simdi, her biri erimisti circir böceklerinin ayininde. her biri yok olmustu iste…bir tek circir böcekleri vardi, bir tek onlar…
konusulmamis sususlar vardi,
alinmamis cevaplar,
verilmemis sözler…
simdi circir böcekleri bunun türküsünü söylüyordu zihninin derininde. utanmasa en sevdigi sarkinin melodisini bulacakti bu ötüslerde.

acti gözlerini, sogumus cayindan son yudumunu aldi. o cayina uzanirken, yel girecegi boslugu buldu ve firsati kacirmadan yine girdi sevgilisinin boynunu dolanip icerilere. circir böcekleri rüzgarin bu hareketini bekler gibi gecis yaptilar baska bir sarkiya. hep bir agizdan, tek sesli bir güfteydi dillerindeki.

saat simdi akrebinde on dördü yelkovaninda ertesi günün ilk saatini gösteriyordu. ıcini ürperten eylül gecesi sogugunu rüzgarla birakmaya niyetlenip hareketlendi.
son kez, yüzünü lacivert atlasa cevirdi, bir yildiza sabitledi bakisini. ordan yine ates böceklerinin oynasan kivilcimlarina bakti, sonra nazli nazli salinmaktan bikmayan sazlara.
circir böceklerinin serenatlarindan bir parca aldi. baskasina degil belki, ama ona ninni olacakti bu ötüs.
usulca ayaga kalkti ve iceri girdi. pencereyi de kapatip kendi odasina vardi, kulaklarinda dogaya yakilmis türkü ve aklinda elleri bile gülen cocuk.
 

biracayibkadın Design by Insight © 2009