sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mart 2010 Cumartesi

ve sonunda kucagimizda...bin jip!

0 benim de söyleyeceklerim var



resmen cakirkeyfim. önce onu bi bilelim. blogun icindeki cogu seyden sorumlu olmak istedigimi zannetmiyorum dksjnf.
esasinda cakirkeyf olmam icin de tek gecerli sebep yok ha...iki duble rakinin etkisindeyim ve de simdi burda anlatmaya niyetli olmadigim bir sürü güzelligin...

akabinde tesadüfen abimin evinde daha ambalajindan cikmamis halde buldugum kim ki duk eseri "bos ev" (bin jip) i de bulunda isler cigrindan cikti tabii. "oha, herhalde filmde treesome var. günün anlam ve önemine binaen izleyelim" dedigim seyin, sahane ötesi bir yapim olabilecegi aklima nerden gelebilirdi?

basrol oyuncularinin tek kelime konusmadigi ve yardimci oyuncularin da bülbül gibi sakimadigi bir film bu. bunun ötesinde bize aslinda cok da asina olmadigimiz bir hayatlar silsilesiyle geliyor.
rahatsiz etmesinin yaninda, dehset bir huzuru da pesinden getiriyor..

abimin deyimiyle "sinema tarihinin en güzel öpüsme sahnesi"ni barindiran bir film.
uzakdogu sinemasi hayranlarinin asla ve asla es gecmemesi gereken bir "bas yapit"...

duygusal zirtlak bir seyler oldugunu zannedenler!!!11 kim ki duk'u tanimiyor musunuz lan?!?!?!
filmi durdurup arada iki saat film ve de hayatimiz ekseninde sohbet muhabbet ettik. o derece güzel be!!11

-simdi arkami dönüyorum ve orda kimse yok :/-

19 Şubat 2010 Cuma

coraline'imin kumasi, stopmotion prensi: mary and max

1 benim de söyleyeceklerim var


bazen, king benim kafama vura vura "bu filmi izleeee" diyor. ben de izlemiyorum. onun önerdigi filmleri midem kaldirmiyor arkadasim...yoksa ben normalde, dikkatle takip ettigim insanlarin "bunu kacirma" dedigi seyleri kesinlikle denerim. ceres de bunlardan biri oldu son zamanlarda. king gibi sadist filmlere sardirmadigi icin, gayet de makul seyler koyuyor önüme.

stopmotion animasyon filmlerine karsi ayri bir saygi duyuyorum. bu filmlerden, sessiz olan birini izledikten sonra, bir bucuk yil süren yapimina dair bir de belgesel izlemistim. 30 dakikalik olan filmin sadece %10 kadari bilgisayar ile yapilmisti ve müziklerinden dekoruna, oradan cekimine kadar bir sürü emek ve yüzlerce insan isin mutfaginda yer aliyordu. o dakika dedim ki "dostum sandmann'a(1) da bayilirdin zaten sen"

o gün bugündür, bir animasyon stüdyosu "stopmotion film yaptik biz" dese, benim tüylerim diken diken olur. kendimden gecerim.
iste bunu bilmeden, haberim olmadan sadece "animasyon" deyü izlemeye karar verdim mary and max'i.

-girizgahlarimin cok uzun oldugunu biliyorum; ama öyle iste-

film baslar baslamaz bir le fabuleux destin d'amélie poulain havasi sezinledim ben. hani yani yalnizlik olsun, kendini eglendirmek olsun ve ilginc ayrintilara dikkat etmek olsun...arka plandaki hikâye anlaticisinin da bunda payi büyük tabii ki.

"adam" i izlemis biri olarak, max'in hastaligina dair bir seyleri kafamda zaten canlandirmistim...ama onun "disability" olarak kabul etmedigi bu seyin, dünya üzerindeki tek "elle tutulur gözle görülür" arkadasi tarafindan bile coook sonra "ütülenebilecek bir sey" olarak görülmesini hesaplamamistim.

olaylardaki abartisiyla, duygusalligiyla, dünyanin eksikler ve fazlalarin birbirini dengelemesiyle döndügüne dair yapilmis harika bir film izledim ben.
hikâyesi haricinde spoiler yapilabilecek o kadar cok lâf, söz var ki...

bence siz benim gevezeligimi birakin da, izlemediyseniz bunu izleyin.
ahan da size link:
(1) sandmann dogu almanya'da cocuklar yataga gitmeden önce oynatilan bir stopmotion kahramanidir. sandmann bir külttür yanisi.

12 Şubat 2010 Cuma

"ıssız adam" a neden sinir oldum?

0 benim de söyleyeceklerim var
yok yok, yeni izlemedim. bugün sevgilimle sabah gerceklesen "uykusuz"luk degis tokusumuzda bir sekilde "ada ben ayrilmak istiyorum" cümlesine geldik ve ben issiz adam'a dair icimdeki tüm zehir zemberek lâflari akitayim istedim. ammavelakin "cok hamlamisim yea!" baglaminda seyirten er kisimin hosuna gitmemis olacak bu tema ki, kendisi "kendi kendime tartismam" konusunda israrci oldu. ben de "eger sana anlatamiyorsam, bloga yazarim icimi. peeeh" dedim. artik bi derdim sikintim oldugunda da kendisine takip etmesi icin blog adresimi vericem. bana ulasabilirsin beybi.


evvela, cagan irmak ile ilgili tüm bir düsüncem icin;
yani simdi cekenini sevemedigim bir adamin nadir de olsa bir eserini sevebilirdim; ama cagan isimli bu yönetmen ile kisisel bir husumetimiz yok, olmasi da söz konusu degil. cilekli pasta filminde görmüstüm en son yüzünü. o derece uzagiz birbirimize (zaman ve mekan olarak eheh)

yalniz bu yazimi sadece issiz adam'a ayirdim. ona olan tüm bir killigimi burda acikliycam.
hayir, antipopülerizm popülerligi falan da yapmiyorum. neden ki? ben bu filmi sabah üce dogru, bir bilgisayar koltugunun tepesinde 5 bölüme ayrilmis bir sekilde izledim. her bir bölümü de "hadi lan hadi lan" diyerek bekledim eheh. bizde yalan yok arkadas.
bu film kendini izlettiriyor. izlettiriyor da, nasil bi sey yani bu?

issiz adam, hayatimda izledigim en ayaklari/basi/götü havada filmdir. nokta. diger türlü, filmere karsi az cok bi bilgim oluyordu. hani yani beklenti belli. ona göre de sikko bir film cikmasi adama koymuyor. peki ya cagan bey? size ne demeli? "hic degilse bu gol olsun be...mustafa'nin hatrina be!" dedim de, dinletemedim...

"issiz" oldugu ileri sürülen alper'in, bir cesit seksomanyak olmasi...bunca tecrübesine ragmen erken bosalmada dünya rekoru kirabilecek seviyede berbatlasmasi, bunun hicbir sebebe dayanmamasi (babandan dayak yememissin, anan mis gibi dolma yabiyor, esek yüküyle para kazaniyorsun ibnenin evladi. deli mi sikti seni, derdin ne) adami kudurtuyor.

ya sevisirken kitap yazar gibi konusan kadin? ya o güzelim havuclu pasta? ya o kirkbeslikler? ya o bogazda kalan dolma?
en cok da buna üzülüyorum. ne kadar pis bir insanmissin sen be alper! ne kadar itmissin! annenin elcegizcikleriyle sardigi dolmayi düzdün lan kizin bogazina, hiyar! insan annesine olan saygisindan o dolmalarin bitmesini bekler.

neymis? ada, ayrilmak istiyormus. ellaam ya. ben o kizin yerinde olsam, her mantikli türk kizi gibi "nere ayriliyon dümbük" derim evvela. kolay mi lan öyle ayrilmak. ayrilmak istiyomus...daha iki gün önceye kadar sevismeyi bilmiyodun. ögrendin de adam mi oldun? rahat mi batti bi tarafina ya? of! bak sisiyorum yine. abi sevmiyorum bi filmi, geriyor beni replikleri. kasintiligi.

adam gelirken "ada seni seviyorum" dedi ya. öf, bi git. böyle bize alper'i "seviniz, oksayiniz onu. o bir üzüntülü, zavalli adam" etiketiyle pazarliyorlar resmen...
bana ne lan? neden zavalli oldugu bile belli degil. misir bulmus, püsküllüsünü ariyor iste. hic bosuna issizlanmasin. onun neresi issiz be?! diye bagirasim geliyor taksim sokaklarina cikip...ammavelakin filmin üzerinden iki yil gecti nerdeyse, yeniden bi atesini alevlendirmenin alemi yok...

bugün sevgilim, hevesimi ada'nin bogazinda kalan dolmalar misali kursagimda birakmasaydi hakkinda yazmayacaktim bile.
söyle filmlere prim vermeyin ya.


8 Şubat 2010 Pazartesi

viva zapata!

0 benim de söyleyeceklerim var



zapata'nin hikâyesine ne kadar yakin, ondan nerelerde farklilasiyor bu tartisilir; ammavelakin emile kazan'in yönetip john steinback'in hikâyesini yazmis oldugu bu film kesinlikle izlenmesi gereken klasiklerden.
zapata, kendi icin "silahlardan ve atlardan anlarim ben sadece" diyen, haksizliga gelemeyen bir köylü.
diaz'a söyledigi su cümle beynime kaziniyor;

"sabir mi? bizim ekmegimiz sabirdan degil, bugdaydan yapiliyor"

marlon brando'nun asiri derecede makyaj ile kirpiklerine varana kadar degistirildigi filmde, zapata'nin kisiligine dair bir iki seyi de görmüs oluyoruz.
elinin tersiyle parayi ve pulu itisi, savasinin "halk" adina oldugunu söyleyisi ve toprak reformunun hemen gerceklestirilmesi gerektigine dair olan kararliligi filmde vurgulanan noktalardan.

zapata'nin diaz'a karsi ciktigi sahnenin, filmin sonlarinda abisi general olduktan kelli milletin karisi ve topragina göz diktiginde fernandaz'e karsi gerceklesmesi ve zapata'nin "ben naaabiyorum laaagn" diyerek kendine gelmesi cidden hos bir sahnedir...

karisina el koyulan köylünün, zapata'nin abisini öldürdügü sahnede "savasta ölmedi ki, onu bir general olarak gömelim" dediginde neredeyse cosup "he he heeeyyt!" diyecektim.
zapata öldürüldügündeyse kurulan su cümle aslinda halk önderlerinin ölülerinin bazen dirilerinin önüne gectigini anlatiyor;

"bazen bir ölü, bir diriden daha beter bir düsmandir!"

-ve kimse, halki zapata'nin öldügüne inandiramaz...

5 Şubat 2010 Cuma

türkceye cevirisine hayran kaldigim: esaretin bedeli

0 benim de söyleyeceklerim var
bu filmi izlemeyen kaldi mi?

4 Şubat 2010 Perşembe

cocuklugumdan beyaz perdeye firlayan kahraman; sherlock holmes

0 benim de söyleyeceklerim var


evet, tabii ki farkindayim ilk defa piyasaya sürülmüyor sherlock holmes hikayeleri. biz, ilk defa bu uzun ince bey'in kafasinda melon sapkasi ile ortalarda dolandigina sahitlik etmiyoruz; ama neredeyse en yeni varyetesinin bile üzerinden 20 yil gecmis...sherlock holmes hikâyeleri tozlu raflarda yerini aldi derken, guy ritchie bize bunun hic de öyle olmadigini gösteriyor.

analitik düsünmesi, zekâsi, cilginliklari ve ingiliz espri anlayisindan uzaklasan mizahi yönüyle sherlock holmes, 2009 damgali filmiyle kendini yeni yetme maceracilara sevdiriyor. stephen king'in janjanli büyülü kitaplarindan ve onlardan esinlenen filmlerinden ortaya cikan kocaman bir gerilim dünyasinin icine dogmus bireyler olarak, su siralar vizyondaki yunan tanrilari ve insan arasinaki bitmeyen savaslar temali filmlerin yaninda; analitik düsünmenin, bilimin ve zekânin öne cikarildigi bir ana(sherlock holmes), iki yan(dr, watson, irene adler) karakterin arz-i endam ettigi film cölde su gibi desem, yalan olmaz.


mistizmin 2009 yili sonundan itibaren hayatimiza cöreklenmisligini göz ardi edemeyiz. 2012 filminden tutun da avatar'a ordan olympos'daki hirsizlar'a ve dr. parnassus'un hayal gücü'ne uzanan genis bir yelpazede önümüze sürekli "akil ile aciklanamayacak olaylar" ile bezeli filmler getiriliyor. ben, bunlari egale eden bir sherlock holmes'ü izlemeye bayildim!

birkere yönetmenini tebrik etmek gerekiyor, dr. watson karakterine jude law gibi bir adami yerlestirmek cok güzel olmus. belki bir on yas daha üzerine eklemis olsaydik, sherlock olarak da johnny depp'i görürdük...kim bilir? ama ona olan hevesimizi alice'in harikalar diyari macerasina sakladik-onu da dört degil öndört gözle bekledigimi söyleyeyim inceden-
robert downey jr. ise, rolüne cuk oturmus. bu filmde kimse fazladan, kimse eksikten yer almiyor. bu konuda tereddütünüz olmasin.

filmin örgüsünde, kara büyü-ritüel vesaire gibi hadiselerin nasil koca koca güruhlari etki altina almak icin kullanildigina deginilmis. bunlarin hepsinin iyi gören gözleri icin "mantikli" bir aciklamasi olacagina vurguda bulunulmus. sonuc olarak sherlock abimiz tüm dügümleri analitik düsünme yapisi, hayret edilecek keskinlikteki dikkati ve umursamazliginin icindeki koca umursarligi ile cözümlüyor. film boyunca bir insanin kiskanclik, sorumsuzluk, icki, asiri derecede tütün kullanimi (kitapta kokain ve morfin de kullanir kendisi) habis huylarina ragmen bi' noktada duygusala baglayan bir sherlock izliyoruz.
su dakikadan sonra söylenecek her sey spoiler'a girer.
bu filme gittiginizde güldügünüzü, aksiyonun alâsini yasadiginizi, romantizmden bir parca yakaniza taktiginizi ve "akliniza sastiginizi" görüyorsunuz. tabii ki holmes'un romanlardaki kötücül ikizi olan profesör moriarty de isin icinde. onsuz olur mu? yüzünün karanliklarda kaldigi bu dehset akla sahip, holmes'u etkilemeyi basaran kadini dahi avucunun icine almis olan bu adam ile maceranin ileriki dönemlerde de devam edecegini düsünüyorum. o kadar roman yazildi, hikâye anlatildi...devam ettirin be, n'olmus?!

sir arthur conan doyle'nin yarattigi bu karakterin edgar allan poe'nun bir romanindan esinlenerek ortaya ciktigini söylemekte faide var. ayrica robert downey de 2009 senesi sonunda "poe" isimli bir filmde oynamaya baslamisti. 2012'de karsimiza cikacakmis bu film de. hos tesadüf, ne diyeyim:)

az kaldi en önemli buldugum noktayi unutuyordum...
bu filmin müzikleri var abi...bu filmin müzikleri var. hans zimmer yapmis ve öyle güzel yapmis ki, sizi sahneden sahneye sürüklerken cosuyorsunuz. öyle böyle degil.

cekim tekniginden müzigine, ordan kostümüne, ordan örgüsüne...ben filmi cok begendim. sadece 2 oscar'a aday gösterilmesini de kiniyorum ayrica. ammvelakin bu oscar'lardan biri müzik icin hans zimmer'ya gidecekmis. gitmezse topsun akademi. zaten sevmiyorum seni!

dipnot, gözüme ilisen bir adet bilgiyi verecegim...spoiler da kullanmis olacagim lâkin...
blackwood'un milleti gazladigi mekanda oturdugu koltugun üzerindeki isleme yazi neden ibraniceydi? ayiptir lan...yoksa tüm kötülükler israil'den mi geliyor demeye calisiyorsunuz ksdjnfdjnf. hic sanmam...ama o neydi alla'sen?!

son olarak...nedir bu kargalarin sizden cektigi!
(aklimda bi' sey daha vardi; ama unutmusum:/)

BU FiLM SiNEMADA iZLENiR...

21 Ocak 2010 Perşembe

ve huzurlarinizda fatih akin'in son otlu filmi; soul kitchen!

2 benim de söyleyeceklerim var

bak, pixar önüme ne koysa yirim. yani onlarin animasyonlari benim icin das kapital gibi bir sey. acar acar okurum, okur okur ibret alirim. (su aralar okudugu kitap "dünya sendikal hareketinde iki karsit cizgi" olan bir insanevladiyim ben)
fatih akin da, zeki demirkubuz gibi (c blok'u saymaz isek), bayilarak izledigim yönetmenlerden biridir. belki de bu aylim baylim olmamin sebebi, adamin filmini yaptigi yerlerde yasiyor/yasamis olmam. bilemiyorum.
türkiye'den baska memleket görmemis birinin fatih akin'in gegen die wand
filmini yahut da im juli'yi (yine bu ask filmi kategorisinden yirtiyor), atiyorum senaryosunu yazdigi kebap connection'i ve bu son filmi soul kitchen'i anlamasini beklemiyorum. bu kadar da beklentilerimi düsük tutuyorum.
fatih akin almanya günlügü tutan bir yönetmen. cok da güzel yapiyor bunu. auf der anderen seite ve crossing the bridge gibi yapimlar dünya sinemasina cesitli perspektiflerden mâl olabilirler belki; ama ne olursa olsun...gegen die wand olamayacaklardir benim gözümde.

neysem fatih akin övmeyi bir kenariya birakip filme gelelim...
yönetmen filmin hakkinda "heimatfilm" demis...yani ne? "evimin köyümün filmini yabdim"
fatih bey, soul kitchen'in kendi kisisel sinema tarihi icinde son "böyle" filmi oldugunu söylemis. artik baba oluyormus, daha ciddi isler yapacakmis. her filmde cigarayi cogh süper gibi bir sey gösteren sensin. ben onsuz da keyf alirdim o filmden. aferin mi diyeyim yani?

oysa ki cok keyifli film. müzikleri icin cocugunu kesecek insanlar taniyorum. film bittiginde "vuu beybi, hadi gidip bi diskoda sabaha kadar boogie yapalim" deme ihtiyaci hissettim.
yönetmenlik hadisesinde, bence cektigi filmlerin kategorileri baz alindiginda dünya klasmaninda yarisabilecek bir ademoglu olan fatih akin'in "harika" bir is cikardigini söylüyorum. karelerin icine dalasiniz geliyor.

"hey man! du hast das finanzamt gefick" in yarim saat sonrasi "er hat das finanzamt gefickt und es ihn" repliginin gelmesi ise hos olmus djksnd. memnunum.
hikâyesinde illâ ki gercekci olmayan bir iki nokta da var. olsun. cani sagolsun.

st. pauli reklamiyla yine tavrini ortaya koydun be aslanim fatih!
bülent abimizin kendini oynadigi (piskopat yani ehuee), moritz abimizin köfte dudaklariyla arz-i endam eyledigi, hatunlarin da bence bemece oldugu yapimi izleyiniz. begenmezseniz, begenmezsiniz. nedir?

ricky- bir kuguya dönüsen bebegin sacma hikâyesi

0 benim de söyleyeceklerim var

hayatimda izledigim en sacma filmlerden biriydi. the curious case of benjamin button bile daha az yadirganmisti tarafimdan (evet, ben sevemedim o filmi)

gayet normal bir ailenin, gayet normal bir cocugu dünyaya geliyor saniliyor ve bebek altinci ayinda falan böyle bi kanatlar cikariyor dsklfnkf. abi bebegin kanatlari var ve melek degil. bildigin kanatli ama beyaz degil kanatlar. gerci sonra beyazlasti da, aynisi kugularda da oluyor.
ayrica mastürbasyon yapan bir anneyi görmeye alisik degil gözlerimiz. cekin onu ordan!!!1
anladigim su ki, filmin sonunda anne-üveybaba-cocuk üclemesiyle birlikte "aslinda bizim bir cocugumuz var ve ricky de ucup gitti(yaban ördegi gibi kdjfnjd) bizim melegimiz, iste bu kizimiz" denmeye calisilmis.
sonunda kizceyiz üvey babaya alisir falan.
o kadar begenmedim ki filmi, bu kadar olur. sadece veled cok tatli. seker mi seker. yirim lan onun o yanaklarini.


izlemeyin. buna berlinale'de gecen sene ödül mü vermisler ne? sastim kaldim.

adam; two strangers, one a little bit stranger than the other

0 benim de söyleyeceklerim var

son dönemde izledigim en keyifli amerikan filmlerinden biri oldugu kesin. sanirim realizme takmis durumdayim. bir filmde gercek hayata dair ne kadar cok nokta bulursam, onu o kadar seviyorum.

adam, asperger sendromu olan bir adam. kafasi dehset seylere calisan bir elektronik mühendisi.
film, babasinin ölümüyle yalniz kalan adam'in hayatina giren beth ile basliyor. forrest gumb ile benzesen yeri de saniyorum ki onunla devam etmeyisi - ya da onun parcasi olan bir seyle...

karsinizda, duygularinizi anlamayan, direkt söylemediginiz takdirde imânizi cakozlamayan biri olsaydi ne yapardiniz?
mesela sevgilinizle kavga ettiniz diyelim...onun sözlerinin altindaki mânâyi cözemiyorsunuz. size ak diyorsa ak, kara diyorsa kara...haylice zor.

beth cocuk kitabi yazmak istiyor ve adam onun icin neticede bulunmaz bir kaynak oluyor.

filmin, kücük prens ile baslamasi ise...apayri bir güzellik:)

"oraya ait degildiler; ama bir sekilde oradaydilar iste"

welcome - yabanci seni buralarda istemiyoruz

0 benim de söyleyeceklerim var


aslinda yaptigimiz bi' yerde ayip ya hu. para verilip izlenmesi gereken filmleri online izliyoruz. vakti bununla geciriyoruz. ben mesela, bir yandan ders calisiyor bir yandan da canimin sikildigini anladigim vakit gunlukfilm'e sardiriyorum.
favori cubugum resmen "aa, sunu da bir izleyeyim" dedigim filmlerle dolmus, tasmis durumda. gerci dün üc adedinin canina okudum, sirasiyla gideriz. hem gecen seferden kalma, sinema keyfim olan soul kitchen'i yazmamisim...arada bir de sinemada did you hear about the morgans? i izledim; ama o filmde pek deginilecek bir sey oldugunu sanmiyorum. onun icin onu es gececek olma ihtimalim yüksek :)

neyse, gelelim welcome'a. ben bu teknikte cekilen filmlere bayiliyorum sanirim. müzik, -görece- az replik...daha cok görüntü ve duygularin görüntülere yansimasi.
hikâyesi, biraz siradisi bir iltica/mülteci hikâyesi. 17 yasindaki, irak kürdistan'indan sevdigi kiz, manchester united ve ailesine para göndermek hevesiyle yürüyerek(evet, yürüyerek) fransa'ya kadar gelmis bir gencin, ordan ingiltere'ye gecme cabasini anlatiyor. kiz, babasinin onlari yanina almasiyla ingiltere'ye tasinmak zorunda kalmis.

fransada, limanda yasayan illegal göcmenlerin hayatlarina söyle bir bakmamizi sagliyor. limandan tirlarin icine saklanarak, kafalarina gecirilmis posetlerle ölüm kalim mücadelesine dönüsmüs seyahatler. insan kacakciligi...

bu mültecilere yardimda bulunmaya calisanlarin "suc" islemesi. mültecilerin banyo yapmak icin bir yerler aramasi...alisveris merkezlerine sokulmamalari. kisacasi onlari yok sayma, kafadan hirsiz/ugursuz gözüyle bakma.
aski ugruna mans denizini yüzerek gecmeye niyetlenen bir genc. ona kol kanat geren ve yüzme ögretmeni olan adamin ayrildigi karisina "o sevgilisi ugruna dört bin kilometre yol gelmis ve simdi bir denizi gecmek istiyor. bense sen giderken karsi caddeye bile gecememistim" demesi...irakli sevgilinin zorla kuzeniyle evlenecek olmasi...

ic burkan birsürü detayi var vefakat suluzirtlak degil. belli bir gerceklik cercevesinde olup bitiyor her sey.
kenariya not alin. izleyin derim.
ps: irakli kürt genci oynayan cocuk türkiye kürtlerinden anladigim kadariyla. hakeza sevgilisi mina da kardesi falan saniyorum ki.

8 Ocak 2010 Cuma

moon: görsel sölensiz bilim-kurgu nasil olur?

0 benim de söyleyeceklerim var

sorunun cevabi filmde gizli. kediler ve kitaplar baglantisinda hakkinda dehset bir elestiri yapilmisti zaten. o günden sonra, bu filmi buldugum yerde izlemeye karar vermistim. iyi de yapmisim.
dün aksam günlerdir sekmelerin birinde "moon filmini izle" seklinde yer alan online izleme sürecine giristim.

filmin ay'da geciyor olmasi, tek kisilik bir kadro ve esas beyin bir bilgisayar ekseninde ilerleyisi, örgüsü...dehset olmus.
neredeyse "klon da olsa, insan insandir lan" diye sokaklara cikip bagirasiniz geliyor. bir insanin hayatiyla bu kadar oynanmaz ki canim!

neyse, eger ki bilim-kurgu filmlerini ve de felsefeyi ucundan azcik seviyorsaniz kacirmamalisiniz.

hatta buyrun size online izleme linki:

http://gunlukfilm.com/moon.html#more-5584

6 Ocak 2010 Çarşamba

iki dil, bir bavula sigar mi?

2 benim de söyleyeceklerim var



cok soru soruyorum, siz de haklisiniz...sorularimin cevaplarini da alabilsem...ne âlâ...
günlükfilm'e söyle bir bakarken yüklediklerini gördüm. ne yazik ki torrent morrent gibi hadiselere dalmisligimin olmamasi, netbook'umun ekraninin kücücük olmasi gibi seyler beni film indirmek aliskanligindan uzak tuttu. sadece online izliyorum. yok eger online izlenmeyecek kadar kiymetliyse de sinemaya gidiyorum.
bu filmi sinemada izlemek icin neler vermezdim; ama öyle her film de gelmiyor buralara iste. ne vakit gelecegi de belli olmayan bu filmi, dumani üzerindeyken izlemeyi yegledim.
izlerken midemde bir bosluk hissettim. yumruk yemisim gibi canim acidi. bebekligimi es gecersek eger, güneydogu/dogu illerine gitmisligim ikiyi gecmez. kürtceden baska dil bilmeyen insanlari, ben istanbul'un tuzla semtinde tanidim. batman'dan göcen komsularimizin cocuklari tek kelime türkce bilmiyorlardi. komsu kadin da hakeza. okula giden 3 cocuk ve de kocasi biliyorlardi. anlasmak ne kadar da zor olmustu...
köyleri bosaltilmisti, zorla göc ettirilmislerdi. savip sattiklari üc bes kurus degerinde arsalarla evlerini almis, daha önceden civara yerlesmis akrabalarinin yanina gelmislerdi.

(zilkif)
selman'i cok sevmistim ben...selman, apartmanimiza tasindiginda 4 yasindaydi. kepce kulaklari ve tok burnuyla cocuklarin icindeki gözdemdi o benim. hele hele annemin israri üzerine doktora götürdüklerinden sonra taktigi gözlük ile hepten "gözlüklü sirin" e benzemisti ve bu hâlini daha cok sever olmustum.

birer selman gördüm ben bu filmde karsimda...daha köylerinden, köklerinden koparilmamislardi. türkce konusan birsürü yasiti arasinda kendini kötü hissedecek biri yoktu aralarinda. "yabanci" olan ögretmendi. o da yabanciliginin farkinda degildi. topraklarin sahibi gibi hissediyordu aslinda kendini. 23 nisan egemenlik ve cocuk bayrami konulu kisimda yasananlar da bunun bir simgesiydi "cok sanslisiniz" diyordu ögretmen cografyanin cocuklarina.

sans, her sabah "ne mutlu türküm diyene" ile biten bir andi okumak miydi?sans, anasinin ak sütü gibi helâl bir dilde egitim görememek miydi yoksa?
yoksa sizin sans dediginiz, ne oldugunu bildigi hayvanin türkcesini söyleyemedigi icin "salak" damgasi yiyen cocuklarin düstügü hâl mi?

iki dil bir bavul, daha gidecek cok yolumuz oldugunun göstergesi aslinda. bir "ic ülke"nin varligini cocuklarin varligiyla gözümüze sokan bir belgesel film.
övgülerin hepsini hakediyor.

7 Aralık 2009 Pazartesi

kaplumbagalar da ucar (di mi?)

0 benim de söyleyeceklerim var

oyuncularinin cogunun cocuk olmasi ve yine hepsinin oyuncu olmayan cocuklardan olusmasi sasirticidir; ama cok güzel olmustur.
türkiye-irak-iran sinirinda bir kampta yasayan bir dolu kürt cocugunun hayatlarindan bir kesittir anlatilan.
saddam rejiminin yikilmaya yakin zamanidir. kampa gelen kollari olmayan bir cocuk, yine ufak bir kiz cocugu ve bir bebek vardir. halepce'den kacip gelmislerdir.
cocuklar, hayatlarini mayin toplayarak kazanirlar. mayin toplamak...
burda cocuklugumun ne de sansli oldugunu düsünüyorum. acilar cektim ben öyle mi? peh! savas görmemis, savas tehlikesiyle hic burun buruna gelmemis birinin cektigi aci ne ola ki?
neyse dagitmayalim...
cok etkileyici bir film. kolsuz cocugun kehanetleri var mesela...kötü olan gelecek seyleri görebiliyor...görebiliyor derken, tahmin bir nevi.
kiz cocuguysa bebege annelik etmeye zorlaniyor sanki kendi cocuguymus gibi. istemiyor ama. bebegi seviyor; ama yine de istemiyor iste...
sonunda bebegi öldürüyor bir yagmur suyu gölünde...
kendini defalarca bir kayadan atmak, yakmak istiyor gölde...
halepce'de irzina gecmisler cünkü...arap askerleri üstüne cullanmis dokuz yas bedeninin...
sonunda bebegi bir kayaya baglayip attiktan kelli göle, kendini de bir yardan asagi birakiyor...
kolsuz oglan tek basina kaliyor...

filmde, bir de cocuklarin bskanligini yapan, canak anten takmis oglan var. ona saygiyla bakiyor tüm cocuklar. o da kiza hafiften asik oluyor. cocukluk aski...
onun icin her seyi yapmaya razi...
saddam devriliyor, amerikan askerleri geliyor...
bir seyin degismedigini anlatmaya calisiyor film aslinda...degismeyecegini de savas ve tutsaklik oldugu sürece...

filmde en cok hosuma giden de, bu canak anten lakapli cocugun fedaisi konumundaki ufak sevimli velet. nasil bir cocukluktur o yarabbim...sürekli agliyor, üstü basi pislik icinde, gerci herkesin üstü basi pislik icinde..."ama bana dedi ki, bana onu ver dedi...vermem dedim, bana vurdu(burda bir de kendine vuruyor)...dedim neden vuruyorsun? dedi sana ne?" ayni cocuklugumuzda basimizdan gecen bir hikayeyi harfi harfine anlatmamiz gibi...

filmin yönetmeni ayrica türkiye'de adi belki bir nebze daha cok duyulmus olan sarhos atlar zamani'nin da yönetmeni. bu film de kürtce cekilmis...

savas zor is...cocuklar icin hele hele...
savas isteyenlere, kapak olsun!

11 Kasım 2008 Salı

why so serious baby?!

0 benim de söyleyeceklerim var

evet, konumuz joker. herkes seviyor degil mi? eveeet! ah ilkokulum benim. hani örtmen "günaydin cocuklar" diye kisa ve net derdi de "sagoool" diye uzatirdik. o hesap. yemekten önce ne yapariz? ellerimizi yikariiiiz.

neyse dagitmayalim hocu. joker. batman the dark knight. üfü, the kara sövalye!
oysa ki mevzu ying yang. oysa ki en süperi orda "mikemmel" sifati altindaki adamin icinde bir yerlerde onun bam teline dokunuldugu dakika ortaya cikaracagi patlama. netekim, patlatti da ibne sagi solu. peki ama onun bam telini kim buldu?! tabig ki joker. tabig ki süper adam. tabig ki o yagli pis saclarini geriye iteleyen, igrenc makyajli ve jilet kesigi yüzlü, parayi bir pislikmiscesine yakan anarsist ruhlu psikopat herif.

onun icin saygimi hakediyor kendisi. batman'i hayli tutucu buluyorum. adam güya joker'i öldürmeyerek iyi bir halt yedigini saniyor. oysa ki sacmalik. joker'in seni parmaginda oynatacagini hâlâ mi ögrenemedin? bunca cizgi roman, bunca film bosuna mi cekiliyor kardesim. ben de anlamiyorum ki?!

bu durumda sen joker'i öldürmezsen. o da gelir senin en yakinlarini senin elinden alir. seni sinir etmek icin daha cok insana zarar verir. kimse de "ahan da sen joker gibi bir vatandasi öldürdün pis ibne" demez. senin de icine neden dert oluyor bu kadar joker'i öldürmek anlamiyorum batman efendi. yok neymis? istedigi buymus. ee? psikopat herif sagi solu öldürüp, kesip bicmeye devam edecek. ver istedigini. hepimizi kurtar su beladan...

kurtaramiyorsan da biat et kardesim?! egil önünde bu zeki adamin seni dize getiriyor diye. seni elinde oyuncak gibi cevirip cevirip döndürüyor diye.
kötü mötü, herif pes etmiyor. zekâ küpü mübarek üstelik. canim...
hele o konusmadan önce dilini iceri sokup sokup cikartmasi, dudaklarini islatmasi yok mu...bir psikopat anca bu kadar süper oynanir.
escinsel kovboylardan kendini uyusturucuyla gebertene selam olsun.
iyi adamdin, süper adamdin da...iste dehalar yalniz kaliyor demek ki.
 

biracayibkadın Design by Insight © 2009