12 Şubat 2010 Cuma

bende gizli oldugunu sezenler olmus

0 benim de söyleyeceklerim var
ümmüsen'in tiz sesini telefona fon olan müzikte duyan sevgilim "askim o ne? yollasana bana ben bilgisayari acinca" demis idi.
ümmüsen ile derya köroglu'nun nun düeti iste. sözleri ayri güzel, müzigi ayri. birinin yumusacik, digerinin de tiz sesi birlesince. artik ne olmus...nasil olmus...güzel olmus!

dinleyelim,

sezenler olmus

"bir gittin ki sus oldu, pusa büründü hisar"

0 benim de söyleyeceklerim var
doruklan ceylan isimli bir kullanici var vimeo üzerinde. ben adamlarin hastasi oldum.
ütopyalar güzeldir parcasi favorim tabii ki.
beste güfte ferhan sensoy abimizdenmis...
sözler icin;
Düşten de mor bir aşkı, yaşadın da gittin yar
Bir gittin ki sus oldu, pusa büründü hisar
Bir vapur dumanıyla sanki gelecek gibi
Bir gün gelecek elbet, ütopyalar güzeldir
Onu bana verseler vermeseler ne yazar
Ben bir kadın sevdim ki evim artık gül kokar
Bir vapur dumanıyla sanki gelecek gibi
Bir gün gelecek elbet, ütopyalar güzeldir

ama o nasil bir cekimdir falan ya. hayatlarina girmek istedim adeta.

dinleyelim ve izleyelim;
ütopyalar güzeldir

ayni daldaydik...ayrildik...

0 benim de söyleyeceklerim var
bunu bana dinletene lanet okuyorum esasina bakarsaniz, emme...öyle iste.
cok güzel olmasinin yani sira, acayib de...
nazim'i henüz ünol büyükgönenc'ten dinlemeyenleriniz varsa buyursun dinlesinler. ben yapi ile yapicilar'i dinlemis idim tee eskiden...ama bu taze bitti sayilir;

ayni daldaydik-ünol büyükgönenc

"ıssız adam" a neden sinir oldum?

0 benim de söyleyeceklerim var
yok yok, yeni izlemedim. bugün sevgilimle sabah gerceklesen "uykusuz"luk degis tokusumuzda bir sekilde "ada ben ayrilmak istiyorum" cümlesine geldik ve ben issiz adam'a dair icimdeki tüm zehir zemberek lâflari akitayim istedim. ammavelakin "cok hamlamisim yea!" baglaminda seyirten er kisimin hosuna gitmemis olacak bu tema ki, kendisi "kendi kendime tartismam" konusunda israrci oldu. ben de "eger sana anlatamiyorsam, bloga yazarim icimi. peeeh" dedim. artik bi derdim sikintim oldugunda da kendisine takip etmesi icin blog adresimi vericem. bana ulasabilirsin beybi.


evvela, cagan irmak ile ilgili tüm bir düsüncem icin;
yani simdi cekenini sevemedigim bir adamin nadir de olsa bir eserini sevebilirdim; ama cagan isimli bu yönetmen ile kisisel bir husumetimiz yok, olmasi da söz konusu degil. cilekli pasta filminde görmüstüm en son yüzünü. o derece uzagiz birbirimize (zaman ve mekan olarak eheh)

yalniz bu yazimi sadece issiz adam'a ayirdim. ona olan tüm bir killigimi burda acikliycam.
hayir, antipopülerizm popülerligi falan da yapmiyorum. neden ki? ben bu filmi sabah üce dogru, bir bilgisayar koltugunun tepesinde 5 bölüme ayrilmis bir sekilde izledim. her bir bölümü de "hadi lan hadi lan" diyerek bekledim eheh. bizde yalan yok arkadas.
bu film kendini izlettiriyor. izlettiriyor da, nasil bi sey yani bu?

issiz adam, hayatimda izledigim en ayaklari/basi/götü havada filmdir. nokta. diger türlü, filmere karsi az cok bi bilgim oluyordu. hani yani beklenti belli. ona göre de sikko bir film cikmasi adama koymuyor. peki ya cagan bey? size ne demeli? "hic degilse bu gol olsun be...mustafa'nin hatrina be!" dedim de, dinletemedim...

"issiz" oldugu ileri sürülen alper'in, bir cesit seksomanyak olmasi...bunca tecrübesine ragmen erken bosalmada dünya rekoru kirabilecek seviyede berbatlasmasi, bunun hicbir sebebe dayanmamasi (babandan dayak yememissin, anan mis gibi dolma yabiyor, esek yüküyle para kazaniyorsun ibnenin evladi. deli mi sikti seni, derdin ne) adami kudurtuyor.

ya sevisirken kitap yazar gibi konusan kadin? ya o güzelim havuclu pasta? ya o kirkbeslikler? ya o bogazda kalan dolma?
en cok da buna üzülüyorum. ne kadar pis bir insanmissin sen be alper! ne kadar itmissin! annenin elcegizcikleriyle sardigi dolmayi düzdün lan kizin bogazina, hiyar! insan annesine olan saygisindan o dolmalarin bitmesini bekler.

neymis? ada, ayrilmak istiyormus. ellaam ya. ben o kizin yerinde olsam, her mantikli türk kizi gibi "nere ayriliyon dümbük" derim evvela. kolay mi lan öyle ayrilmak. ayrilmak istiyomus...daha iki gün önceye kadar sevismeyi bilmiyodun. ögrendin de adam mi oldun? rahat mi batti bi tarafina ya? of! bak sisiyorum yine. abi sevmiyorum bi filmi, geriyor beni replikleri. kasintiligi.

adam gelirken "ada seni seviyorum" dedi ya. öf, bi git. böyle bize alper'i "seviniz, oksayiniz onu. o bir üzüntülü, zavalli adam" etiketiyle pazarliyorlar resmen...
bana ne lan? neden zavalli oldugu bile belli degil. misir bulmus, püsküllüsünü ariyor iste. hic bosuna issizlanmasin. onun neresi issiz be?! diye bagirasim geliyor taksim sokaklarina cikip...ammavelakin filmin üzerinden iki yil gecti nerdeyse, yeniden bi atesini alevlendirmenin alemi yok...

bugün sevgilim, hevesimi ada'nin bogazinda kalan dolmalar misali kursagimda birakmasaydi hakkinda yazmayacaktim bile.
söyle filmlere prim vermeyin ya.


8 Şubat 2010 Pazartesi

viva zapata!

0 benim de söyleyeceklerim var



zapata'nin hikâyesine ne kadar yakin, ondan nerelerde farklilasiyor bu tartisilir; ammavelakin emile kazan'in yönetip john steinback'in hikâyesini yazmis oldugu bu film kesinlikle izlenmesi gereken klasiklerden.
zapata, kendi icin "silahlardan ve atlardan anlarim ben sadece" diyen, haksizliga gelemeyen bir köylü.
diaz'a söyledigi su cümle beynime kaziniyor;

"sabir mi? bizim ekmegimiz sabirdan degil, bugdaydan yapiliyor"

marlon brando'nun asiri derecede makyaj ile kirpiklerine varana kadar degistirildigi filmde, zapata'nin kisiligine dair bir iki seyi de görmüs oluyoruz.
elinin tersiyle parayi ve pulu itisi, savasinin "halk" adina oldugunu söyleyisi ve toprak reformunun hemen gerceklestirilmesi gerektigine dair olan kararliligi filmde vurgulanan noktalardan.

zapata'nin diaz'a karsi ciktigi sahnenin, filmin sonlarinda abisi general olduktan kelli milletin karisi ve topragina göz diktiginde fernandaz'e karsi gerceklesmesi ve zapata'nin "ben naaabiyorum laaagn" diyerek kendine gelmesi cidden hos bir sahnedir...

karisina el koyulan köylünün, zapata'nin abisini öldürdügü sahnede "savasta ölmedi ki, onu bir general olarak gömelim" dediginde neredeyse cosup "he he heeeyyt!" diyecektim.
zapata öldürüldügündeyse kurulan su cümle aslinda halk önderlerinin ölülerinin bazen dirilerinin önüne gectigini anlatiyor;

"bazen bir ölü, bir diriden daha beter bir düsmandir!"

-ve kimse, halki zapata'nin öldügüne inandiramaz...

5 Şubat 2010 Cuma

türkceye cevirisine hayran kaldigim: esaretin bedeli

0 benim de söyleyeceklerim var
bu filmi izlemeyen kaldi mi?

4 Şubat 2010 Perşembe

cocuklugumdan beyaz perdeye firlayan kahraman; sherlock holmes

0 benim de söyleyeceklerim var


evet, tabii ki farkindayim ilk defa piyasaya sürülmüyor sherlock holmes hikayeleri. biz, ilk defa bu uzun ince bey'in kafasinda melon sapkasi ile ortalarda dolandigina sahitlik etmiyoruz; ama neredeyse en yeni varyetesinin bile üzerinden 20 yil gecmis...sherlock holmes hikâyeleri tozlu raflarda yerini aldi derken, guy ritchie bize bunun hic de öyle olmadigini gösteriyor.

analitik düsünmesi, zekâsi, cilginliklari ve ingiliz espri anlayisindan uzaklasan mizahi yönüyle sherlock holmes, 2009 damgali filmiyle kendini yeni yetme maceracilara sevdiriyor. stephen king'in janjanli büyülü kitaplarindan ve onlardan esinlenen filmlerinden ortaya cikan kocaman bir gerilim dünyasinin icine dogmus bireyler olarak, su siralar vizyondaki yunan tanrilari ve insan arasinaki bitmeyen savaslar temali filmlerin yaninda; analitik düsünmenin, bilimin ve zekânin öne cikarildigi bir ana(sherlock holmes), iki yan(dr, watson, irene adler) karakterin arz-i endam ettigi film cölde su gibi desem, yalan olmaz.


mistizmin 2009 yili sonundan itibaren hayatimiza cöreklenmisligini göz ardi edemeyiz. 2012 filminden tutun da avatar'a ordan olympos'daki hirsizlar'a ve dr. parnassus'un hayal gücü'ne uzanan genis bir yelpazede önümüze sürekli "akil ile aciklanamayacak olaylar" ile bezeli filmler getiriliyor. ben, bunlari egale eden bir sherlock holmes'ü izlemeye bayildim!

birkere yönetmenini tebrik etmek gerekiyor, dr. watson karakterine jude law gibi bir adami yerlestirmek cok güzel olmus. belki bir on yas daha üzerine eklemis olsaydik, sherlock olarak da johnny depp'i görürdük...kim bilir? ama ona olan hevesimizi alice'in harikalar diyari macerasina sakladik-onu da dört degil öndört gözle bekledigimi söyleyeyim inceden-
robert downey jr. ise, rolüne cuk oturmus. bu filmde kimse fazladan, kimse eksikten yer almiyor. bu konuda tereddütünüz olmasin.

filmin örgüsünde, kara büyü-ritüel vesaire gibi hadiselerin nasil koca koca güruhlari etki altina almak icin kullanildigina deginilmis. bunlarin hepsinin iyi gören gözleri icin "mantikli" bir aciklamasi olacagina vurguda bulunulmus. sonuc olarak sherlock abimiz tüm dügümleri analitik düsünme yapisi, hayret edilecek keskinlikteki dikkati ve umursamazliginin icindeki koca umursarligi ile cözümlüyor. film boyunca bir insanin kiskanclik, sorumsuzluk, icki, asiri derecede tütün kullanimi (kitapta kokain ve morfin de kullanir kendisi) habis huylarina ragmen bi' noktada duygusala baglayan bir sherlock izliyoruz.
su dakikadan sonra söylenecek her sey spoiler'a girer.
bu filme gittiginizde güldügünüzü, aksiyonun alâsini yasadiginizi, romantizmden bir parca yakaniza taktiginizi ve "akliniza sastiginizi" görüyorsunuz. tabii ki holmes'un romanlardaki kötücül ikizi olan profesör moriarty de isin icinde. onsuz olur mu? yüzünün karanliklarda kaldigi bu dehset akla sahip, holmes'u etkilemeyi basaran kadini dahi avucunun icine almis olan bu adam ile maceranin ileriki dönemlerde de devam edecegini düsünüyorum. o kadar roman yazildi, hikâye anlatildi...devam ettirin be, n'olmus?!

sir arthur conan doyle'nin yarattigi bu karakterin edgar allan poe'nun bir romanindan esinlenerek ortaya ciktigini söylemekte faide var. ayrica robert downey de 2009 senesi sonunda "poe" isimli bir filmde oynamaya baslamisti. 2012'de karsimiza cikacakmis bu film de. hos tesadüf, ne diyeyim:)

az kaldi en önemli buldugum noktayi unutuyordum...
bu filmin müzikleri var abi...bu filmin müzikleri var. hans zimmer yapmis ve öyle güzel yapmis ki, sizi sahneden sahneye sürüklerken cosuyorsunuz. öyle böyle degil.

cekim tekniginden müzigine, ordan kostümüne, ordan örgüsüne...ben filmi cok begendim. sadece 2 oscar'a aday gösterilmesini de kiniyorum ayrica. ammvelakin bu oscar'lardan biri müzik icin hans zimmer'ya gidecekmis. gitmezse topsun akademi. zaten sevmiyorum seni!

dipnot, gözüme ilisen bir adet bilgiyi verecegim...spoiler da kullanmis olacagim lâkin...
blackwood'un milleti gazladigi mekanda oturdugu koltugun üzerindeki isleme yazi neden ibraniceydi? ayiptir lan...yoksa tüm kötülükler israil'den mi geliyor demeye calisiyorsunuz ksdjnfdjnf. hic sanmam...ama o neydi alla'sen?!

son olarak...nedir bu kargalarin sizden cektigi!
(aklimda bi' sey daha vardi; ama unutmusum:/)

BU FiLM SiNEMADA iZLENiR...

21 Ocak 2010 Perşembe

ve huzurlarinizda fatih akin'in son otlu filmi; soul kitchen!

2 benim de söyleyeceklerim var

bak, pixar önüme ne koysa yirim. yani onlarin animasyonlari benim icin das kapital gibi bir sey. acar acar okurum, okur okur ibret alirim. (su aralar okudugu kitap "dünya sendikal hareketinde iki karsit cizgi" olan bir insanevladiyim ben)
fatih akin da, zeki demirkubuz gibi (c blok'u saymaz isek), bayilarak izledigim yönetmenlerden biridir. belki de bu aylim baylim olmamin sebebi, adamin filmini yaptigi yerlerde yasiyor/yasamis olmam. bilemiyorum.
türkiye'den baska memleket görmemis birinin fatih akin'in gegen die wand
filmini yahut da im juli'yi (yine bu ask filmi kategorisinden yirtiyor), atiyorum senaryosunu yazdigi kebap connection'i ve bu son filmi soul kitchen'i anlamasini beklemiyorum. bu kadar da beklentilerimi düsük tutuyorum.
fatih akin almanya günlügü tutan bir yönetmen. cok da güzel yapiyor bunu. auf der anderen seite ve crossing the bridge gibi yapimlar dünya sinemasina cesitli perspektiflerden mâl olabilirler belki; ama ne olursa olsun...gegen die wand olamayacaklardir benim gözümde.

neysem fatih akin övmeyi bir kenariya birakip filme gelelim...
yönetmen filmin hakkinda "heimatfilm" demis...yani ne? "evimin köyümün filmini yabdim"
fatih bey, soul kitchen'in kendi kisisel sinema tarihi icinde son "böyle" filmi oldugunu söylemis. artik baba oluyormus, daha ciddi isler yapacakmis. her filmde cigarayi cogh süper gibi bir sey gösteren sensin. ben onsuz da keyf alirdim o filmden. aferin mi diyeyim yani?

oysa ki cok keyifli film. müzikleri icin cocugunu kesecek insanlar taniyorum. film bittiginde "vuu beybi, hadi gidip bi diskoda sabaha kadar boogie yapalim" deme ihtiyaci hissettim.
yönetmenlik hadisesinde, bence cektigi filmlerin kategorileri baz alindiginda dünya klasmaninda yarisabilecek bir ademoglu olan fatih akin'in "harika" bir is cikardigini söylüyorum. karelerin icine dalasiniz geliyor.

"hey man! du hast das finanzamt gefick" in yarim saat sonrasi "er hat das finanzamt gefickt und es ihn" repliginin gelmesi ise hos olmus djksnd. memnunum.
hikâyesinde illâ ki gercekci olmayan bir iki nokta da var. olsun. cani sagolsun.

st. pauli reklamiyla yine tavrini ortaya koydun be aslanim fatih!
bülent abimizin kendini oynadigi (piskopat yani ehuee), moritz abimizin köfte dudaklariyla arz-i endam eyledigi, hatunlarin da bence bemece oldugu yapimi izleyiniz. begenmezseniz, begenmezsiniz. nedir?

ricky- bir kuguya dönüsen bebegin sacma hikâyesi

0 benim de söyleyeceklerim var

hayatimda izledigim en sacma filmlerden biriydi. the curious case of benjamin button bile daha az yadirganmisti tarafimdan (evet, ben sevemedim o filmi)

gayet normal bir ailenin, gayet normal bir cocugu dünyaya geliyor saniliyor ve bebek altinci ayinda falan böyle bi kanatlar cikariyor dsklfnkf. abi bebegin kanatlari var ve melek degil. bildigin kanatli ama beyaz degil kanatlar. gerci sonra beyazlasti da, aynisi kugularda da oluyor.
ayrica mastürbasyon yapan bir anneyi görmeye alisik degil gözlerimiz. cekin onu ordan!!!1
anladigim su ki, filmin sonunda anne-üveybaba-cocuk üclemesiyle birlikte "aslinda bizim bir cocugumuz var ve ricky de ucup gitti(yaban ördegi gibi kdjfnjd) bizim melegimiz, iste bu kizimiz" denmeye calisilmis.
sonunda kizceyiz üvey babaya alisir falan.
o kadar begenmedim ki filmi, bu kadar olur. sadece veled cok tatli. seker mi seker. yirim lan onun o yanaklarini.


izlemeyin. buna berlinale'de gecen sene ödül mü vermisler ne? sastim kaldim.

adam; two strangers, one a little bit stranger than the other

0 benim de söyleyeceklerim var

son dönemde izledigim en keyifli amerikan filmlerinden biri oldugu kesin. sanirim realizme takmis durumdayim. bir filmde gercek hayata dair ne kadar cok nokta bulursam, onu o kadar seviyorum.

adam, asperger sendromu olan bir adam. kafasi dehset seylere calisan bir elektronik mühendisi.
film, babasinin ölümüyle yalniz kalan adam'in hayatina giren beth ile basliyor. forrest gumb ile benzesen yeri de saniyorum ki onunla devam etmeyisi - ya da onun parcasi olan bir seyle...

karsinizda, duygularinizi anlamayan, direkt söylemediginiz takdirde imânizi cakozlamayan biri olsaydi ne yapardiniz?
mesela sevgilinizle kavga ettiniz diyelim...onun sözlerinin altindaki mânâyi cözemiyorsunuz. size ak diyorsa ak, kara diyorsa kara...haylice zor.

beth cocuk kitabi yazmak istiyor ve adam onun icin neticede bulunmaz bir kaynak oluyor.

filmin, kücük prens ile baslamasi ise...apayri bir güzellik:)

"oraya ait degildiler; ama bir sekilde oradaydilar iste"
 

biracayibkadın Design by Insight © 2009