
Ismalarma bir tecavüz hikâyesi...Yazdigimi begenmedim, kendimi korkuttu biraz ve okurken de sapkin bir keyif falan almiyorum. Esasinda iyi ki de böyle, yoksa kendimden korkmaya baslayacaktim :/
***
***
İsten cikmistim. Arabam servisteydi ve hava kis mevsimine ragmen güzeldi. Aksam kizilliginda, gölgeler büyürken yürüyordum. Kafamda günlük telaselerden baskasi yoktu aslinda. Eve gidecektim, iki bira acacak ve de maci izleyecektim. Belki komsu elinden tuttugu oglu ve de cözülememis „isci problemleri“ ile kapima dayanirdi. Ben de cilli veledi mutlu ederdim.
Olmadi bunlarin hicbiri. Cünkü onu gördüm. Hayir, hic de düsündügünüz gibi degilim. Gayet iyi bir isim, sevdigimi düsündügüm bir kadin var. Kirami ödeyebiliyor, gezebiliyor ve yiyip icebiliyorum. Yani sokakta beni gördügünüzde belki saygi bile duyarsiniz; cünkü hirpani degilim her seyden önce. Takim elbisem ve bond cantamla yaninizdan gecerken sizi farketmezdim bile sanirim…
Ne demistim? Onu gördüm. Kizil saclari kürek kemiklerinden asagiya uzanan bir kadin. Kizil sacin kendine has bir kokusu olduguna inaniyorum, insani saran. Yüksek ihtimal güzel olmayan bir kadindir diye gecti icimden. Ne olursa olsun, güzel kokuyordu saclari, aksam vakti. Duyuyordum bunu. Ayak seslerini dinlemeye calistim. Bir kadin hakkinda ayak sesleri cok sey söyler size. Cogunluk dikkat etmez buna; ama ben ederim. Ayrintilari severim cünkü. Ayni yolda ilerlerken , ben onun pesi sira ayak seslerinden karakter tahlili yapmak üzere gidiyordum. Ürkek bir kadin degildi, hareketlerinde belli belirsiz bir zariflik vardi; ama kesinlikle ürkek degildi. Kizil sacli kadinlarda ürkeklik nadirdir zaten. Yuvarlak kalcalari vardi, ki bunu ayak seslerinden ziyade, kafami biraz asagi indirdigimde pantolonunun disindan farkedebiliyordum. Kollarini iki yana sallamadan, sakince cantasina tutunmus gidiyordu iste. Etine dolgundu ve eti kesinlikle beyazdi. Cilleri oldugunu düsündüm, ayni komsunun oglu gibi. Yesil gözleri olmasini umud ettim. Bir kadin ne kadar cirkin olabilirdi ki kizil sacli, yesil gözlü ve cilli olunca? Igrenc disleri ve kivrik bir burnunun olabilecegi geldi aklima. Kalcalarina ve etinin beyazina, ayaklarindan cikan seslere yakistiramadim bunu.
Kendi kendime düsünmekten sikilmistim. Adimlarimi biraz daha hizlandirip yanina dogru seyirttim. Yanina bir adim kala farketti beni, irkildi; ama dedim ya dünyanin en güvenilir adamlarindan biri profile ciziyordum. Kadinin benden korkmasini gerektirecek tek sey yoktu. Takim elbiseli ve bond cantali biriydim…”kusura bakmayin, rahatsiz ediyorum” ile baslayan simdi hatirlamadigim bir soru sordum. Kadin nezaketle bana gülümsedi. Karanlikta gözlerini secmeye calistim. Istedigim gibi, yesildi. Kahverengi olsaydi, bu havada iki kara dügme gibi dururlardi. Ama hayir, acik renkliydiler. Disleri de yamuk degildi ve büyük olmasina ragmen cirkin olmayan bir burnu vardi. Sorumun cevabini aldim…adimlarimi hizlandirdim ve onun önünden evime giden son köseyi döndüm.
Her seye o anda karar verdim diyebilirim. Saclarinin kokusu doldurmustu icimi ve havadan diyebilecegim garip bir istah büyütmüstüm yürürken. O köseyi döneceginden emindim. Dönecekti iste. Adim adim, apartmanima yaklasiyordu. O esnada etraf ciddi ciddi kararmisti, kadinin ayaklarindaki ivediligi hissettikce kanimin damarlarimda durmayacagini düsünüyordum. Vücudumun bana verdigi güvenle kadini durdugum kuytuya cektim, agzini kapattim ve gözündeki dehseti gördüm. “sen mi” bakisiyla karisik leziz bir korkuyla duraksadi. Cirpinmaya baslamadan önceki üc saniyeydi önemli olan. Abuk subuk kitaplardan, insani öldürmeyip süründüren darbelerin neler olacagini ögrenmisligim vardi. Simdi iki secenekti önümde duran, ya bunlardan birini uygulayacak ve gercekten ise yarayip yaramadigina bakacaktim…ya da kadini, cantamdan cikaracagim ve o güne kadar meyve soymaktan baska hicbir ise yaramamis bicagimla tehdit edecektim. Ilki cok cetrefilli geldiginden bicagi cikardim, yumusak sirtina dayadim ve kulagina fisildadim “simdi sakince yukari cikiyoruz. Yumusak ve beyaz teninde simdiden kalici izler birakmak istemem”
Simdi bunlari yazarken bile, parmaklarimin ucunda onun, o anki titremesini duyuyorum. Sevdigim kadina sorsaniz, cok efendi bir adam oldugumu söyler size. Onu kirmaktan, incitmekten haylice korkan bir akliselim. Bir kadinin ellerimin arasinda korkudan titredigini ve bunun beni oracikta zevk suyumla bas basa biraktigini söylesem, hayal gücüme verir bunlari. Oysa ben, o ani her seferinde yeniden yasiyorum.
Cati Katina cikariyorum kadini. Titremelerinin daha da hizlandigini farkediyorum. Eve soktugumda bir an sasiriyor. Gayet düzenli bir ev. Sabah kahvaltisinin bulasigi duruyor masada ve bir sürü yemek ismarlama servis numarasi, buzdolabinin üzerinde. Kadinin agzindan elimi cekemeyecegimi biliyorum, ürkek bir sey olmadigini farketmistim. Bagirabilir ve bundan korkuyorum. Korkum, eglencemin bitmesinden. Yoksa o anda hicbir seyden cekinmedigimi hatirliyorum.
Badanadan kalma eteri bulmak icin banyoya sokuyorum ikimizi. Burnuna dayadigim havluyu koklamamak icin cirpinirken ayaklarina bakiyorum. Sakinlesen bedeniyle birlikte elimdeki bicagi bir yana koyuyorum. Eterle insan bayiltilabilecegini biliyorum; ama ne kadar süre baygin kalacagina dair tek fikrim yok. Onu icin elimi cabuk tutmak gerektigine karar veriyorum. Kadini yatak odasina götürüyorum. Sonra onun orda olmasini istemedigimi ve salonun o ana kadar aklima gelmeyen avantajini farkediyor ,kadini salonun ortasina attigim misafir döseginin üzerine yerlestiriyorum. Yüzüne bakiyorum, az once dehsetten kasilmis kaslarindan tek eser yok. Bu haliyle uyuyormus gibi duruyor. Uyumasini istemiyorum. Uyanik olup, yine o dehset anlarini hatirlamali ve bana, onun dehsetinden gelen zevki tattirmali diye düsünüyorum. Sirt üstü yatiriyor ve ellerini bagliyorum. Ayaklarina bir cözüm bulmak sorunu doguyor. Simdilik ayaklari bagli kalmali…tepinemeyecek kadar berbat hale geldiginde acarim baglarini…
Gözlerini görmek istiyorum, görebilmem icin uyanmasi gerekiyor. Tokatlamaya basliyorum onu, tokatlamanin ise yaramadigini düsündügüm noktada, biraz su getiriyorum. Yukarindan tepesine boca ediyorum suyu. Dösek islaniyor. Umursamiyorum. Bir iki tokat daha sonrasinda gözlerini araliyor. Karsisinda benim yüzümü görünce bagirmak istiyor; ama agzina tikadigim caput ve bagladigim elleriyle sadece boguk bir iki ciglik atiyor. Onu susturmuyorum. Zamaninda dj lik yapan arkadasimdan devsirerek kiraladigim evin bir zamanlar stüdyo olan salonunda istese de sesinin cikamayacagini biliyorum; ama bagirmasi hosuma gidiyor. Yerinden firlayacakmis gibi bakan gözlerinden boncuk gibi yaslar dökülüyor. Gülüyorum. Bir tokat daha vuruyorum kadina. Güzel saclarindan tutuyorum. „Sucum ne diye düsünüyorsun büyük ihtimalle“ diyorum, „Kizil saclarin var…Sadece bu“
Saclarini kokluyorum. Insanlar korkunca kokulari degisiyor diyorlar. Bu dogru; ama saclarinin kokusu oldugu gibi duruyor. Yalvarircasina inliyor, derinden…ne yapacagimi kestiremeden. Aslinda ben de ona ne yapacagimi bilmiyorum. Icimden bir yerlerden gelecek komutlari bekliyorum.
Kadinin boynuna takiliyor gözlerim, sah damarinin atisina sahit oluyorum. Beyaz teninin altinda yesil bir damar. Yasini tahmin etmeye calisiyorum, otuzlarin basinda olmali. Belki de annedir, gögüslerine ilisiyor gözüm. Kalkip inen gögüs kafesine…gögüslerini görmek istedigime karar veriyorum. Bir makas getiriyorum icerden, üstünü kesmek üzere yanasiyorum . tedirgin oluyor, yine bagirmak istiyor. Ama zorluk cikaramiyor. Elleri ve ayaklari engel oluyor ona, öksürmeye basliyor bagirirken. Sutyenini de kestikten sonra hafif sarkmis gögüslerine bakiyorum. Acik pembe gögüs uclarinin korkudan irkildigini görüyorum. Ellerimle onlara dokunuyorum, gözlerini yumuyor. Gözlerini acmasi icin etini buruyorum. Bana bakiyor. Acir gibi bakiyor ve belki de bu bakisin icimde bir seylere dokunmasini bekliyor, oysa normal bir insanin, normal bir günde anormal bir seyler yapmaya baslamasi sonunu getirecegine delalet degil midir?
Tokatlanmaktan sisen yanaklarina bakiyorum, onlara dokunuyorum…dokunuslarimdan tiksindigini anlayabiliyorum. Cok hosuma gidiyor bu. Onu memnun etmek istemiyorum ki, icimdeki vahsiye hizmet ediyorum. Önce karsisina gecip soyunuyorum. Irzina gececegimden bir an bile süphesi olmadan izliyor beni. Düsündügünü yapmiyorum. Bir tutam sacini kökünden kesiyorum makasla ve parmak uclarinin her birinden biraz kan aliyorum…Bir elime buladigim kaniyla karsisinda mastürbasyon yapiyorum. Diger elimdeki sacini kokluyor ve onun hem can acisi hem de dehsetle baktigini görerek zevkleniyorum. Dölümü sacini kesmis oldugum yere bosaltiyorum…
“Bununla kalmayacagimi biliyorsun degil mi” diyorum…O anda ölmemek icin her seyi yapabilecegini anliyorum…Altina isiyor…Onu iyi ki yataga yatirmadim diyorum. Biraz daha pantolonla oturmasi gerekecek. Onu soymuyorum. Sadece üstünde yirtilmis kiyafetleri var ve henüz daha bana karsi koyamayacak kadar yorgun degil, biliyorum…
Aciktigimi farkediyor ve karnimi doyuruyorum. Kadinin da susamis olabilecegini düsünüyorum. Agzindaki bagi cözüyorum. Saatlerdir sessizlikte kalan kadin, bogazindan bir seyler cikarmaya calisir gibi hareketleniyor…”Su ic” diyorum…Reddetmiyor. Yutkunmakta zorlandigini anliyorum. Bagirmaya yelteniyor. Ben gülünce susuyor. “Sence sesini duyabilecek olsalardi, agzini cözer miydim” diyorum. “Altima yaptim” diyor. “Biliyorum, birazdan cikaricam” kayitsizligiyla cevap veriyorum ona.
Saat geceyarisi bire geliyor. Evin icinde ciplak dolaniyorum. Karsimda saclarindan bir tutam aldigim ve parmaklarini kanattigim yari ciplak bir kadin var. Onu öpmeye basliyorum. Öpücüklerime karsilik vermiyor. Karsi da cikmiyor. Teslimiyet halini sevmiyorum. Gögüs uclarina dogru iniyorum. Dil darbelerim, kadinligina konusuyor. Yandaki makasla pantolonunu paramparca ediyorum. Ic camasirini kenarindan bir kesikle cikartip kadini banyoya, ilk geldigi yere götürüyorum. Suyun altinda kalan ve titreyen bedenine bakiyorum. Birazdan benim olacak beyaz tenine, kanamis parmak uclarina, kesik saclarini inceliyorum…
Onu biraz kuruluyor ve salondaki dösegi ters ceviriyorum. Kendimi yine gögüslerinin arasina birakiyorum…gözlerinden akan iki damla yas, beni gögüs uclarindan daha cok erekte ediyor. Parmaklarimi vajinasinin dudaklari arasinda gezdiriyorum, kasiliyor. Istese de istemese de bir kadin oldugunu farkediyor. Elime bulasan sivisiyla dudaklarini mühürlüyorum. Bacaklarinin arasindan vajinasina uzaniyorum. Dilimi her yerinde gezdiriyor ve ufak inildemelerini dinliyorum. Zevk almak istemezken alan bir kadinin ic cekisleriyle inliyor. Ona istemedigi bir seyi yasatiyorum. Bir yandan ikinci kez erekte olan penisimi yokluyorum. Kadinin ayaklarini cözüyor ve ters ceviriyorum. Pantolonundan gördügüm yuvarlak kalcalarinin ne kadar güzel oldugunu bir kere daha görüyor ve az once dilimi gezdirdigim vajinasina arkadan giriyorum. Inliyor. Git gide kücülüyor ruhu gidis gelislerimde. Yuvarlak kalcalarini avuclarimin arasinda parcalar gibi sikiyorum. Hafif mayistigini farkediyorum, inildemelerinin rutinlestigini. Etrafi kolacan eden gözlerim romantik aksamlar icin sevdigim kadinin birakmis oldugu mumlara takiliyor. Hemen dogruluyorum. Kadin susuyor. Arkasina dönemedigi icin ne yapacagimi bilmiyor ve nefesini tuttugunu hissediyorum. Sigara icmem. Mutfakta, ocagi yakmak icin duran cakmaga davraniyorum…Alevi gözlerimi kamastiriyor. Hemen kadinin yanina variyorum. “Hadi biraz oynayalim” dedikten sonra, alevleri sirtina yakinlastiriyorum. Can acisiyla bagiriyor ve ben kizaran etine bakarak icimdeki vahsinin yeni emirlerine itaat ediyorum…Devirdigim mumun her zerresini tenine en kisa mesafeden sirtina damlatiyorum. Her degen damlada aciyla inliyor. Artik sizlanmaya basladigini görüyorum…Acidan bayilmasini istemiyorum, her sey onun bilinci yerindeyken olmali. Mumu bir yana birakiyor ve sirtinda tirnaklarimi gezdiriyorum…kuruyan mum parcalarini kaziyor ve altindaki kizarik tenine elimi degdiriyorum. Bembeyaz vücudunda kirmizi lekelerle hasta insanlara benziyor. Parmaklarimi yine vajinasinda gezdiriyorum. Ordan bir parca sivi aliyor ve kic deligine parmagimi sokuyorum. Tüm ayva tüylerinin saha kalkisini izliyorum…parmagimi geri cekip sirtindaki kizarikliklarda gezdiriyorum…Onun cektigi aci ve korkuyla bir kere daha sertlesen erkekligimi o kücücük delige dayayip nefes alisini dinliyorum. Basina gelecegi az cok biliyor ve ne zaman olacagini kestiremeden bagli ellerini dösegin kenarina tutturmus, cözülmüs ayaklarini kasarak bekliyor. Hicbir sey düsünmeden, bir kerede tüm erkekligimi kicindan iceri sokuyorum. Mum yaniklarinin basaramayacagi bir ciglik yükseliyor bedeninden. Bu ciglikla icimdekinin emirleri serilesiyor. Tirnaklarimi sirtina gecirdigim kadinin icinde deviniyorum. Gidis gelislerim zor; ama yine de ivedi oluyor. Cigliklari, izole edilmis odanin disina cikamiyor; ama beynimin en ücra köselerinde yankilaniyor. Acidan bayildigini ve bu yüzden sesinin kesildigini idrak ettigim zaman, coktan bosalmis ve sirtindaki tirnaklarimi battiklari yerden cikarmis oluyorum. Biraz once yerlerinde tirnaklarimin oldugu, hilal seklindeki morluklar carpiyor gözüme. Icinden cikarmadigim penisimin, kic deliginde ufak yaralar actigini görüyorum. Ikinci kez, bu kadinin kanina bulasiyorum. Yüzünü ceviriyorum. Bayginlik icinde nefes aldigini, kesilmis saclariyla cirkinlestigini farkediyorum. Ama gögüsleri hâlâ güzel ve pembe halkalar gibi gögüs ucu cevresi…O güzelliklerin onda kalmasini istemiyorum. Kenarda sönmüs mumu bir kere daha yakip aleviyle onu uyandiriyorum… yesil gözleriyle karsilastigimda atesi gögüs uclarina yanastiriyorum. Cigliklar atiyor yine ve bagli ellerinin kan oturan yerlerinin acisina ragmen ileri geri tepiniyor. Dermansiz bacaklarindan medet umuyor. Son kez, ince bir ciglikla kendinden geciyor. Gögüs uclarinin su topladigini görüyorum…bedeninde yarattigim tahribata bakiyor ve kendimle gurur duyuyorum.
Saclarini kestim, gözlerini aglamaktan sisirdim, yanaklarini tokatladim, o güzel kalcalarini yirtarcasina becerdim onu ve bicimli, beyaz sirtinda kolay iyilesmeyecek izler biraktim…son olarak gögüs uclarini aldim elinden…
Olmadi bunlarin hicbiri. Cünkü onu gördüm. Hayir, hic de düsündügünüz gibi degilim. Gayet iyi bir isim, sevdigimi düsündügüm bir kadin var. Kirami ödeyebiliyor, gezebiliyor ve yiyip icebiliyorum. Yani sokakta beni gördügünüzde belki saygi bile duyarsiniz; cünkü hirpani degilim her seyden önce. Takim elbisem ve bond cantamla yaninizdan gecerken sizi farketmezdim bile sanirim…
Ne demistim? Onu gördüm. Kizil saclari kürek kemiklerinden asagiya uzanan bir kadin. Kizil sacin kendine has bir kokusu olduguna inaniyorum, insani saran. Yüksek ihtimal güzel olmayan bir kadindir diye gecti icimden. Ne olursa olsun, güzel kokuyordu saclari, aksam vakti. Duyuyordum bunu. Ayak seslerini dinlemeye calistim. Bir kadin hakkinda ayak sesleri cok sey söyler size. Cogunluk dikkat etmez buna; ama ben ederim. Ayrintilari severim cünkü. Ayni yolda ilerlerken , ben onun pesi sira ayak seslerinden karakter tahlili yapmak üzere gidiyordum. Ürkek bir kadin degildi, hareketlerinde belli belirsiz bir zariflik vardi; ama kesinlikle ürkek degildi. Kizil sacli kadinlarda ürkeklik nadirdir zaten. Yuvarlak kalcalari vardi, ki bunu ayak seslerinden ziyade, kafami biraz asagi indirdigimde pantolonunun disindan farkedebiliyordum. Kollarini iki yana sallamadan, sakince cantasina tutunmus gidiyordu iste. Etine dolgundu ve eti kesinlikle beyazdi. Cilleri oldugunu düsündüm, ayni komsunun oglu gibi. Yesil gözleri olmasini umud ettim. Bir kadin ne kadar cirkin olabilirdi ki kizil sacli, yesil gözlü ve cilli olunca? Igrenc disleri ve kivrik bir burnunun olabilecegi geldi aklima. Kalcalarina ve etinin beyazina, ayaklarindan cikan seslere yakistiramadim bunu.
Kendi kendime düsünmekten sikilmistim. Adimlarimi biraz daha hizlandirip yanina dogru seyirttim. Yanina bir adim kala farketti beni, irkildi; ama dedim ya dünyanin en güvenilir adamlarindan biri profile ciziyordum. Kadinin benden korkmasini gerektirecek tek sey yoktu. Takim elbiseli ve bond cantali biriydim…”kusura bakmayin, rahatsiz ediyorum” ile baslayan simdi hatirlamadigim bir soru sordum. Kadin nezaketle bana gülümsedi. Karanlikta gözlerini secmeye calistim. Istedigim gibi, yesildi. Kahverengi olsaydi, bu havada iki kara dügme gibi dururlardi. Ama hayir, acik renkliydiler. Disleri de yamuk degildi ve büyük olmasina ragmen cirkin olmayan bir burnu vardi. Sorumun cevabini aldim…adimlarimi hizlandirdim ve onun önünden evime giden son köseyi döndüm.
Her seye o anda karar verdim diyebilirim. Saclarinin kokusu doldurmustu icimi ve havadan diyebilecegim garip bir istah büyütmüstüm yürürken. O köseyi döneceginden emindim. Dönecekti iste. Adim adim, apartmanima yaklasiyordu. O esnada etraf ciddi ciddi kararmisti, kadinin ayaklarindaki ivediligi hissettikce kanimin damarlarimda durmayacagini düsünüyordum. Vücudumun bana verdigi güvenle kadini durdugum kuytuya cektim, agzini kapattim ve gözündeki dehseti gördüm. “sen mi” bakisiyla karisik leziz bir korkuyla duraksadi. Cirpinmaya baslamadan önceki üc saniyeydi önemli olan. Abuk subuk kitaplardan, insani öldürmeyip süründüren darbelerin neler olacagini ögrenmisligim vardi. Simdi iki secenekti önümde duran, ya bunlardan birini uygulayacak ve gercekten ise yarayip yaramadigina bakacaktim…ya da kadini, cantamdan cikaracagim ve o güne kadar meyve soymaktan baska hicbir ise yaramamis bicagimla tehdit edecektim. Ilki cok cetrefilli geldiginden bicagi cikardim, yumusak sirtina dayadim ve kulagina fisildadim “simdi sakince yukari cikiyoruz. Yumusak ve beyaz teninde simdiden kalici izler birakmak istemem”
Simdi bunlari yazarken bile, parmaklarimin ucunda onun, o anki titremesini duyuyorum. Sevdigim kadina sorsaniz, cok efendi bir adam oldugumu söyler size. Onu kirmaktan, incitmekten haylice korkan bir akliselim. Bir kadinin ellerimin arasinda korkudan titredigini ve bunun beni oracikta zevk suyumla bas basa biraktigini söylesem, hayal gücüme verir bunlari. Oysa ben, o ani her seferinde yeniden yasiyorum.
Cati Katina cikariyorum kadini. Titremelerinin daha da hizlandigini farkediyorum. Eve soktugumda bir an sasiriyor. Gayet düzenli bir ev. Sabah kahvaltisinin bulasigi duruyor masada ve bir sürü yemek ismarlama servis numarasi, buzdolabinin üzerinde. Kadinin agzindan elimi cekemeyecegimi biliyorum, ürkek bir sey olmadigini farketmistim. Bagirabilir ve bundan korkuyorum. Korkum, eglencemin bitmesinden. Yoksa o anda hicbir seyden cekinmedigimi hatirliyorum.
Badanadan kalma eteri bulmak icin banyoya sokuyorum ikimizi. Burnuna dayadigim havluyu koklamamak icin cirpinirken ayaklarina bakiyorum. Sakinlesen bedeniyle birlikte elimdeki bicagi bir yana koyuyorum. Eterle insan bayiltilabilecegini biliyorum; ama ne kadar süre baygin kalacagina dair tek fikrim yok. Onu icin elimi cabuk tutmak gerektigine karar veriyorum. Kadini yatak odasina götürüyorum. Sonra onun orda olmasini istemedigimi ve salonun o ana kadar aklima gelmeyen avantajini farkediyor ,kadini salonun ortasina attigim misafir döseginin üzerine yerlestiriyorum. Yüzüne bakiyorum, az once dehsetten kasilmis kaslarindan tek eser yok. Bu haliyle uyuyormus gibi duruyor. Uyumasini istemiyorum. Uyanik olup, yine o dehset anlarini hatirlamali ve bana, onun dehsetinden gelen zevki tattirmali diye düsünüyorum. Sirt üstü yatiriyor ve ellerini bagliyorum. Ayaklarina bir cözüm bulmak sorunu doguyor. Simdilik ayaklari bagli kalmali…tepinemeyecek kadar berbat hale geldiginde acarim baglarini…
Gözlerini görmek istiyorum, görebilmem icin uyanmasi gerekiyor. Tokatlamaya basliyorum onu, tokatlamanin ise yaramadigini düsündügüm noktada, biraz su getiriyorum. Yukarindan tepesine boca ediyorum suyu. Dösek islaniyor. Umursamiyorum. Bir iki tokat daha sonrasinda gözlerini araliyor. Karsisinda benim yüzümü görünce bagirmak istiyor; ama agzina tikadigim caput ve bagladigim elleriyle sadece boguk bir iki ciglik atiyor. Onu susturmuyorum. Zamaninda dj lik yapan arkadasimdan devsirerek kiraladigim evin bir zamanlar stüdyo olan salonunda istese de sesinin cikamayacagini biliyorum; ama bagirmasi hosuma gidiyor. Yerinden firlayacakmis gibi bakan gözlerinden boncuk gibi yaslar dökülüyor. Gülüyorum. Bir tokat daha vuruyorum kadina. Güzel saclarindan tutuyorum. „Sucum ne diye düsünüyorsun büyük ihtimalle“ diyorum, „Kizil saclarin var…Sadece bu“
Saclarini kokluyorum. Insanlar korkunca kokulari degisiyor diyorlar. Bu dogru; ama saclarinin kokusu oldugu gibi duruyor. Yalvarircasina inliyor, derinden…ne yapacagimi kestiremeden. Aslinda ben de ona ne yapacagimi bilmiyorum. Icimden bir yerlerden gelecek komutlari bekliyorum.
Kadinin boynuna takiliyor gözlerim, sah damarinin atisina sahit oluyorum. Beyaz teninin altinda yesil bir damar. Yasini tahmin etmeye calisiyorum, otuzlarin basinda olmali. Belki de annedir, gögüslerine ilisiyor gözüm. Kalkip inen gögüs kafesine…gögüslerini görmek istedigime karar veriyorum. Bir makas getiriyorum icerden, üstünü kesmek üzere yanasiyorum . tedirgin oluyor, yine bagirmak istiyor. Ama zorluk cikaramiyor. Elleri ve ayaklari engel oluyor ona, öksürmeye basliyor bagirirken. Sutyenini de kestikten sonra hafif sarkmis gögüslerine bakiyorum. Acik pembe gögüs uclarinin korkudan irkildigini görüyorum. Ellerimle onlara dokunuyorum, gözlerini yumuyor. Gözlerini acmasi icin etini buruyorum. Bana bakiyor. Acir gibi bakiyor ve belki de bu bakisin icimde bir seylere dokunmasini bekliyor, oysa normal bir insanin, normal bir günde anormal bir seyler yapmaya baslamasi sonunu getirecegine delalet degil midir?
Tokatlanmaktan sisen yanaklarina bakiyorum, onlara dokunuyorum…dokunuslarimdan tiksindigini anlayabiliyorum. Cok hosuma gidiyor bu. Onu memnun etmek istemiyorum ki, icimdeki vahsiye hizmet ediyorum. Önce karsisina gecip soyunuyorum. Irzina gececegimden bir an bile süphesi olmadan izliyor beni. Düsündügünü yapmiyorum. Bir tutam sacini kökünden kesiyorum makasla ve parmak uclarinin her birinden biraz kan aliyorum…Bir elime buladigim kaniyla karsisinda mastürbasyon yapiyorum. Diger elimdeki sacini kokluyor ve onun hem can acisi hem de dehsetle baktigini görerek zevkleniyorum. Dölümü sacini kesmis oldugum yere bosaltiyorum…
“Bununla kalmayacagimi biliyorsun degil mi” diyorum…O anda ölmemek icin her seyi yapabilecegini anliyorum…Altina isiyor…Onu iyi ki yataga yatirmadim diyorum. Biraz daha pantolonla oturmasi gerekecek. Onu soymuyorum. Sadece üstünde yirtilmis kiyafetleri var ve henüz daha bana karsi koyamayacak kadar yorgun degil, biliyorum…
Aciktigimi farkediyor ve karnimi doyuruyorum. Kadinin da susamis olabilecegini düsünüyorum. Agzindaki bagi cözüyorum. Saatlerdir sessizlikte kalan kadin, bogazindan bir seyler cikarmaya calisir gibi hareketleniyor…”Su ic” diyorum…Reddetmiyor. Yutkunmakta zorlandigini anliyorum. Bagirmaya yelteniyor. Ben gülünce susuyor. “Sence sesini duyabilecek olsalardi, agzini cözer miydim” diyorum. “Altima yaptim” diyor. “Biliyorum, birazdan cikaricam” kayitsizligiyla cevap veriyorum ona.
Saat geceyarisi bire geliyor. Evin icinde ciplak dolaniyorum. Karsimda saclarindan bir tutam aldigim ve parmaklarini kanattigim yari ciplak bir kadin var. Onu öpmeye basliyorum. Öpücüklerime karsilik vermiyor. Karsi da cikmiyor. Teslimiyet halini sevmiyorum. Gögüs uclarina dogru iniyorum. Dil darbelerim, kadinligina konusuyor. Yandaki makasla pantolonunu paramparca ediyorum. Ic camasirini kenarindan bir kesikle cikartip kadini banyoya, ilk geldigi yere götürüyorum. Suyun altinda kalan ve titreyen bedenine bakiyorum. Birazdan benim olacak beyaz tenine, kanamis parmak uclarina, kesik saclarini inceliyorum…
Onu biraz kuruluyor ve salondaki dösegi ters ceviriyorum. Kendimi yine gögüslerinin arasina birakiyorum…gözlerinden akan iki damla yas, beni gögüs uclarindan daha cok erekte ediyor. Parmaklarimi vajinasinin dudaklari arasinda gezdiriyorum, kasiliyor. Istese de istemese de bir kadin oldugunu farkediyor. Elime bulasan sivisiyla dudaklarini mühürlüyorum. Bacaklarinin arasindan vajinasina uzaniyorum. Dilimi her yerinde gezdiriyor ve ufak inildemelerini dinliyorum. Zevk almak istemezken alan bir kadinin ic cekisleriyle inliyor. Ona istemedigi bir seyi yasatiyorum. Bir yandan ikinci kez erekte olan penisimi yokluyorum. Kadinin ayaklarini cözüyor ve ters ceviriyorum. Pantolonundan gördügüm yuvarlak kalcalarinin ne kadar güzel oldugunu bir kere daha görüyor ve az once dilimi gezdirdigim vajinasina arkadan giriyorum. Inliyor. Git gide kücülüyor ruhu gidis gelislerimde. Yuvarlak kalcalarini avuclarimin arasinda parcalar gibi sikiyorum. Hafif mayistigini farkediyorum, inildemelerinin rutinlestigini. Etrafi kolacan eden gözlerim romantik aksamlar icin sevdigim kadinin birakmis oldugu mumlara takiliyor. Hemen dogruluyorum. Kadin susuyor. Arkasina dönemedigi icin ne yapacagimi bilmiyor ve nefesini tuttugunu hissediyorum. Sigara icmem. Mutfakta, ocagi yakmak icin duran cakmaga davraniyorum…Alevi gözlerimi kamastiriyor. Hemen kadinin yanina variyorum. “Hadi biraz oynayalim” dedikten sonra, alevleri sirtina yakinlastiriyorum. Can acisiyla bagiriyor ve ben kizaran etine bakarak icimdeki vahsinin yeni emirlerine itaat ediyorum…Devirdigim mumun her zerresini tenine en kisa mesafeden sirtina damlatiyorum. Her degen damlada aciyla inliyor. Artik sizlanmaya basladigini görüyorum…Acidan bayilmasini istemiyorum, her sey onun bilinci yerindeyken olmali. Mumu bir yana birakiyor ve sirtinda tirnaklarimi gezdiriyorum…kuruyan mum parcalarini kaziyor ve altindaki kizarik tenine elimi degdiriyorum. Bembeyaz vücudunda kirmizi lekelerle hasta insanlara benziyor. Parmaklarimi yine vajinasinda gezdiriyorum. Ordan bir parca sivi aliyor ve kic deligine parmagimi sokuyorum. Tüm ayva tüylerinin saha kalkisini izliyorum…parmagimi geri cekip sirtindaki kizarikliklarda gezdiriyorum…Onun cektigi aci ve korkuyla bir kere daha sertlesen erkekligimi o kücücük delige dayayip nefes alisini dinliyorum. Basina gelecegi az cok biliyor ve ne zaman olacagini kestiremeden bagli ellerini dösegin kenarina tutturmus, cözülmüs ayaklarini kasarak bekliyor. Hicbir sey düsünmeden, bir kerede tüm erkekligimi kicindan iceri sokuyorum. Mum yaniklarinin basaramayacagi bir ciglik yükseliyor bedeninden. Bu ciglikla icimdekinin emirleri serilesiyor. Tirnaklarimi sirtina gecirdigim kadinin icinde deviniyorum. Gidis gelislerim zor; ama yine de ivedi oluyor. Cigliklari, izole edilmis odanin disina cikamiyor; ama beynimin en ücra köselerinde yankilaniyor. Acidan bayildigini ve bu yüzden sesinin kesildigini idrak ettigim zaman, coktan bosalmis ve sirtindaki tirnaklarimi battiklari yerden cikarmis oluyorum. Biraz once yerlerinde tirnaklarimin oldugu, hilal seklindeki morluklar carpiyor gözüme. Icinden cikarmadigim penisimin, kic deliginde ufak yaralar actigini görüyorum. Ikinci kez, bu kadinin kanina bulasiyorum. Yüzünü ceviriyorum. Bayginlik icinde nefes aldigini, kesilmis saclariyla cirkinlestigini farkediyorum. Ama gögüsleri hâlâ güzel ve pembe halkalar gibi gögüs ucu cevresi…O güzelliklerin onda kalmasini istemiyorum. Kenarda sönmüs mumu bir kere daha yakip aleviyle onu uyandiriyorum… yesil gözleriyle karsilastigimda atesi gögüs uclarina yanastiriyorum. Cigliklar atiyor yine ve bagli ellerinin kan oturan yerlerinin acisina ragmen ileri geri tepiniyor. Dermansiz bacaklarindan medet umuyor. Son kez, ince bir ciglikla kendinden geciyor. Gögüs uclarinin su topladigini görüyorum…bedeninde yarattigim tahribata bakiyor ve kendimle gurur duyuyorum.
Saclarini kestim, gözlerini aglamaktan sisirdim, yanaklarini tokatladim, o güzel kalcalarini yirtarcasina becerdim onu ve bicimli, beyaz sirtinda kolay iyilesmeyecek izler biraktim…son olarak gögüs uclarini aldim elinden…
Ellerimle bitirdigim ve artik güzel tek yani kalmayan bu kadini ne yapacagimi hesap ediyorum…
