6 Ocak 2010 Çarşamba

iki dil, bir bavula sigar mi?

2 benim de söyleyeceklerim var



cok soru soruyorum, siz de haklisiniz...sorularimin cevaplarini da alabilsem...ne âlâ...
günlükfilm'e söyle bir bakarken yüklediklerini gördüm. ne yazik ki torrent morrent gibi hadiselere dalmisligimin olmamasi, netbook'umun ekraninin kücücük olmasi gibi seyler beni film indirmek aliskanligindan uzak tuttu. sadece online izliyorum. yok eger online izlenmeyecek kadar kiymetliyse de sinemaya gidiyorum.
bu filmi sinemada izlemek icin neler vermezdim; ama öyle her film de gelmiyor buralara iste. ne vakit gelecegi de belli olmayan bu filmi, dumani üzerindeyken izlemeyi yegledim.
izlerken midemde bir bosluk hissettim. yumruk yemisim gibi canim acidi. bebekligimi es gecersek eger, güneydogu/dogu illerine gitmisligim ikiyi gecmez. kürtceden baska dil bilmeyen insanlari, ben istanbul'un tuzla semtinde tanidim. batman'dan göcen komsularimizin cocuklari tek kelime türkce bilmiyorlardi. komsu kadin da hakeza. okula giden 3 cocuk ve de kocasi biliyorlardi. anlasmak ne kadar da zor olmustu...
köyleri bosaltilmisti, zorla göc ettirilmislerdi. savip sattiklari üc bes kurus degerinde arsalarla evlerini almis, daha önceden civara yerlesmis akrabalarinin yanina gelmislerdi.

(zilkif)
selman'i cok sevmistim ben...selman, apartmanimiza tasindiginda 4 yasindaydi. kepce kulaklari ve tok burnuyla cocuklarin icindeki gözdemdi o benim. hele hele annemin israri üzerine doktora götürdüklerinden sonra taktigi gözlük ile hepten "gözlüklü sirin" e benzemisti ve bu hâlini daha cok sever olmustum.

birer selman gördüm ben bu filmde karsimda...daha köylerinden, köklerinden koparilmamislardi. türkce konusan birsürü yasiti arasinda kendini kötü hissedecek biri yoktu aralarinda. "yabanci" olan ögretmendi. o da yabanciliginin farkinda degildi. topraklarin sahibi gibi hissediyordu aslinda kendini. 23 nisan egemenlik ve cocuk bayrami konulu kisimda yasananlar da bunun bir simgesiydi "cok sanslisiniz" diyordu ögretmen cografyanin cocuklarina.

sans, her sabah "ne mutlu türküm diyene" ile biten bir andi okumak miydi?sans, anasinin ak sütü gibi helâl bir dilde egitim görememek miydi yoksa?
yoksa sizin sans dediginiz, ne oldugunu bildigi hayvanin türkcesini söyleyemedigi icin "salak" damgasi yiyen cocuklarin düstügü hâl mi?

iki dil bir bavul, daha gidecek cok yolumuz oldugunun göstergesi aslinda. bir "ic ülke"nin varligini cocuklarin varligiyla gözümüze sokan bir belgesel film.
övgülerin hepsini hakediyor.

komando cohen'de...biz sadece dinleyerek ask pekistiriyoruz

0 benim de söyleyeceklerim var

iki hafta önce dernekten arakladigim 21 adet cd'nin icinde bir adet "field commander cohen" cd'si bulunmasi mucize kâbiline girebilir. bu dogaüstü adamin 1979 yilindaki turnesinden temiz kayitlarla elime gecmis olan bu güzide eseri ilk defa bugün dinleyebiliyorum. tabii ki icindeki parcalari muhtelif zaman ve yerlerde dinlemisligim mevcuttu vefakat böyle nirvana gibi bir albüm olmasi cok hos. belki de dance me to the end of love gibi kült bir parca icinde yok; ammavelakin "hey, that's no way to say goodbye", "lover, lover, lover" gibi dehset seyleri barindirmasi öpüp basa koyulasi.


kanada'dan cikip gelmis, tüm dünyaya mâl olmus bu ademoglunun "working for yankee dollar...drinking coca-cola" dedigi sarkisindan adini alan turne albümünü bir yerlerden bulun indirin. indirilmeli. herkesin tesadüfi bir sekilde birgün 21 cd bulabilecegini ve icinden bee-gees, pink floyd, gipsy king yaninda bir de cohen imzali bir seylerin cikabilecegini sanmiyorum:)
gelelim track list'e:
-field commander cohen
-the window
-the smokey life
-the gypsy's wife
-lover, lover, lover
-het, that's no way to say goodbye
-the stranger song
-the guests
-memories
-why don't you try
-bird on the wire
-so long, marianne
***
bir link bulursaniz haber verirsiniz, belki buraya da ekleriz...ne bileyim :)

kücük prens, orada misin?

0 benim de söyleyeceklerim var

kücük prens sorulara cevap vermez. bunu ögrenmis olmamiz gerekiyordu ondan...o sorulari sorar ve aklina yatani unutmamak icin tekrar eder.

yetiskinler icin yazilmis, cocuk kitabi gibi duran bu cep kitabina ne muamelesi yapmali? bir felsefe basucu eseri mi? elestirel yaklasmali ama kesinlikle. her seyi alinip da "baba" edilmemeli.

evcillestirmek tanimina dikkat edilmeli diye düsünüyorum. ortada bir gercek var ki, o da yetiskinlerin hayal dünyasindan git gide uzaklastiklari. bunun aksini kanitlamak icin, homo ludens olusumu havai fiseklerle kutluyorum.

kücük prens gül'üne trip atmakta hakli miydi? bence evet. o kadar kiymet verdi. onun söylediklerini sorgulamadan yaptigi cok oldu ve öteki ona hic karsilik vermedi. -belki de bu noktada, onunla konusmasina izin vermek bile bir karsilik sayilabilirdi-gerci insan(!) nasil gül gibi bir cicegi sevebilir, bilmiyorum. belki kücük prens ömrüboyunca baobap agaclari yerine gülleri görseydi, bir baobap agacini gördügünde benzer hisleri yasayablirdi.
sonuc olarak, prensin "ona karsi sorumluluk duyuyorum." dedigi noktada hak verebildim sadece, yillar sonraki tekrar okuyusumda.

tilki'nin beklemek üzre söylediklerini yine kulagima küpe ettim...

size bir de online olarak istediginiz dillerde okumaniz icin linkini vereyim -acilis linki türkce velakin-;

http://www.odaha.com/antoine-de-saint-exupery/maly-princ/kucuk-prens



apâsk'Ima okumak icin dört gözle bekledigim seylerden biri...

3 Ocak 2010 Pazar

nerden gelmis ki bunlar?

0 benim de söyleyeceklerim var
simdi iki sey var...

birincisi, cifit carsisi...digeri de "haydan gelen huya gider"

öncelikle cifit carsisi;

cifit, yahudi demekmis. cifit carsisi da yahudi pazari ve bu tamlama yahudi pazarlarinin ne kadar karisik, düzensiz oldugunu belirtmek icin kullanilirmis.
simdi de benim odam icin bicilmis kaftan.

haydan gelen huya gider;

hay, ermenicede ermeni mânâsina gelirmis...hu da rum. osmanli döneminde haytalar ermenilerin esnaflarindan kestikleri haraci, rum'un meyhanesinde tükettiklerinden türemis bu da.

-bu bilgileri sunan arkadasa, selamlarimizi yolluyoruz-

gögü kucaklayip getirdim sana...

0 benim de söyleyeceklerim var
bir adam, disarida biraktigi birsürü seyin acisini duyumsar gögsünün sol yaninda. arkadaslarini özler, birlikte icilen sicak cayi, martinin cigligini, bir annenin ilik nefesini, bir babanin hirkasi altindaki resmini. bir kadin düser aklina. hepsine yansir yüzünün resmi. arkadaslarinda onu görür, inandiginda onu, annesinde, babasinda, martinin cigliginda o.

görüs günü...

kadin, saclarina bahari takip gelir adamin yanina. arkadaslarini getirir eteklerinde, annenin ilik nefesini tasir üzerinde. babanin seyiren gözleri, onun gözleri. dudaginin ucu bir parca marti. parmaklari zeytin, peynir ve cay.

"oy bana en yakin, oy bana en uzak yar"

tellerin ardindan koklar adam kadini. bir nefeste bitirecekmis gibi acilir burun kanatlari. kollarini olabildigine iki yana acmistir kadin varmazdan evvel yamacina adamin. sigdirabildigi kadar kucagina, gögü getirmistir adama.

simdi özgürlük -bir degil, o- kadinin sacindan ayagina uzanan bir ilkim kesfedilmek icin istah duyulan, dehset bir sekilde istenen, yazik ki erisilemeyen

13 Aralık 2009 Pazar

ne? oyun mu dedin? ben de varim!

2 benim de söyleyeceklerim var
Caput magnus confusus bir arkadasindan bulmus, ben de ondan gördüm! Homo ludens olarak da hemen atladim (atlamak)
***
Oyunun ismi "En Yakınımdaki Kitap"tı ve kuralları şöyleydi;
•Kendinize en yakın kitabı alın.
•Sayfa 56’yı açın. 5. cümleyi bulun.
•Cümleyi bu kurallar ile birlikte yayınlayın.
•En sevdiğiniz, en moda veya en entellektüel kitabı seçmeyin, en yakınınızdakini alın.

***

benim en yakinimdaki kitap radi fis'den "ben de halimce bedreddinem" ve 56. sayfanin besinci cümlesi su:
kayalar arasinda isikli serpentiler yayarak coskuyla akan dag irmagininhic dinmeyen ugultusu esliginde derbentci ona yedi bela timur'un karsisinda bile sunca ürkeklik göstermeyen bilge bir seyhten söz etti.

12 Aralık 2009 Cumartesi

serap eser'in ölümünün düsündürdükleri

0 benim de söyleyeceklerim var
ölümünün arkasindan annesinin söyledigi su sözlerle beynimde yer edecek ;

"cenazemi kimsenin propagandasina alet ettirmeyecegim. sizin caniniz benim canimdan daha cok yanabilir mi? o zaman susun!"

üzerinden politika yapilamayacak; ama tartisilabilecek bir hadise bu.

çok güzel, konuşulması...tartışılması harika. yalnız şu gündemde, tavşan doğuran dağ misali ortaya çıkan ikiyüzlü bir açılımın ertesinde ben bu kızcağızın ölümünün vebalini devlete yüklüyorum.
ya kendi elleriyle öldürdüler, ya da öldürülmesini sağlayacak koşulları yarattılar. şimdi bir cenaze üzerinden yine prim yapılıyor tartışmaları doğacak. hrant dink' in ölümünde de aynı oldu, ceylan' ın da ufuk'un da.

çocuklar ölüyor ya hu! çocuklar neden olduğunu bilmediğimiz bir savaş yüzünden ölüyorlar. ölmüyorlarmış gibi ölüyorlar hem de. gepgenç.

"götüne kodugumun orospu çocukları" demenin bir işe yaramadığını ne vakit öğrenecegiz? ne vakit başınızdakilerin bizi yolunacak kaz gördüğünü, bunların kirli politikalarına alet olduğumuzu, medyanın tekelinde sadece düşünmemiz isteneni düşündüğümüzü...
yapmayalım arkadaşlar şunu. güya biz ülkenin yazan, okuyan, düşünen azınlığındanız.
bu kadar mi cürmümüz? yapmayın...

dtp'nin kapatilmasi üzerine

0 benim de söyleyeceklerim var
dtp, türkiye siyasi tarihinde "kürt meselesi" yüzünden kapatılan onuncu parti. bunlardan türkiye birleşik komünist partisi, sosyalist parti, sosyalist türkiye partisi, demokrasi ve değişim partisi ile emek partisi(bunun işim hakkini geri verdiler bak sonra. davası düştü) "hep" geleneğinden gelmeyen partiler. tüzüklerinde "halkların kendi kaderlerini tayin hakki"nı savunduklarından meydana gelen birtakım davalarla kapatılmış durumdalar.

kararın hukuki boyutunu hukukçular tartışsın. sorunlu olduğunu zannetmiyorum. yanlış çıkılan bir yoldan doğru sonuçlar bekleyemezsiniz. bu anayasa ile böyle. seksen anayasası mı dedin, yüzde on baraj mı dedin, insan hakları mı dedin...öptüm güzelim.

kendi kapatılmaları söz konusuyken dtp'nin "nalıncı keseri gibi kendine yonttuğu" düşünülen; ama samimi olduğu "olası bir kapatılma kesinlikle demokratik değildir." söylemi hatırlanmalıdır.
siyasi parti kapatmanın antidemokratikliğine degimeyecegim. kendi nazarımda olayın "gelecek" etkisinden bahsedeceğim, o kadar. çünkü "önümüzdeki maçlara" bakma zamanı gelmiştir.

abdullah öcalan'in perşembe günü yapmış olduğu açıklamada "dtp kapatılırsa dünyanın sonu gelmez" demeye getirmesini unutmamak lazım. evet, dtp'den önce aynı gelenekten gelen kaç parti kapatılmış. nedir?
parti kapatma ile yapabilecekleriniz sınırlı. yalnız parti kapatmaya bir de siyasi yasaklama eklerseniz...işte orada niyetiniz "bunlar kendilerini toparlayana kadar..." ile başlayan plânlar yapmaktır. hele hele ahmet türk ve aysel tuğluk gibi iki insanın milletvekilliklerinin düşürülmesi ve siyasi yasakla cezalandırılması, yeni kurulacak partinin yüzleri olmalarını engellemektir. bunların dışında yasaklı 35 kisinin de parti kadrolarında açıktan yer almalarının önüne geçilmiş ve de siyasi kadro yaratma aşamasının uzaması istenmiştir.
bunu da bir kalem geçelim. mecliste şuan 19 bağımsız milletvekili oluyor parti kapatılınca ve ahmet türk ile aysel tugluk'un milletvekillikleri düşürülünce. 19 ile ne yapabilirsiniz? grup olamazsınız. yanı meclis içinde ciddi manada söz sahibi olamazsınız, komisyonlarda yer alamazsınız. size mecburi medyatik önem verilemez...vesaire vesaire.
ama ondokuz, yirmiden sadece bir sayı eksiktir. bu devrede yeni kurulacak bir partide yer alabileceğini açıklayan, takınacağı tavırla kürt sorununa karşı tutumunun samimiyeti belli olacak olan ufuk uras girer.
ufuk uras'ın kurucularından olduğu bir parti vücut bulursa, sine-i millete dönmek yerine yine 20 milletvekilli bir parti kurulur ve yine meclis içinde hak mücadelesine devam edilir.

bugün açısından, dtp'nin kapatılışını protesto etmek haklı bir tavırken, bunu hepten namus meselesi haline getirmek doğru değildir; çünkü buna gerek yok. gün karalar bağlama değil, yapılabileceğin en iyisini yapma günüdür.

dtp'nin kürt sorununun çözümünde "zaten bir şeyler yapamamış" bir kurum olduğunu ve tasfiyesini savunmak ise, olanı biteni görmemek/görmezden gelmek/gösterilene kanmaktan ötesi olamaz.
balık hafızalı bir millet olduğumuzdan ötürü, söyle bir göz gezdirmek lazım son beş yıla...ahmet türk'ün açıklamalarına, konuşturulmamasına, abdullah öcalan ve pkk nezdinde tüm bir kürt halkının üzerine gidilmesine ve son bir yılımızı kapsayan "açılım" tartışmalarına...
bu yol, türkiye'nin canı sıkıldığı için demokratikleşmesi ile değil, dtp'nin ve ilerici demokrat güçlerin çabalarıyla olmuştur. bu kadar kör olmayalım.

herneyse. amerika'dan daha bir ses çıkmadı. konuyu "değerlendiriyor"larmış.
"hukuki karardır, saygı duyuyoruz" repliği sadece türkiye'de dillere pelesenk olmuş durumda. milliyetçi güçler ile ordunun ekmeğine yağ sürmenin daniskası yaşananlar. hükümet ile sözde muhalefet ittifak etmişler, el ele kol kola "biz barış değil, savaş istiyoruz" çığlıkları atıyorlar.
sahiden, duymuyor musunuz?

11 Aralık 2009 Cuma

yetmis yasinda bir erkege asik olmak

0 benim de söyleyeceklerim var
hayir. ona askla bakiyorum. olaylari tahlil edisine, kibarligina, asaletine, espri yetenegine, yardimseverligine...
titreyen ellerinin inadina dengede tutmaya calistigi bükük cetvele takiliyor gözüm. o titremeyi es gecerek yapiyor isini. sinirlenmiyor, sabirli. hayat ona sabirli olmayi ögreteli cok olmus.
evli degil, bir cocugu yok. sanirim yok, sormadim. yasanmislik dolu kocaman mavi gözleri var. insanin yüzündeki organlar sürekli büyürmüs ya, gözler disinda. onun icin olacak kulaklari kocaman, burnu kocaman...
"ah biracayibkadin, seni görmek ne güzel!" diye bagiriyor geldigimde yamacina. sevdigi insanlar etrafina toplandiginda hep böyle gülen gözlerle ve tok sesiyle sesleniyor.
inatci. evet, inatci. kafasina koydugu bir seyi yapmamasinin önünde tek engel yok. onun yanindayken kendinizi huzurlu, degerli ve "baska" hissedebiliyorsunuz ve saniyorum ki bunu neredeyse istedigi herkese hissettirme becerisine sahip. uzun cümleler kuruyor. cümlesinin sonunu bekleyemeyecek kadar sabirsizsaniz, bu sizin sorununuz. oysa ki gercekten güzel seyler söylüyor.
bir keresinde bana "ne demek sevgilim yok? senin gibi güzel ve zeki bir kadinin nasil sevgilisi olmaz?..hmm...haklisin, zor saniyorum ki senin gibi biriyle basa cikmak. yaptiklarina saygi duyamayacak ve onlari desteklemeyeceklere prim verme zaten!...yoo, tabii ki niyetim sana yegenimi ayarlamak degil caniim..."


elinde gezdirdigi prosecco sisesini gülümseyerek "sana da bir bardak doldurayim mi, ha" diye uzatiyor. "biracayibkadin, sana nasil yardimci olabilirim? onunla konusurum ben. sen kendini hazir hissediyorsan, sene basindan itibaren. neden olmasin? tabii ki, yasin genc ve daha uzuun bir hayat var önünde. babana benzeyeceksin sanirim. ona benzemek istiyorsun, görüyorum; ama bence annenin de güclü özelliklerini almalisin. anlattiklarindan sizin evin en güclü insaninin annen oldugunu görebiliyorum. annen olmasaydi, böyle bir aile olmazdiniz. baban, evet. baban cok zeki bir adam olmali. buna inaniyorum. annenden zeki oldugunu da söyleyebilirim hatta...ama annen, evinizin diregi kesinlikle o. senin icin simdilik iki yil boyunca ordan oraya sürüklenmek sorun degil. ama nasil yerlesikleseceksin? ne? yerlesik olmak istemiyor musun? ah, cocugum. benden cok gencsin...asik olacaksin, evleneceksin ve cocuklarin olacak. buna bahse girerim ki cocuklarin olacak. o zaman sabit bir yere ihtiyac duyacaksin. bunu sana yakistiriyorum da üstelik. bu hareketten kopman anlamina gelmez ki...hem sen olmasaydin, bunca isi nasil basaracaktik? sen olmalisin...seni dinliyor kadinlar. kendini dinletiyorsun. görüyorum. bu cok güzel bir özellik"

either...sana asigim. bunu söylemek isterdim yüzüne; ama biliyorum ki ciddiye almayacaksin beni. oysa ki bir insana karsi hissedilebilecek en güzel duygulardan birini sana karsi besliyorum. dedem olsan, gurur duyardim seninle, babam olsan her hâlini örnak alirdim sanirim...30 yas kadar genc olsan...senin olmak icin neler vermezdim...

9 Aralık 2009 Çarşamba

nadas

0 benim de söyleyeceklerim var

"seni özledigimi anladim"
dedi kadin. pis ikili iliskilerden burnunu cikartip derin nefes alabildigi zamanlardaki ilk cümlesiydi bu kendi kendine kurdugu.

"yanlis yapiyorsun"
dedi kadin yine kendine. "ama baska nasil yapilir, onu da bilmiyorsun.
üzülyorum bazen senin icin. üzüleceksin. dizlerindeki yaralarin acilacak yeniden. tuzu yakacak gözyaslarinin pihtilasmis kan arasindaki kizil derini."

"rahat birakmiyorlar"
bir baska cümlesiydi kadinin. nadasa birakmak istiyordu kendini. yenilenmenin ilk kosulu da buydu.

"ama ona karsi sorumluluk duyuyorum. ya bir sey olursa"
diye endiselendi sonra. hep baskalarini düsünmek zorunda olmanin verdigi yük agirlastirdi omuzlarini.

"ona sarilmayi özledim"
diye itiraf etti bir de. sicacik bir sarilmaydi aklinin yaylasindan o anda gecen. kelimesiz konusmaydi belki de. karadelik de olabilirdi. zaman bükülürdü, gecmis silinirdi. bosluk cikardi. sadece sarilma vardi o boslukta.

"peki berikinin canini yakabilecek misin?"
sorusuydu kendisine. cevabini bilmiyordu. beriki belki de zaten ilgilenmiyordu olan bitenle derinlemesine. o da kendi capinda bir yorgundu. o da belki nadastaydi kendince.

"seni özledim derken...yalan mi söyledim? yalan mi söyledi?"
kafasini sorular kurcaladi simdi. hayat gereksiz yere zorlasiyordu.

nadas bu degildi. nadas sessizlikti. nadas topragin kendince suda dövülmesi, buzda asinmasi ve bahar geldiginde yesil otlara evini acmasiydi. kendiyle basbasa kalmasiydi isin özünde. ne yeserecek basak, ne sökülecek burcak olacakti gövdesinde. cani yanmayacakti, yeni can yanmalarina hazir hâle gelene degin.

bunu bile beceremiyordu iste. barikatlari kuran kendi üstelik de.
daha yapilacak cok is vardi oysa. "tut ucundan birakma" diyordu bir baskasi. ucuna tutunacak yalanci seylere ihtiyaci yoktu. gercekler vardi somut ve sevimsiz; ama gercektiler. onlarla bir seyler düzelebilirdi.

basip gitmek gerektigini düsündü bir an. sonra en dogrusunun kalmak oldugunu anladi. giderek sorun cözülmeyecekti hic. evet, yapilacak cok is vardi. kacilmazdi.
isler acilarini ve kaygilarini unuttururlardi belki. denemek gerekti.
deneyecek...
-ecek, -acak kipinde yasiyordu lâkin hayati.
buna da bir care bulmak gerek...

"simdiki zamana en kestirme yol neresi?"
 

biracayibkadın Design by Insight © 2009