21 Ocak 2010 Perşembe

ve huzurlarinizda fatih akin'in son otlu filmi; soul kitchen!

2 benim de söyleyeceklerim var

bak, pixar önüme ne koysa yirim. yani onlarin animasyonlari benim icin das kapital gibi bir sey. acar acar okurum, okur okur ibret alirim. (su aralar okudugu kitap "dünya sendikal hareketinde iki karsit cizgi" olan bir insanevladiyim ben)
fatih akin da, zeki demirkubuz gibi (c blok'u saymaz isek), bayilarak izledigim yönetmenlerden biridir. belki de bu aylim baylim olmamin sebebi, adamin filmini yaptigi yerlerde yasiyor/yasamis olmam. bilemiyorum.
türkiye'den baska memleket görmemis birinin fatih akin'in gegen die wand
filmini yahut da im juli'yi (yine bu ask filmi kategorisinden yirtiyor), atiyorum senaryosunu yazdigi kebap connection'i ve bu son filmi soul kitchen'i anlamasini beklemiyorum. bu kadar da beklentilerimi düsük tutuyorum.
fatih akin almanya günlügü tutan bir yönetmen. cok da güzel yapiyor bunu. auf der anderen seite ve crossing the bridge gibi yapimlar dünya sinemasina cesitli perspektiflerden mâl olabilirler belki; ama ne olursa olsun...gegen die wand olamayacaklardir benim gözümde.

neysem fatih akin övmeyi bir kenariya birakip filme gelelim...
yönetmen filmin hakkinda "heimatfilm" demis...yani ne? "evimin köyümün filmini yabdim"
fatih bey, soul kitchen'in kendi kisisel sinema tarihi icinde son "böyle" filmi oldugunu söylemis. artik baba oluyormus, daha ciddi isler yapacakmis. her filmde cigarayi cogh süper gibi bir sey gösteren sensin. ben onsuz da keyf alirdim o filmden. aferin mi diyeyim yani?

oysa ki cok keyifli film. müzikleri icin cocugunu kesecek insanlar taniyorum. film bittiginde "vuu beybi, hadi gidip bi diskoda sabaha kadar boogie yapalim" deme ihtiyaci hissettim.
yönetmenlik hadisesinde, bence cektigi filmlerin kategorileri baz alindiginda dünya klasmaninda yarisabilecek bir ademoglu olan fatih akin'in "harika" bir is cikardigini söylüyorum. karelerin icine dalasiniz geliyor.

"hey man! du hast das finanzamt gefick" in yarim saat sonrasi "er hat das finanzamt gefickt und es ihn" repliginin gelmesi ise hos olmus djksnd. memnunum.
hikâyesinde illâ ki gercekci olmayan bir iki nokta da var. olsun. cani sagolsun.

st. pauli reklamiyla yine tavrini ortaya koydun be aslanim fatih!
bülent abimizin kendini oynadigi (piskopat yani ehuee), moritz abimizin köfte dudaklariyla arz-i endam eyledigi, hatunlarin da bence bemece oldugu yapimi izleyiniz. begenmezseniz, begenmezsiniz. nedir?

ricky- bir kuguya dönüsen bebegin sacma hikâyesi

0 benim de söyleyeceklerim var

hayatimda izledigim en sacma filmlerden biriydi. the curious case of benjamin button bile daha az yadirganmisti tarafimdan (evet, ben sevemedim o filmi)

gayet normal bir ailenin, gayet normal bir cocugu dünyaya geliyor saniliyor ve bebek altinci ayinda falan böyle bi kanatlar cikariyor dsklfnkf. abi bebegin kanatlari var ve melek degil. bildigin kanatli ama beyaz degil kanatlar. gerci sonra beyazlasti da, aynisi kugularda da oluyor.
ayrica mastürbasyon yapan bir anneyi görmeye alisik degil gözlerimiz. cekin onu ordan!!!1
anladigim su ki, filmin sonunda anne-üveybaba-cocuk üclemesiyle birlikte "aslinda bizim bir cocugumuz var ve ricky de ucup gitti(yaban ördegi gibi kdjfnjd) bizim melegimiz, iste bu kizimiz" denmeye calisilmis.
sonunda kizceyiz üvey babaya alisir falan.
o kadar begenmedim ki filmi, bu kadar olur. sadece veled cok tatli. seker mi seker. yirim lan onun o yanaklarini.


izlemeyin. buna berlinale'de gecen sene ödül mü vermisler ne? sastim kaldim.

adam; two strangers, one a little bit stranger than the other

0 benim de söyleyeceklerim var

son dönemde izledigim en keyifli amerikan filmlerinden biri oldugu kesin. sanirim realizme takmis durumdayim. bir filmde gercek hayata dair ne kadar cok nokta bulursam, onu o kadar seviyorum.

adam, asperger sendromu olan bir adam. kafasi dehset seylere calisan bir elektronik mühendisi.
film, babasinin ölümüyle yalniz kalan adam'in hayatina giren beth ile basliyor. forrest gumb ile benzesen yeri de saniyorum ki onunla devam etmeyisi - ya da onun parcasi olan bir seyle...

karsinizda, duygularinizi anlamayan, direkt söylemediginiz takdirde imânizi cakozlamayan biri olsaydi ne yapardiniz?
mesela sevgilinizle kavga ettiniz diyelim...onun sözlerinin altindaki mânâyi cözemiyorsunuz. size ak diyorsa ak, kara diyorsa kara...haylice zor.

beth cocuk kitabi yazmak istiyor ve adam onun icin neticede bulunmaz bir kaynak oluyor.

filmin, kücük prens ile baslamasi ise...apayri bir güzellik:)

"oraya ait degildiler; ama bir sekilde oradaydilar iste"

welcome - yabanci seni buralarda istemiyoruz

0 benim de söyleyeceklerim var


aslinda yaptigimiz bi' yerde ayip ya hu. para verilip izlenmesi gereken filmleri online izliyoruz. vakti bununla geciriyoruz. ben mesela, bir yandan ders calisiyor bir yandan da canimin sikildigini anladigim vakit gunlukfilm'e sardiriyorum.
favori cubugum resmen "aa, sunu da bir izleyeyim" dedigim filmlerle dolmus, tasmis durumda. gerci dün üc adedinin canina okudum, sirasiyla gideriz. hem gecen seferden kalma, sinema keyfim olan soul kitchen'i yazmamisim...arada bir de sinemada did you hear about the morgans? i izledim; ama o filmde pek deginilecek bir sey oldugunu sanmiyorum. onun icin onu es gececek olma ihtimalim yüksek :)

neyse, gelelim welcome'a. ben bu teknikte cekilen filmlere bayiliyorum sanirim. müzik, -görece- az replik...daha cok görüntü ve duygularin görüntülere yansimasi.
hikâyesi, biraz siradisi bir iltica/mülteci hikâyesi. 17 yasindaki, irak kürdistan'indan sevdigi kiz, manchester united ve ailesine para göndermek hevesiyle yürüyerek(evet, yürüyerek) fransa'ya kadar gelmis bir gencin, ordan ingiltere'ye gecme cabasini anlatiyor. kiz, babasinin onlari yanina almasiyla ingiltere'ye tasinmak zorunda kalmis.

fransada, limanda yasayan illegal göcmenlerin hayatlarina söyle bir bakmamizi sagliyor. limandan tirlarin icine saklanarak, kafalarina gecirilmis posetlerle ölüm kalim mücadelesine dönüsmüs seyahatler. insan kacakciligi...

bu mültecilere yardimda bulunmaya calisanlarin "suc" islemesi. mültecilerin banyo yapmak icin bir yerler aramasi...alisveris merkezlerine sokulmamalari. kisacasi onlari yok sayma, kafadan hirsiz/ugursuz gözüyle bakma.
aski ugruna mans denizini yüzerek gecmeye niyetlenen bir genc. ona kol kanat geren ve yüzme ögretmeni olan adamin ayrildigi karisina "o sevgilisi ugruna dört bin kilometre yol gelmis ve simdi bir denizi gecmek istiyor. bense sen giderken karsi caddeye bile gecememistim" demesi...irakli sevgilinin zorla kuzeniyle evlenecek olmasi...

ic burkan birsürü detayi var vefakat suluzirtlak degil. belli bir gerceklik cercevesinde olup bitiyor her sey.
kenariya not alin. izleyin derim.
ps: irakli kürt genci oynayan cocuk türkiye kürtlerinden anladigim kadariyla. hakeza sevgilisi mina da kardesi falan saniyorum ki.

17 Ocak 2010 Pazar

cehennemin altin anahtari...

0 benim de söyleyeceklerim var



"...
şeytan,-durmak bilmez- girdi kanlarına, oynunu etti, kandırdı havva’yı.
adem yedi elmayı.
tanrı kovdu cennetinden adem ile havva’yı.
ve işledi erkeğin bedenine bu asiliğin nişanını.

o günden sonradır, ademoğullarının boğazına bir elma düğümlendi.
'yutkundukça haram bu' dedi indi çıktı.
kursağa hiç giremedi.
adına 'adem elması' dediler.
kadın da, pişmanlığındandır belki, sevip okşadı adem’in elmasını."

***

Böyle oldu insan derler, insan insan olunca...Yanisi cennetten kovulunca, bir ihtimal cehennem düştü payına.
Şeytan, cehennemin altın anahtarını cins-i lâtifin narin parmaklarının arasına bıraktı. Kulağına fısıldadığı şu olmalıydı "Sev onu, aşık ol ona. Aşık oldukça günâha yanaşacaksın"
Kadın, güzel kadın...Kadın akıllı kadın...Aşıkken bir başka olan kadın. Aşıkken dünyadaki her şeyi bir kelâm ile terkedebilecek kadar deli olan kadın. Bir elinde su, bir elinde ateş ile gezen kadın.
Adem'in boğazına düğümlenen elmada kalmıştı gözü. Uykularına bulanmışken Adem, Adem derin soluklar alıp verirken hep ona baktı. Yutkundukça aşkı, yutkundukça günâhı gördü onda.
Aşığının kan tere battığı sevilerde gözünü önce gözüne dikti, sonra asırlara yenik düşmeyen, işlediği günâhın sanki aslında ödülmüşcesine ademinin boğazına kondurduğu ize baktı kısık gözleriyle ve sapladı dudaklarına dişlerini.

Onu cehennem limanlarına sade bu adam yanaştırabilirdi. Kadın demirledi. Kadın sevdi...

Gökten üç elma düşmüştü ta o zamanlar,
biri Adem'in boğazına takıldı kaldı,
diğeri Havva'nın ellerine cehennemin altın anahtarı ile bir düştü...Havva arkasına gizledi onu,
üçüncüsünü hikâyelerini anlatacaklara saklamışlardı. Hepimiz birer ısırık kopartırken baktık kendi ademlerimizin boğazına. Bir kere, bir kere daha günâha girmenin hesaplarını yaptık...

tekel iscisinin hakli mücadelesini destekliyorum!

0 benim de söyleyeceklerim var

14 araliktan beri, ankara'da 12 bin iscinin kaderi icin eylemler düzenleniyor. 12 bin isci...dört ile carpsan 48 bin hayat.
basbakanimiz "onlar yetim hakki yiyorlar" dedi...isciler, kendi aralarinda topladiklari parayla "yetim hakki"ni iade ettiler...
kim bu yetim hakki yiyenler?
tütün/likör fabrikalari kapatilan isciler. bu iscilerin derdi ne peki de eylem yapiyorlar anacim? aralik ayinin yagmurlu günlerinde ankara gibi gece sogugu adami vuracak bir sehirde, neden her isleri gücleri bitmis gibi orda oturuyorlar? kadinlar neden "kadinlar burada, emine erdogan nerede" diye bagiriyorlar? polis neden onlara biber gazi sikti?

sorunun cevabi 4c olarak bilinen "gecici isci calistirma" kanunu.

bu kanunda neler mi var?
bu kanunda kölelikten baska bir sey yok!
-iscinin elinden sendikalasma hakki aliniyor.
-hasta oldugunda 2 günden sonrasinin ücreti ödenmiyor.
-karisi dogum yaptiginda alabildigi izin 3 gün ile sinirli. babasi öldügünde sadece 3 gün mazeret izni kullanabiliyor.
-8-17 mesaisinde calisiyor; ama eger "kendisine verilen görev" bitmemisse, onu bitirmekle yükümlü tutuluyor. fazla mesai söz konusu degil. calistigi saatlerin ücretleri ödenmiyor.
-tazminat gibi bir durum asla söz konusu degil.
-yilda en cok on ay calisilabiliyor.
-calistigi müddet boyunca sadece bu isi yapabiliyor. baska bir is yapmaya kalkarsa isten atiliyor...
-maaslari brüt olarak ögrenim durumuna göre 600-700-800 tl (2009)
ortalamaya vurunca, asgari ücretten daha düsük maasla calisan iscilerin bir tablosu ortaya cikiyor...


bugün 17 Ocak...bugün ankara'da yagmur yagiyor. bugün 500 otobüs ile türkiye'nin her yerinden isciler tekel iscisinin, sinifinin yaninda yer almak üzere oraya yagan yagmur gibi akti...
hak-is safini gösterdi ve hükümet yanlisi tavrini takindi.
isciler türk-is'i genel greve ikna etmek icin kürsüyü bile isgal ettiler.
tekel iscisi celiyle cocuguyla sogukta. bir aydir sözlesmesi fes edilmis insanlar var aralarinda...tekel iscisi, evine götürecegi ekmeginin derdinde ve biliyor ki ekmek, ancak onu kazananin eliyle geri alinabilir.

saygiyla selamliyorum tekel iscisini...yaninda durani, ona destek olani.

simdi kanatlarim olsa...ankara'ya ucsam, inan olsun, sevdicekten bir buse alir almaz elinden tutup o iscilerin arasina karisirim...
yolu acik olsun tekel iscisinin. kazanimlari, ögrendikleri yolumuzu acsin.

8 Ocak 2010 Cuma

moon: görsel sölensiz bilim-kurgu nasil olur?

0 benim de söyleyeceklerim var

sorunun cevabi filmde gizli. kediler ve kitaplar baglantisinda hakkinda dehset bir elestiri yapilmisti zaten. o günden sonra, bu filmi buldugum yerde izlemeye karar vermistim. iyi de yapmisim.
dün aksam günlerdir sekmelerin birinde "moon filmini izle" seklinde yer alan online izleme sürecine giristim.

filmin ay'da geciyor olmasi, tek kisilik bir kadro ve esas beyin bir bilgisayar ekseninde ilerleyisi, örgüsü...dehset olmus.
neredeyse "klon da olsa, insan insandir lan" diye sokaklara cikip bagirasiniz geliyor. bir insanin hayatiyla bu kadar oynanmaz ki canim!

neyse, eger ki bilim-kurgu filmlerini ve de felsefeyi ucundan azcik seviyorsaniz kacirmamalisiniz.

hatta buyrun size online izleme linki:

http://gunlukfilm.com/moon.html#more-5584

6 Ocak 2010 Çarşamba

iki dil, bir bavula sigar mi?

2 benim de söyleyeceklerim var



cok soru soruyorum, siz de haklisiniz...sorularimin cevaplarini da alabilsem...ne âlâ...
günlükfilm'e söyle bir bakarken yüklediklerini gördüm. ne yazik ki torrent morrent gibi hadiselere dalmisligimin olmamasi, netbook'umun ekraninin kücücük olmasi gibi seyler beni film indirmek aliskanligindan uzak tuttu. sadece online izliyorum. yok eger online izlenmeyecek kadar kiymetliyse de sinemaya gidiyorum.
bu filmi sinemada izlemek icin neler vermezdim; ama öyle her film de gelmiyor buralara iste. ne vakit gelecegi de belli olmayan bu filmi, dumani üzerindeyken izlemeyi yegledim.
izlerken midemde bir bosluk hissettim. yumruk yemisim gibi canim acidi. bebekligimi es gecersek eger, güneydogu/dogu illerine gitmisligim ikiyi gecmez. kürtceden baska dil bilmeyen insanlari, ben istanbul'un tuzla semtinde tanidim. batman'dan göcen komsularimizin cocuklari tek kelime türkce bilmiyorlardi. komsu kadin da hakeza. okula giden 3 cocuk ve de kocasi biliyorlardi. anlasmak ne kadar da zor olmustu...
köyleri bosaltilmisti, zorla göc ettirilmislerdi. savip sattiklari üc bes kurus degerinde arsalarla evlerini almis, daha önceden civara yerlesmis akrabalarinin yanina gelmislerdi.

(zilkif)
selman'i cok sevmistim ben...selman, apartmanimiza tasindiginda 4 yasindaydi. kepce kulaklari ve tok burnuyla cocuklarin icindeki gözdemdi o benim. hele hele annemin israri üzerine doktora götürdüklerinden sonra taktigi gözlük ile hepten "gözlüklü sirin" e benzemisti ve bu hâlini daha cok sever olmustum.

birer selman gördüm ben bu filmde karsimda...daha köylerinden, köklerinden koparilmamislardi. türkce konusan birsürü yasiti arasinda kendini kötü hissedecek biri yoktu aralarinda. "yabanci" olan ögretmendi. o da yabanciliginin farkinda degildi. topraklarin sahibi gibi hissediyordu aslinda kendini. 23 nisan egemenlik ve cocuk bayrami konulu kisimda yasananlar da bunun bir simgesiydi "cok sanslisiniz" diyordu ögretmen cografyanin cocuklarina.

sans, her sabah "ne mutlu türküm diyene" ile biten bir andi okumak miydi?sans, anasinin ak sütü gibi helâl bir dilde egitim görememek miydi yoksa?
yoksa sizin sans dediginiz, ne oldugunu bildigi hayvanin türkcesini söyleyemedigi icin "salak" damgasi yiyen cocuklarin düstügü hâl mi?

iki dil bir bavul, daha gidecek cok yolumuz oldugunun göstergesi aslinda. bir "ic ülke"nin varligini cocuklarin varligiyla gözümüze sokan bir belgesel film.
övgülerin hepsini hakediyor.

komando cohen'de...biz sadece dinleyerek ask pekistiriyoruz

0 benim de söyleyeceklerim var

iki hafta önce dernekten arakladigim 21 adet cd'nin icinde bir adet "field commander cohen" cd'si bulunmasi mucize kâbiline girebilir. bu dogaüstü adamin 1979 yilindaki turnesinden temiz kayitlarla elime gecmis olan bu güzide eseri ilk defa bugün dinleyebiliyorum. tabii ki icindeki parcalari muhtelif zaman ve yerlerde dinlemisligim mevcuttu vefakat böyle nirvana gibi bir albüm olmasi cok hos. belki de dance me to the end of love gibi kült bir parca icinde yok; ammavelakin "hey, that's no way to say goodbye", "lover, lover, lover" gibi dehset seyleri barindirmasi öpüp basa koyulasi.


kanada'dan cikip gelmis, tüm dünyaya mâl olmus bu ademoglunun "working for yankee dollar...drinking coca-cola" dedigi sarkisindan adini alan turne albümünü bir yerlerden bulun indirin. indirilmeli. herkesin tesadüfi bir sekilde birgün 21 cd bulabilecegini ve icinden bee-gees, pink floyd, gipsy king yaninda bir de cohen imzali bir seylerin cikabilecegini sanmiyorum:)
gelelim track list'e:
-field commander cohen
-the window
-the smokey life
-the gypsy's wife
-lover, lover, lover
-het, that's no way to say goodbye
-the stranger song
-the guests
-memories
-why don't you try
-bird on the wire
-so long, marianne
***
bir link bulursaniz haber verirsiniz, belki buraya da ekleriz...ne bileyim :)

kücük prens, orada misin?

0 benim de söyleyeceklerim var

kücük prens sorulara cevap vermez. bunu ögrenmis olmamiz gerekiyordu ondan...o sorulari sorar ve aklina yatani unutmamak icin tekrar eder.

yetiskinler icin yazilmis, cocuk kitabi gibi duran bu cep kitabina ne muamelesi yapmali? bir felsefe basucu eseri mi? elestirel yaklasmali ama kesinlikle. her seyi alinip da "baba" edilmemeli.

evcillestirmek tanimina dikkat edilmeli diye düsünüyorum. ortada bir gercek var ki, o da yetiskinlerin hayal dünyasindan git gide uzaklastiklari. bunun aksini kanitlamak icin, homo ludens olusumu havai fiseklerle kutluyorum.

kücük prens gül'üne trip atmakta hakli miydi? bence evet. o kadar kiymet verdi. onun söylediklerini sorgulamadan yaptigi cok oldu ve öteki ona hic karsilik vermedi. -belki de bu noktada, onunla konusmasina izin vermek bile bir karsilik sayilabilirdi-gerci insan(!) nasil gül gibi bir cicegi sevebilir, bilmiyorum. belki kücük prens ömrüboyunca baobap agaclari yerine gülleri görseydi, bir baobap agacini gördügünde benzer hisleri yasayablirdi.
sonuc olarak, prensin "ona karsi sorumluluk duyuyorum." dedigi noktada hak verebildim sadece, yillar sonraki tekrar okuyusumda.

tilki'nin beklemek üzre söylediklerini yine kulagima küpe ettim...

size bir de online olarak istediginiz dillerde okumaniz icin linkini vereyim -acilis linki türkce velakin-;

http://www.odaha.com/antoine-de-saint-exupery/maly-princ/kucuk-prens



apâsk'Ima okumak icin dört gözle bekledigim seylerden biri...

3 Ocak 2010 Pazar

nerden gelmis ki bunlar?

0 benim de söyleyeceklerim var
simdi iki sey var...

birincisi, cifit carsisi...digeri de "haydan gelen huya gider"

öncelikle cifit carsisi;

cifit, yahudi demekmis. cifit carsisi da yahudi pazari ve bu tamlama yahudi pazarlarinin ne kadar karisik, düzensiz oldugunu belirtmek icin kullanilirmis.
simdi de benim odam icin bicilmis kaftan.

haydan gelen huya gider;

hay, ermenicede ermeni mânâsina gelirmis...hu da rum. osmanli döneminde haytalar ermenilerin esnaflarindan kestikleri haraci, rum'un meyhanesinde tükettiklerinden türemis bu da.

-bu bilgileri sunan arkadasa, selamlarimizi yolluyoruz-

gögü kucaklayip getirdim sana...

0 benim de söyleyeceklerim var
bir adam, disarida biraktigi birsürü seyin acisini duyumsar gögsünün sol yaninda. arkadaslarini özler, birlikte icilen sicak cayi, martinin cigligini, bir annenin ilik nefesini, bir babanin hirkasi altindaki resmini. bir kadin düser aklina. hepsine yansir yüzünün resmi. arkadaslarinda onu görür, inandiginda onu, annesinde, babasinda, martinin cigliginda o.

görüs günü...

kadin, saclarina bahari takip gelir adamin yanina. arkadaslarini getirir eteklerinde, annenin ilik nefesini tasir üzerinde. babanin seyiren gözleri, onun gözleri. dudaginin ucu bir parca marti. parmaklari zeytin, peynir ve cay.

"oy bana en yakin, oy bana en uzak yar"

tellerin ardindan koklar adam kadini. bir nefeste bitirecekmis gibi acilir burun kanatlari. kollarini olabildigine iki yana acmistir kadin varmazdan evvel yamacina adamin. sigdirabildigi kadar kucagina, gögü getirmistir adama.

simdi özgürlük -bir degil, o- kadinin sacindan ayagina uzanan bir ilkim kesfedilmek icin istah duyulan, dehset bir sekilde istenen, yazik ki erisilemeyen
 

biracayibkadın Design by Insight © 2009