8 Aralık 2009 Salı

bizim tekir

0 benim de söyleyeceklerim var

yolunu sasirmis yagmur damlasi
girdi pencereden iceri
ve patisine degdi tekir'in…

tekir
konusur gibi
cevirdi bakislarini sahibine

ne geliyorsa basina sudan geliyordu iste
akvaryumdaki balik degil miydi
suda yüzen
akilcelen
ve „pencereden kac“ diyordu bu yagmur damlasi

kediler suyu sevmezdi ya,
özgürlügün özgül agirligi
suyunkinden fazlaydi…

bizim tekir,
cevirdi yesil bakislarini cama
ve cikti özgürlük yoluna,
sacaklarin altindan gecip
islatmamaya calistigi
basi gibi dik
kuyruguyla…

topaç sadece bir çocukluk anısı mıdır?

0 benim de söyleyeceklerim var

topaçların plastikleri cikti sonra; ama en makbulü tahta olanidir gözümde.

benim bir tane vardi, hatrimda kaldiginca rengi pembeydi. garip bri pembe ve yer yer dökülmüstü. babam onu eskiciden almisti. sali pazari'nin yaninda sahaflar olurdu ve onlar eski seyler de satarlardi. pinokyo kitabinin 200 sayfalik ilk tercümelerinden birini getirdigi gündü. hangisine sevinecegimi bilememistim. altin cocuk kitaplari serisinin pinokyo kitabi...o zaman kitaplarda bir de dis kap varmis. eski kitap bunlar. kitabin asli kirmizi, mavi, gri; düz, kalin bir kapak. disindaysa resmi.

her neyse...topacimin ipi yoktu ve topac nasil döndürülür bilmiyordum. ucunda civiye benzer bir sey vardi. teneke islemisler ucuna. sebebi yere sadece bir yerden degmesi ve de daha uzun dönebilmesi. tabi ki dönebilmesini saglamak icin ilk önce yapmam gereken, onu firlatmayi ögrenebilmekti.

topac firlatmak deyip de gecmeyeceksin. benim cocuklugum, topaca deger verilmeyen bir dönemdeydi. onun yerine tasolar vardi ve evcilik setleri canak cömlekten olusan. el yapmasi olmayan bebekler bir de.
sapanla da gezmezdik...

saniyorum ki babam da, kendi cocuklugunu hatirlattigi icin getirmisti bu topaci bana. ucuna lastik bagladik. don lastigi. babam, don lastigiyle en iyi dönecegini söyledi, tecrübeliydi...
evin icinde sardik sardik döndürdük. benim sardigim ve de firlattigim topac hemen yere düserken onunki firil firil dönüyordu. gözleri attigi topacindaydi. o zamanlar daha otuzlu yaslarinin ilk demindeydi.

nasil topac firlatilir, iyice ögrenmistim artik. cok da seviyorum onla oynamayi. mahallede benden baska kimsenin topaci yoktu ve firlatmayi da bir tek ben biliyordum.
topacimi alip, onlara gösteriyordum. eni konu güzeldi benim eski topacim...

sonra onla oynamaktan sikildim. büyüdüm sanirim. evden ayrildim, oyuncaklarim baskasina verildi.
topacim kaldi ama...
kütüphanenin soldaki cekmecesinde kaldi...
babamla oynadigimiz oyunlarin bir hatirasi...
benim pembe, boyalari dökülmüs, ucunda artik tamamen sünmüs bir lastik bagli cocuklugum.

kıvırcık

0 benim de söyleyeceklerim var

tut-çek-bırak. gördün mü, bozuldu. bozulur tabii. ancak düz saçı çekip bıraktığında bozulmaz. kaybedecek bir şeyi yok çünkü.

"rahat" diyorlar sana...sevdiğin adama sevdiğini söyleyip ne idüğü belirsiz karşılıklar alıyor olmana rağmen umursamaz bir şekilde omuzlarını silkip "ne yapayım. ben bıkana/bıktırılana kadar böyle" dediğin için. kıvırcık saçlı insan yapabilir ancak bunu.
ciddiyim. düz saçlı gamsız insanlar göremezsin. onların evhamları saçlarına bulaşmıştır. bonus kafalarımızla, deniz dalgalarımızla, buklelerimizle bizler "acımadı ki" yapıp köşelerimizde salya sümük ağlayanlarız.

iyi mi? bilmem. kim karar verebilir ki bunun iyi olup olmadığına? kimse.
hayatını saçındaki kıvrımlar gibi yaşıyorsun. güzel ki...

7 Aralık 2009 Pazartesi

acı

0 benim de söyleyeceklerim var


küçükken parmaklarımın bitiminde tırnaklarıma doğru çıkan et parcalarını yerdim hep. deri soyulurdu. kızılca et görünürdü ordan. acayip bir haz alırdım bundan. acıydı o. acırdı canım. sızlardı parmaklarım. sonra sonra bıraktım.

biraz daha büyüdüğümde cengelli iğnenin ucuyla parmaklarıma minik delikler açmaya kalktım. acısı, etlerimi yediğimdeki acı ile eş değer değildi ve vücudum ısındıkca ellerim terliyordu. korku da geliyordu acının yanı sıra. onu da bıraktım.

merkep kadar kız oldum. şimdi acı duyumsamak istediğimde insanlara, cevaplarının canımı sıkacağı şeyleri soruyorum. parmaklarımın sızısını yüreğimde duyumsuyorum. nasır bağlıyorum sanıyorum, oysa ki yaralarımın kabuklarını soyuyorum.

yanisi...demek istediğim...benim gibi psikopatların yemekten çok, kendi tenlerinde ve tinlerinde hissetmeyi sevdiği şey bu acı.

parali asker'in "ask" i

0 benim de söyleyeceklerim var
"...
-ask ciddi bir istir. bu yüzden sana uymaz! sen yasami eglence olarak düsünüyorsun. asksa acidir, sikintidir, kahredici atestir. aslinda öyle olmamasi lâzim; ama öyle oluyor. hatta bazen insanlarin aci cekmek icin asik oldugunu bile düsnüyorum.
+ama mutlu olanlar da var
-ask tutkudur. tutkulari tutku yapan da iclerindeki acilardir!
+urfa biberi de aci; ama tutku degil
-öyle mi saniyorsun? seni dünyadan haberin yok. isotsuz bir yasamdan söz et bakalim urfaliya, ne olacak?"


yücel sarpdere
parali asker, sf. 35-36 (derleme)

kaplumbagalar da ucar (di mi?)

0 benim de söyleyeceklerim var

oyuncularinin cogunun cocuk olmasi ve yine hepsinin oyuncu olmayan cocuklardan olusmasi sasirticidir; ama cok güzel olmustur.
türkiye-irak-iran sinirinda bir kampta yasayan bir dolu kürt cocugunun hayatlarindan bir kesittir anlatilan.
saddam rejiminin yikilmaya yakin zamanidir. kampa gelen kollari olmayan bir cocuk, yine ufak bir kiz cocugu ve bir bebek vardir. halepce'den kacip gelmislerdir.
cocuklar, hayatlarini mayin toplayarak kazanirlar. mayin toplamak...
burda cocuklugumun ne de sansli oldugunu düsünüyorum. acilar cektim ben öyle mi? peh! savas görmemis, savas tehlikesiyle hic burun buruna gelmemis birinin cektigi aci ne ola ki?
neyse dagitmayalim...
cok etkileyici bir film. kolsuz cocugun kehanetleri var mesela...kötü olan gelecek seyleri görebiliyor...görebiliyor derken, tahmin bir nevi.
kiz cocuguysa bebege annelik etmeye zorlaniyor sanki kendi cocuguymus gibi. istemiyor ama. bebegi seviyor; ama yine de istemiyor iste...
sonunda bebegi öldürüyor bir yagmur suyu gölünde...
kendini defalarca bir kayadan atmak, yakmak istiyor gölde...
halepce'de irzina gecmisler cünkü...arap askerleri üstüne cullanmis dokuz yas bedeninin...
sonunda bebegi bir kayaya baglayip attiktan kelli göle, kendini de bir yardan asagi birakiyor...
kolsuz oglan tek basina kaliyor...

filmde, bir de cocuklarin bskanligini yapan, canak anten takmis oglan var. ona saygiyla bakiyor tüm cocuklar. o da kiza hafiften asik oluyor. cocukluk aski...
onun icin her seyi yapmaya razi...
saddam devriliyor, amerikan askerleri geliyor...
bir seyin degismedigini anlatmaya calisiyor film aslinda...degismeyecegini de savas ve tutsaklik oldugu sürece...

filmde en cok hosuma giden de, bu canak anten lakapli cocugun fedaisi konumundaki ufak sevimli velet. nasil bir cocukluktur o yarabbim...sürekli agliyor, üstü basi pislik icinde, gerci herkesin üstü basi pislik icinde..."ama bana dedi ki, bana onu ver dedi...vermem dedim, bana vurdu(burda bir de kendine vuruyor)...dedim neden vuruyorsun? dedi sana ne?" ayni cocuklugumuzda basimizdan gecen bir hikayeyi harfi harfine anlatmamiz gibi...

filmin yönetmeni ayrica türkiye'de adi belki bir nebze daha cok duyulmus olan sarhos atlar zamani'nin da yönetmeni. bu film de kürtce cekilmis...

savas zor is...cocuklar icin hele hele...
savas isteyenlere, kapak olsun!

araba vapuruyla yarisan marti

0 benim de söyleyeceklerim var

bir bayram aksami, istanbul'dan tingir mingir ciktiginiz yolunuza... bayram trafigi, e-5 de ivir zivir satan insanlar derken vardiniz eskihisar'a...

eskihisar cocuklugunuz aslinda...topcular'a vardiginizda babaniz beklerdi sizi, koca gözlükleri ve ay gibi gülümsemesiyle.
henüz memeleriniz cagla bile olmadigindan sıkıca bastirdiginda gögsüne gögsünüzü hicbir aci hissetmezdiniz...kalp atislariydi kulaklarinizda yankilanan...

yolculugun buraya kadarinin haddinden fazla uzun sürmesi münasebetiyle, idrar torbanizdaki sıkısmayı gidereyim dediniz; ama bayanlar tuvaletinin önündeki kuyruk, buz gibi esen yelle birlesince attiniz iceriye kendinizi...
iceride yeni moda olmus bardakta misir, ki siz cok seversiniz bunu...
bir bardak doldurduk mu, tamamdir...

"vapurdan bir sey alinmaz!" derdi anneniz. hem pahalidir vapur, hem de...ikinci "hem" nedir bilinmez..pahalidir iste...
cebinizde paranizin oldugunu bildiginiz halde, sanki yasak elma yiyormuscasina sarilirsiniz sicacik misiriniza bardakta...icine üc damla nar eksisi...oh...
yüzünüzü kapiya cevirirsiniz sonra...dogru disariya...

yara yara marmara denizi'ni, gecmektesinizdir öbür kiyiya. aksam olmustur, sehirlerin isiklari yanmistir. surasi hereke...bak burada yalova...
derken, hareketli bir seye carpar en iyi gören gözünüze...kanatlarini bir cirpan, bir rüzgâra birakan kendini...
beyaz, bembeyaz degil ama...bir marti! kanatlarinin uclari siyah...
boynunu cevirir de bakar size...sonra yine önüne...
inatla, vapur gittigince o da gider...kanatlarini bir cirpar, bir nazli nazli birakir rüzgâra kendini...
kanatlarini cirpar...
o kanatlarini cirpar, siz hüzünlenirsiniz...
gece, kapkaranlik...
gece, örtmez üstünü martinin beyazinin...
gecenin icinde sizin adiniz...
marti, inatla ucar karsi kiyiya, vapurla yarisircasina.
yüzsüz degildir. atmak istediginiz simitlerin, misirlarin pesinden kosacak degildir.

simdi o, rüzgâr ile arkadas olmus, koca bir demir yiginiyla yarismaktadir denizi yara yara gecen...

onun kanatlari, sizin anilariniz...

hurma nezdinde bir baba kiz hikâyesi

0 benim de söyleyeceklerim var

ben güzel cocuktum agalar beyler, cidden güzel cocuktum...agladigim sadece düsüslerimde kalirdi, mizikcilik yapmazdim oyun oynarken, belki de oyunlari iyi bildigimden kelli...kavgalara karismazdim, karisirsam dövülenin dayak yemesini engellemek icin diller dökerdim...arada isgüzarlik yapardim, aciktim mi milletin tostuna göz dikerdim; o olmazsa borc alirdim vermezdim...

ben güzel cocuktum velhasil, her yil mavi önlük degistirirdim, boyum uzardi sürekli. ferit'i seksekte yendigim gün klos önlük etegimi altimdaki taytimdan da güc alarak döndürü döndürüvermistim...o sinirlenmisti de, bana ders boyunca "kaplumbaga burunlu" demis durmustu hatta...

ben güzel cocuktum, babam eve gelmeyislerinin arasinda kolumdan tutar gezdirirdi beni...cok severdim onu, cocukken daha bir baska daha degisik severdim. bana kitaplar getirirdi hepsi eski kokan...o kitaplarin hepsini saklamami söyledi. sakladim ben kitaplari, sözünü tuttum...hepsini tutamadim ona verdigim sözlerin, hâlâ da tutamamisligim vardir...ama kizmiyor bana o, biliyorum...
benim güzel cocuklugumda bu babanin ve bu babayla özdeslesmis hurmanin yeri ayridir...
yillardan hangi yil, aylardan hangi ay bilemedim...ki yili bilsem, ayi da bulurduk orasi kolay...ramazan ayi'nin ilk günü. eminönü'ndeyiz baba kiz kol kola...babamin yanimda oldugunu bildigimde, sanki dünyanin neresinde olursam olayim hep birden fazlayim, ikimizin toplami ikiden fazlasini veriyor belli...
mavi musambayla örtülü seyyar satici tezgahlarina yanasiyoruz, ikimizin gözlerinin ici de isil isil...hurmayi seviyoruz biz, hem de ne kadar cok seviyoruz. zeytin gibi mesela...portakal gibi, o da olmadiysa...hurma gibi seviyoruz ki biz babamla onu!

birbirimizin gözlerinin icine bakip, o pariltilardan destek alip besyüz gram mi yoksa bir kilo mu onun tartismasini yapiyoruz, bir kilo da kara kiliyoruz...üzerinde fiyati yazan kese kagidini alip, denize nazir bir banka atiyoruz kendimizi...bir yandan gülüyoruz biz yandan hurmalarimizi yiyoruz, cekirdek citler gibi...
sonra yine el ele evimize geliyoruz baba kiz...

ve ben, o gün bugündür ne vakit hurma yesem, o kücücük güzel kiz olurum...babasinin elinden tutmus, eminönü'nde hurma yiyen...
bilirim ki, hâlâ ayni pirilti olur gözlerimizde, ellerimizi hurma tabaginda yanlislikla dolanirken, bakislarimiz birbirine degdiginde...

ask in "corba" hâli

0 benim de söyleyeceklerim var

[hımm...ask...tisisi, adeta evet]

durmak, düsünmek
kosmak, tutulmak
agri, sanci

-es-

uyumak, düslemek
uyanmak, özlemek

-es-

konusmak, konusmak
susmak, dinlemek-duymamak
(ip-le-mez gi-bi dav-ran-mak)
bozusmak
yemek
icmek
sevismek(kelimelerle)
.
.
.
ooo...oley!
öpmek, koklamak, karismak(sulara)
bakismak,
..........oksamak,
..................uykuya dalmak(birlikte)

-es-

bir dem!

3 Şubat 2009 Salı

ilk; ama son degil

0 benim de söyleyeceklerim var

basima ilk dert actiginda yasim 12 olmaliydi. bingöl'den mahallemize tasinan ailenin kücük kizi türkceyi cok az konusabiliyordu ve o yüzden susmayi tercih ediyordu. gülten.
ablasi figen, bir iki yil okula gitmis olmanin tecrübesi ve ona göre daha düzgün türkcesiyle mahallede aramizda bir yer bulmaya calisiyor, kardesiyle muhatap olmamaya özen gösteriyordu...

gülten, kacan toplarimizi getiriyor, ortada sicanda araya gecemeyen oluyor, ücgen oyununda mahallenin yadigâr iki diregiyle birlikte dikiliyordu.

cocuklar cok acimasizdir aslinda...acimasiz ailelerin cocuklariydik cogumuz. kendimi tenzih edebiliyorum. annem ipek yengeyle, figen ve gülten'in annesi, hayli iyi bir muhabbet kurmustu ve evde aldigim terbiye gülten'e yapilanlara sokakta sinirlenmeme sebep oluyordu.

birlikte oynadigimiz oyunlarda cüssem sebebiyle kendisine fazla haksizlik yapilmasina izin vermiyor vefakat okudugum okul sebebiyle mahalleye haftada bir kez geliyordum.

"pisik" deniyordu gülten'e; cünkü gördügü bir kedinin yanina gitmek icin "pisiik" diye bagirmisti. gülten'e hic pisik demedim. diyemedim. pisik dedindiginde gözünün doldugunu farketmek canimi sıktı; ama kimseyi de vazgeciremedim.

iste, haksizliga gelemedigim icin yedigim ilk yumruk bu "pisik" hikayesi ile baslar.

mahallenin kabadayilarindan ramazan iti -bizden büyüktür 4 yas- kafayi kazitmis. gülten, ben, o sokaktayiz. sokagin basindaki evin merdivenlerine tünemis ramazan. gülten ile ne yaptigimizi hatirlayamiyorum simdi. ince sesiyle kizcagiz bir seyler söylerken bana. "gel lan buraya pisik" dedi ramazan gülten'e. gülten bana bakti...

***
-niye gelecekmis ki senin yanina?
+cagiriyorum da ondan. gelmezse vururum bi tane
-yok yea?! nereye vuruyosun. kolay miydi öyle vurmak?
+sana ne be?
-asil sana ne? gitsene bizim sokaktan manyak sey!
+kız pisik! gelsene suraya! sigara aldircam. gel.
-oha!

***
birbirimize yakinlasiyoruz bu arada. ramazan'in kel kafasi güneste parliyor. o gülten'e pisik dedikce ben sinirleniyorum. "sussana be" diyerek yanina geliyorum. gülten benim pesimden geliyor. ramazan gülten'i yakaladigi gibi bir tane vuruyor ona. güneste beynim dönüyor. hayatimda hicbir insan evladina vurmamisim daha. ilkim oluyor ramazan'in kel kafasi. tüm hincimla geciriyorum. tokatlarim sap sap ediyor derisinde. ramazan afalliyor. ufak tefek bir cocuk degilim. bir an toparlanamiyor; ama toparlandigi dakika bana öyle bir yumruk koyuyor ki, cenem yerinden oynuyor. o gün bugündür "kıt" diye bir ses gelir cenemden.
cöktüm kaldim yerime...cenemin uyusuklugu gecene kadar ramazan da gitti sokaktan.

hâlâ gelemem haksizliga. bazen cüppemi giyip avukatliga soyundugum söylenir, kimi an popülist oldugum. tek bildigim var...böyle ögrettiler bana evimde. tek cocuk olmama ragmen "paylas" dediler. ilk bisikletimin tatile giderken verdigim arkadasimdan kirik dönmesine ragmen paylastim..."arkadaslarini ispiyonlama asla" dediler...lisede onur kuruluna secmeye calistiklarinda "ben ailemden ispiyonlamayi ögrenmedim" diyerek karsi ciktim..."birinin gücünün yetmedigini gördügünde yardimina kos. yüzünü cevirme ondan öteye" dediler...hayatimda hep bunu yapmaya calistim. kendi islerimi yarim birakip baskalarininkilere kostum.

kendimi seviyorsam, sirf bu yüzden seviyorum. iyi ki haksizliga gelemiyorum. bu yüzden sonralari da cok hirpalandim, hirpalanmadim degil. bazen güvenip de yaninda durdugum insanlar adi de ciktilar. oldu bunlar hep, hayat...heyhat!
yine de...her seye ragmen...haksizliga gelememek insan oldugumuzun kanitidir.

yani demem o ki, yüzünüzü cevirmeyin kimseden...orda oldugunuzu anladiklari anki gülümsemeleri yeter. su bencil dünyanin düzenine uymayin.
 

biracayibkadın Design by Insight © 2009