30 Kasım 2008 Pazar

berlin ayisi

0 benim de söyleyeceklerim var

pipisini cizmisler. te alla'm ya. iyi de niye? yani illa cükü oldugunu belirtmek mi gerekiyordu, ben anlamadim ki.

gördügünüz üzre, tam göbeginin altinda, iki bacaginin arasinda beyaz cizgi kesiliyor ve de ayinin pipisi ordan sallaniyor. gercekci; ama lüzumsuz. ayrica da komik lan! hueuhe berlin ayisinin pipisine bak derler adama.

masal masal matitas

0 benim de söyleyeceklerim var

ben bu masali, herkesin kendini oldugundan baska gördügü bir devler ülkesinden caldim. cok yollar astim, cok ugrastim. kac cüceyle gürestim, kac yilanla bogustum. az kaldi bir sinegin bogazinda kaliyordum, derken hancerimle karnini yardim da ciktim.

günlerden bir gündü, yillardan bir yil. az gittiydim, uzun hatri kalmasindi. öyle de gittim. döndüm arkama baktim, hayli yol katetmisim. sirtimi sivazladim "afferim leyn" dedim; iyi de henüz ufukta bir sey yoktu. onu ne yapacaktim? yoruldum dinlendim, karanlik cöktü uyudum.

kalktigimda bir ülkeydi yamacimda biten. duvarlari ben diyeyim yüz ayak, sen de iki yüz ayak. taslarinin her biri na su haci kalfanin baldirlari kadar genis. neresinden girilir anlamadim. bir dokundum duvarina, elim gecti öte yanina. bismillah diyerek diger elimi de uzattim. ikisini icerde birlestirdim ki kafam kadar bosluk var mi bileyim. baktim ki bosluk fena degil. kafami da soktum iceriye. o da nesi?!

ayna ayna icinde, ayna benim icimde. neyi görsem bin görüyorum. bir tamamen girdim iceriye. aman dedim, yolu kaybetmeyelim. burdan cikis olmaz belki. madem ki burasi masal âlemi.

bir aynanin karsisina gectim, yamuk göründüm. hic sevmedim. elimi uzattim. ayna kirildi. vay anasini. bir aynanin karsisina gectim, kücük göründüm. hic sevmedim ayna yok oldu. birinin yanina geldim. uzun boylu dalyan gibi bir delikanli oldum ciktim. bu halim hosuma gitti...derken tüm aynalar yok oluverdiii...

boslukta kaldim derken, etraf yesillendi. kuslar ötüverdi, insan sesleri duydum. kendimi bir pazarin ortasinda buldum.
yanina yanastim ilk saticinin "ne satarsin sen?" dedim. "ruh satarim" dedi. "alicisi var midir" dedim..."bes paraya hepsi" dedi. „cok oluyor alicisi. en cok da su adam aliyor“ diyerek eliyle yasli; ama ilerleyen yasina ragmen hâlâ yakisikli birine uzatti.

biraz cekindim, yanina yanastim ve el ettim. "ruh alirmissin. peki niye?" dedim. güldü ilkin, "onlarla besleniyorum" dedi. hayda, bir psikopatim eksikti masalda. o da oldu sagolsun. "neden ruh yersin ki?" dedim. "diri kalmak icin" dedi. "ben yesem olur mu?" dedim, "o kadar bozuldun mu?" diye cevap verdi. "ruh nasil satilir?" dedim. güldü, kayboldu.

ne bicim bir yerdeyim ben, diye gezinirken. sonunda elma satan bir kadinin tezgâhina geldim. elmadan cok daha güzeldi kadin. bir tanesini uzatti bana. yer miyim diye. cebimde bes kurus para yok. "nasil ödeyecegim?" dedim. "bir parcani alacagim senden" dedi. heh, organ mafyasi da isin icine girdi derken ben tam..."korkma korkma. vücudundan degil, ruhundan" dedi.

ruh muh dedin mi ben korkarim arkadas. aclik da basima vurmus hanisinden. "neyi alacaksin tam olarak?" dedim. "maceraciligini" dedi. elmayi elime verdiii...

(sonra o ülkeden baska bir yere tek adim atamadim. canim hic istemedi baska yere gitmeyi. )

...


elmayi yedim karnim doydu. miskinlestim, piskinlestim. bir elma daha istesem mi diye düsünürken yesil erik gördüm. yine dünyalar güzeli bir kadindi saticisi. cebimde bes kurus para yok. bir günde bu kadar ruh satmak da kâfi dedim. bir is bulmali...

kadinin yanina yanastim.

-burda is, nerden sorulur?
+is mi ariyorsun?
-evet.
+su adamin yanina git. o ruhlari topluyor. belki sana uygun bir seyi vardir.

kadinin isaret ettigi adami buldum. yamacina yanastim:


-is ariyorum ben. sende varmis dediler.
+neden ariyorsun is?
-az önce maceraciligimi sattim. demek ki artik yerlesik olacagim. yerlesik adama da is lazim.
+ruhunu satsana tamamen? henüz cok seyin eksilmemis. iyi para edersin.
-yok ruhumu satiliga cikarmayacagim. sen de hele bakalim. is var mi?
+cetin cevizsin. insanlari ikna edebilir misin?
-edemezsem hancerimi kullanirim.
+yok. ölülerle isimiz yok. diriler lâzim bize.
-hitabetim iyidir. öyle derler. bir sözlükte yazarim. yazardim. baska masal âleminde kaldi o.
+hmm, güzel. tecrübelisin yani. gel hele su yana. su sen gibi o tezgâh senin bu tezgâh benim gezinenleri görüyor musun? isin, onlari ruhlarini bana satmaya ikna etmek olacak. ne kadar aza mâl edersen o kadar yücelirsin gözümde. o zaman, ruhunu daha da eksiltmeden yanimda kalirsin. kalacak yerin de hazir hem.

**
is isti benim icin. baska cikis da yok gibiydi bu bilmedigim yerde.

ondan sonra he gün, yeni düsenlerin, ruhlari az gedikli insanlarin sarrafi oldum. herkesten önce akbaba gibi üstlerine atladim. ruhlarini cok düsük fiyatlara satin aldim...


karnim doyuyordu, sirtim pekti. maceraciligim haric tek seyim eksilmemisti. öyle saniyordum, öyle biliyordum. her gün ne istiyorsam yiyor, ne istiyorsam iciyordum. istedigimi giyebiliyordum.
pazarda yasli adami görüyordum. ona özenmiyor da degildim hani. geliyor, bir cok ruh aliyor. parasinin kiymetini biliyordu. az para edenlerden cok para edenleri yaptigini söylüyoirlardi. ondaki gücler, ruhlari birlestirip istedigi gibi olmayi sagliyordu.

gizemliydi. her gizemli sey gibi de ilgi cekiciydi. korkuyordum bu adamdan biraz da. ne zaman karsilassam bir elim hancerime gidiyordu usuldan. cinoglu cin bir sey oldugu belliydi. aklimdan gecenleri anlar gibi hinzirca gülüyordu ve bir sey demeden kaybolup gidiyordu.

rutin islerimi yaparken bir gün, geldigim yönden yaklasan bir genc kadin gördüm. alimsiz, celimsiz bir seydi. "bundan ruh mu alinir" diye düsünürken ben, yanima yanasti ve gözlerini gördüm. aman allah. isil isil parliyordu gözleri. kestane rengiydi. taze kestane gibiydi üstelik de. ince bileklerini havaya kaldirarak sordu bana:

-burasi neresi?
+bir garip masal alemi
-ne isimiz var burda?

durdum...ne isimiz vardi burda? hatirlamiyordum. gitmeyeli, gidemeyeli cok olmustu.

+ben calisiyorum burda.
-ne is islersin?
+ruh alirim.

gözlerindeki korkuyu gördüm.

-zorla mi?
+yok. rizayla. zorla ruh alinmiyor.
-neden veriyorlar insanlar ruhlarini?
+doymak icin.
-sen sattin mi?
+bir parca.
-sen bir parca mi diyorsun buna?

sinirleniyordum...

+ne demek istiyorsun?
-insanlarin ruhlarini satin aliyor, onlarla pazarlik yapiyorsun ve ruhunu sadece bir parca sattigini söylüyorsun.

vay anasini. sadece maceraciliktan gecmistim ben. tüm ruhumu teslim etmemistim kimseye. yalan söylüyordu bu yabanci kadin.

+uzun etme, verir misin?
-hayir!

tam disimin karariydi. hayir diyenler hep iyi para ederdi. üstelemenin vaktiydi. kimler icin ne diller dökmüstüm, simdi bu kadinin sadece taze kestane rengi gözlerinden isil isil parlayan ruhu icin bile bir sürü sey yapabilirdim.

yanimdan uzaklasmaya basladi. pazardan cikti, meydani gecti. yesillere dogru gitti. pesinden gittim ben de. yesilliklere hic gitmemistim. ne isim olurdu ki? her sey pazarda ve de meydandaydi. ot bok hastasi olsaydim baska yere giderdim...unutmustum...maceraci ruhumu satali epey olmustu...

kadinin ruhu dipdiriydi, eti gibi tazeydi her sey. celimsiz durusunun altinda hizli adimlarla yürüyen biri vardi. o az degil hep uz gitti. ben de pesinden...

söylediklerimi dinlemedi bile. acligina yenilmedi. yol kenarinda buldugu bögürtlenleri yedi, otlarin diplerini söktü elleriyle. o ince bilekleri kirilacak sandim. alninda ter tomurcuklari biriktikce ben üsteledim. o ses etmedi. agzini acsa, ruhu ucacakti sanki. ben bile öyle sanmistim.

bana teslim olmadi...

ben de ona teslim olmadim...
gece oluyordu, evime ve yatagima döndüm. onu biraktim yukarda.

...


aklimda o vardi uykuya yatmadan evvel. Söyledikleri beynimde dönüp duruyordu. Cidden, ruhumun tamamini birilerine, bir seylere mi teslim etmistim yoksa? Is diye yaptigim bu sey, insanlarin zayifliklarindan yararlanip onlari daha beter belalara sürüklemekten baska neydi? Ruhunu satanlar ayakli birer ölü gibi geziniyorlardi ortada. Ne yaptiklarindan, ne tattiklarinda zevk aliyorlardi. Sadece hayatlarini idame ettirmekle yetiniyorlardi.

Alinan ruhlar, birilerini besliyordu. Birilerinin yanaklarindan kan damlar, icinden sevinc akarken; birileri bos gözlerle kelebekleri, kuslari ve bulutlari izliyordu.


Ben de bu ise aracilik yapiyordum. Beynimden vurulmustum resmen.


Ertesi gün kendimi yine o yerlere vurdum. Maceracilik yoktu artik serde; ama kendimi baska seylerle kandirdim. Kadini biraktigim yerin az ilerisinde bir kuytuda silüetini gördüm:


-napiyorsun burda?

+bir seyler yakalamaya calisiyorum.

-neden?

+burdan kurtulana kadar bir seyler yiyerek hayatta kalmam lâzim

-burdan cikman imkansiz. Cikan kimse yok ki.

+hepsi ruhunu satmis da ondan. Ben satmadim daha.

-ama sen de satacaksin.

+nerden biliyorsun?

-hepsi satti da ondan. Sen de onlardan cok farkli degilsin.

+defol basimdan

-sinirlenme hemen.


(bitirmiycem bunu...sacma zaten.)

19 Kasım 2008 Çarşamba

canim sıkılıyor madem neden cizgi roman yapmayayim?!

1 benim de söyleyeceklerim var
evet basliyoruz:
piyer, kisa süredir sevdicegi olan linda`yi beklemektedir...



sanzelize aslinda kurbagali bi nehirdir. piyer hatunun nerde kaldigini düsünmekle mesguldür...


mutaasip bir ailenin kizi olan linda sonunda gelir...


gelir gelmez ilk dikkat ettigi seyse piyer'in ona almis oldugu cicekler degil, sanzelize'nin paso renk ve isim degistirmesi degil...piyer'in elerinin mavi olmasidir. manyak kari! piyer hakli olarak sinirlenir...


kavga ederler...



piyer'in akortlari atmistir. sayar ve söver...

..ve sanselize'de baslayan ask hikayesi yine bu boklu derede sona erer...

The End...

16 Kasım 2008 Pazar

firtina

0 benim de söyleyeceklerim var

kaloriferin odayi sicacik yaptigi, insanin kedisi olmayisina hayiflandigi, ezginin günlügü'nden "bekle beni" sarkisinin caldigi bir pazar aksaminda dallarin catirtilari ve rüzgârin ugultusuyla kapiya dayandi yine. karanlikta sokak isiklari pek güzel de, dallar oldum olasi beni korkutuyor.

cake club 2

0 benim de söyleyeceklerim var
söylemistim degil mi, paso arkadaslari görüyorum burda diye. heh, iste dün aksam...saat bir gibi bu sefer kisi basi birer lirayi bayilmadan önce, daha kapidan basladi tanidiklara rastlasma fasli.
kreuztanbul festivali cercevesindeki mercan dede ve ayyuka konserlerinde tanistigim pinar osnabrück'ten gelir gelmez solugu almisti cake'de. biz kapida yedi kisiyiz. neyse kapi araligi biraz sohbet muhabbet. derken iceriye girdik. oo ferat beyler de buradaymis. zaten iceriye yedi kisiyle girince bir anda bir curcuna. yer bulma telasi. hoop arkasindan baris'la da karsilastik. cemil'de bu civarda. söyle bir görüntüden tanidiklarimiza da selami caktik mi? aferin...

hayatimda ilk defa böyle güzel kivirabilen alman gördüm. helal olsun. karsilikli kivirdik.
dj, eger annem dogru hatirliyorsa, anadolu atesi'nde gösteri yapan biri. homoseksüel oldugu kanisindayiz. bilemiyorum ben artik. yine anneme dayanarak söylüyorum, cok sempatik bir adammis. ben onu bunu bilmem de, öyle kiviran erkek de görmedim abi. mükemmel. helal olsun. adamin poposu iki dakka mi sallanmadan duramaz ya.
costuk, evet.

vodka redbull'lar, rakilar, saraplar ve tekilalar arka arkaya devrildikce gömlekler daha bir islandi. terden sirilsiklam olduk.
vücudumda titretmedigim bir yer kaldi mi, bilmiyorum...

arkadaslarla eglenmek baska bir dünya abi...

yalniz, ispanya'dan sonra ilk defa bu kadar sarhos oldum ve biraz delilik yaptim ehehe...
olsun, yine de...

farkettim de yalniz... arkadaslarim olmasa, keyk osbir olsa cekilmez hocu.

15 Kasım 2008 Cumartesi

dondurmali kazandibinin sevgiye izdüsümü

0 benim de söyleyeceklerim var

bir gün iste, günlerden o gün. hani elimi tuttugun ve öptügüm seni. kokorecten tika basa yedigin, benim sana güldügüm o gün yine. hava bu sefer sicak. montumun fermuarini cekmek zorunda degilsin ve ben michelin adamina benzemiyorum onsuz.
o gün iste, evvela bir bardak elma cayi galata'da. sonra iki bira cila niyetine. ben diyorum ki "bira hamalliktir" sen dalga geciyorsun "seni bunca yildir tasimak yüregimde...o da hamallik; ama yapiyorum iste".

mozik diyorum sana. mozik ne, bir sen anlarsin benim etrafimda. "sana yeni lâkâp bulmama gerek yok. aksam corbam diyorum, yetiyor. seni sevdigim de orda gizli, benim oldugunda." duygulaniyorum da, bozuntuya vermiyorum..."hadi yine yirttin lamba cini diyorum..."üc dilek hakkin var" diye veriyorsun cevabimi.

dilek haklarimi sakli tutuyorum ben...

mektuplardan bahsediyoruz. ben sana dair her seyi bir önceki savasimizda yok etmis olmanin üzüntüsünü yasiyorum. kendimi kötü kralar gibi hissediyorum. hani, bir medeniyeti yok ettikten sonra üstüne kendilerininkini kuranlar var ya, onlar gibi.

seni en cok neden seviyorum biliyor musun? "sen sunu seviyorsun" diyorsun ya...ondan.

hani kahvalti yaparken biz "sana sevdigin gibi sosis kizarttim" demistin ya. dünyalar benim olmustu. en cok hangi cerezi severdim, hatirlar misin? "hayatim, evde marul var miydi?"
ehehe...konu ben olunca yemekten gidiyoruz sürekli; ama sen de seversin yemegi.

devam edeyim mi?

hani kuzenlerde ictigimiz gündü, hatirladin mi...midem agriyor diye icmemistim... sen basta biraz zorlamistin "icince cok güzel oluyorsun" diye. kizmistim. kuzen de yanimda olunca susmustun...
benim yerime de icince, hepten cakirkeyif olup kuzene "bu ruju sürmesine bayiliyorum" demistin...o güne kadar o ruju belki de her gün sürdüm de, bir kere olsun ayik kafaya "ne güzelmis bu" dememistin...
ben, biraz da utanarak elinden rujumu cekince sen karambolde elimi yakalayip gözlerimin icine baktin...elimi öptün ilkin, sıkıca tuttun, birakmadin...siir okudun durdun. gözümü kacirayim dedim, olmadi. utandim acikcasi. her neyse...
sarhos oldugum kereler hep tuvalete götürdügünü hatirlarim yine utanarak. elimi yüzümü yikadigini "ciksana" dedigim hâlde cikmadigini...iste bu yüzden bir de.

bitmedi ama...
bir keresinde eline okudugun kitabi alip, yanima gelmistin de "bunu bana okusana" demistin...okumus, okumustum da "sesini ne seviyorum" deyivermistin...
bunu da koy kenara...

***

ne cok sey yapmisiz seninle biz...iste o gün, iste bugün...araya bir sürü aci ve yanlis karar sıkıstırmısız...araya bir sürü kacis, bir sürü kovalamaca...
araya bir sürü sorun, bir sürü cözüm, bir sürü dügüm, bir sürü...sürü...

acilari unuttum ben...zaman gerekiyormus ama. affetmek zor ismis.
sus...hic konusmayalim bunlari bence, ne lüzumu var ki?

simdi bahar gelecek bak, sabahi serin olur. aksami gec...

simdi sen ve ben...bizken ve biz degilken henüz. iste o citkirildim buz iken...
gel...
yesil kazagin, mavi gömlegin ve siyah kadife pantolonunla eminönü'nden aldigimiz...

-kazandibi de yer miyiz?
+hem de dondurmali yeriz, sen iste yeter ki...

***
sana anlatmadigim sirlarim var. senden korkumdan sakliyorum hepsini kendime...
ama elimi tut,
olmaz mi?
saril bana bu koca boslukta. kalbinin üstünde elim...duyayim ki benimle atiyor iste "pıt pıt pıt"
yaralarina dokunayim...kanatmadan.
yaralarima dokun...acitmadan.

***
dondurmali kazandibini yerken...kasiga yansiyor yüzün...gülüsüne gülüyorum, sevisine seviniyorum...en az hayatta olusuna sevindigim kadar.

+seni seviyorum, valla bak.
-eheh evlenelim, cocuklarimiz olsun. torunlarimiz olsun hatta. (bak ölmüyoruz)
...
+yildizli atlasta basimi tasa koyuyorum ben burda. senmissin gibi say. buralarda hep sen...
...
-bugün ayin kaci? gelisime kac gün kaldi? beni gelip bulacak misin?
...
-ben senden önce ölmek isterim
+simdilik ölmeyecegim de...sonra sira benim
...

-ellerim terliyken de sever misin beni?
+ellerin terliyken de severim seni
...
-"bir benim ol,hep benim ol,bir de öyle kal"
+"al götür bu ömür böyle tükensin
sana bin can feda seven ne yapmaz"
...

+iyi ki varsin...
-iyi ki variz...

12 Kasım 2008 Çarşamba

papatya

0 benim de söyleyeceklerim var

sacak köklü bir bitkidir papatya. kökünden sökmeye kalktiginizda topragiyla birlikte gelir.
siz ondan güclüsünüz ya, ondan ötürü topragini da alir götürürsünüz...ama o köklerine sarinmis topragini pesi sira götürür.

"harika kokuyorlar" diyemez kimse onlar icin..."ama burda yetismiyorlar ki!" denemez... bahar geldi mi, ufacik bir cimenlikte bile alti eflatuna calan beyaz tac yapraklariyla beyaz örtü gibi sarar ertafi.

köklerinden degil de dalindan kopardiginizda dahi en uzun solmadan yasiyan ciceklerden biridir ayrica.

ögretmenimize, annemize, sevdigimizin sacina, becerebiliyorsak tacini en samimi arkadasimiza hediye ettigimiz, en cok kahrimizi ceken cicek bir de...

"yedi kat yerin altından örgütlenip
takılıverdim saçının arasına"

o yüzden bu hakli söylemi...

bildungsstreik

0 benim de söyleyeceklerim var

egitim grevi diye cevirince sanki böyle bir havasi kaciyor kardesim...

toplamda 15 bin insanin(tabii ki cogu ögrenci) katilimiyla gerceklesti berlin'de. duydugum kadariyla en yüksek katilim da berlin'de olmus. sinavi olan, okulu olan, dersi olan ögrenciler ellerinde pankartlariyla yürüyüse gelmisler...

burdayiz, sesliyiz, cünkü egitim hakkimiz elimizden aliniyor diye bagirmislar...
egitimde firsat esitligi demisler...
parasiz egitim sloganini atmislar...

eh, biz de yerimizi almisiz yanlarinda.
tisisisi.

11 Kasım 2008 Salı

mirchi

0 benim de söyleyeceklerim var
yine oranienstraße'deyiz. zati bu caddede ömrünüzü gecirebilirsiniz. neyi var ki? bakkali burda, cakkali burda, firini burda, konser bileti satis noktasi burda, giyim kusam maazasi burda, züccaciyesi burda, cicekcisi burda, kafeden bardan gecilmez, sabahin köründe iskembecisi burda, pek ünlü homoseksüel bari so36 burda. daha ne olsun hea? ne olsun?!

mirchi hem uygun hem de güzel bir singapur restoranidir(bence ortaklarindan biri türk; ama neyse). yaz kis acik bahcesi vardir ve yemekleri lezizdir. kokteyl bar amrit'in hemen yaninda olmasi hasebiyle bir de ucuzluk var kokteyllerde. sex on the beach'i 4 avroya icebiliyorsunuz. tabii ki bar 39 dakinin eline su dökemez, o ayri. burada icecekseniz watermelonman'i tavsiye ediyorum. hic degilse barmen ayari kaciramiyor.

mango chicken'inin hastasiyim. ördegi de güzel. corbalari da enfes. ne yediysem begendim ben.

bu mekanin tuvaletleri de cok orijinaldir. bayan ve erkek tuvaletlerinden ciktiktan sonra orta mekanda elinizi yikadiginiz lavabolarla karsilasilirsiniz. cesmeler bi garib acilir, sular bi garib akar. ama mükemmel bir afmosferdir. hem tuvalete giderken mutfagin yanindan geciyorsunuz ehe. icerde ne olup bitiyor, izleyebiliyor insan.

fotograflar icin harika bir slayt var burda. hem tuvaleti de görebiliyorsunuz.
fotolar

cake club

0 benim de söyleyeceklerim var

oranienstraße'nin incilerinden. iceriye girdigimde istisnasiz tanidik birileri cikiyor. yok abi, uzun süredir falan da yasamiyorum ki berlin'de; lakin iste derler ya bok boku kenefte bulur. eh, müsadenizle...

haftasonu girisi iki avro. amma bizde öyle cengaverler var ki, 7 kisi giriyoruz tek kurus para ödemiyoruz. icerde bizim grubun erkekleri fazla fazla vodka redbull götürüyorlar; sanirim o yüzden göz yumuluyor. hea, bir de sahibinin eski dev-yolcu olmasinin da bunda illa ki payi vardir. sohbeti koyunca "bundan sonra size beles" dedi. eyvalla haci dedik biz de. ne edelim...

bu aralar havalar sogudu. öyle ha deyince cikilmiyor disariya. lakin cake'ligimiz kabarmadi degil. kisfmet artik cagdas'in dogum günüsüne.

Schlesiche Straße'de bir tane de cake bar bulunmakta. (ayni caddeyi takip et sonuna kadar sonra sola dön yürü)
orasi da bunlara ait. yalniz o mekan daha genis böyle. daha cok chill out mevzuu. hani ayni bar 39 gibi.

cake bar ise göt göte dans edeyim diyenlerin mekani. kimsenin kimseyi rahatsiz etmemesi ve kücücük dans pistinde hep birlikte dans edebilme imkani cezbedici.

üstelik "islak islak" calmadan da geceyi bitirmiyor imansizlar.

bar 39

0 benim de söyleyeceklerim var


hastasinim!
hafta ici gitiginizde en hiper süper kokteyllerin fiyatinin dört avroya düstügünü görünce aglayasiniz geliyor(cumartesi günü 7,50 den bir kurus asagiya kokteyl yok). hea, pazar da gidebilirsiniz.
frozen margarita ve coconut kiss'i tavsiye ediyorum. hemingway saueres de hayli güzel. üf yea. kocaman kokteyl listeleri var iste. kesin size uygun bir seyler bulursunuz.

haftasonu garsonlarindan biri türk. digeri de tu'da ögrencilik yapan bir melez hatun.

türk olan garson sayesinde cikmadan önce cok fondiplik ufak kokteyller icmisligimiz vardir.

burdan gece 3 sularinda cikip solugu cake'de aldik mi, o gün sabahlayacagiz demektir...

symirna

0 benim de söyleyeceklerim var


efendim burasida bizim mekaaan. "cekirdekci" derseniz, kime sorsan gösterir. adini izmir'in eski isminden alan symirna berlin'in ilk kuruyamiscisidir. üc tane de subesi bulunmakta; lakin bizim göz bebegimiz ilki...yani kreuzberg'deki.

yukardaki resimler acayip yamurlu bir eylül basi zamaninda cekildi. ilki kapidan oranienstraße'ye söyle bir bakis. ikincisi de cekirdek citlerken cöpünü attigimiz kaplar.


orda türk kahvesi icmek kadar keyifli bir sey var midir yahu...yüz gram kaplama fistik, üc tane lokum ve orta sekerli türk kahvesi. beni birakin öyle bir günde öleyim.

why so serious baby?!

0 benim de söyleyeceklerim var

evet, konumuz joker. herkes seviyor degil mi? eveeet! ah ilkokulum benim. hani örtmen "günaydin cocuklar" diye kisa ve net derdi de "sagoool" diye uzatirdik. o hesap. yemekten önce ne yapariz? ellerimizi yikariiiiz.

neyse dagitmayalim hocu. joker. batman the dark knight. üfü, the kara sövalye!
oysa ki mevzu ying yang. oysa ki en süperi orda "mikemmel" sifati altindaki adamin icinde bir yerlerde onun bam teline dokunuldugu dakika ortaya cikaracagi patlama. netekim, patlatti da ibne sagi solu. peki ama onun bam telini kim buldu?! tabig ki joker. tabig ki süper adam. tabig ki o yagli pis saclarini geriye iteleyen, igrenc makyajli ve jilet kesigi yüzlü, parayi bir pislikmiscesine yakan anarsist ruhlu psikopat herif.

onun icin saygimi hakediyor kendisi. batman'i hayli tutucu buluyorum. adam güya joker'i öldürmeyerek iyi bir halt yedigini saniyor. oysa ki sacmalik. joker'in seni parmaginda oynatacagini hâlâ mi ögrenemedin? bunca cizgi roman, bunca film bosuna mi cekiliyor kardesim. ben de anlamiyorum ki?!

bu durumda sen joker'i öldürmezsen. o da gelir senin en yakinlarini senin elinden alir. seni sinir etmek icin daha cok insana zarar verir. kimse de "ahan da sen joker gibi bir vatandasi öldürdün pis ibne" demez. senin de icine neden dert oluyor bu kadar joker'i öldürmek anlamiyorum batman efendi. yok neymis? istedigi buymus. ee? psikopat herif sagi solu öldürüp, kesip bicmeye devam edecek. ver istedigini. hepimizi kurtar su beladan...

kurtaramiyorsan da biat et kardesim?! egil önünde bu zeki adamin seni dize getiriyor diye. seni elinde oyuncak gibi cevirip cevirip döndürüyor diye.
kötü mötü, herif pes etmiyor. zekâ küpü mübarek üstelik. canim...
hele o konusmadan önce dilini iceri sokup sokup cikartmasi, dudaklarini islatmasi yok mu...bir psikopat anca bu kadar süper oynanir.
escinsel kovboylardan kendini uyusturucuyla gebertene selam olsun.
iyi adamdin, süper adamdin da...iste dehalar yalniz kaliyor demek ki.

ezginin günlügü

0 benim de söyleyeceklerim var

insani bir ömür boyu takip edecek, edebilecek, etmesi gereken bu grup hakkinda sürüsüne bereket laf söylenebilir. cogu da gereksiz olur hakkaten hea.

bir kere ezgini günlügü'nün eski albümlerine bakarsak, son cikarmis oldugu dargin miyiz tam bir fiyasko niteligindedir...bana bir koca lazim bile kurtaramaz albümü.

nerde bir "oyun" yahut "ilk ask", nerde "dargin miyiz"?

acikcasi ezginin günlügü, bana sorarsan darginiz. sarhos balik ile topal marti gibi, kücügüm gibi, gemi gibi, teninle konusmak gibi, zerdaliler gibi sarkilar; bir eflatun ölüm gibi, ayrilik gibi, seni düsünmek gibi besteler veremedigin sürece de dargin kalacagiz...bilmis ol.

ben senden önce ölmek isterim

0 benim de söyleyeceklerim var

ben
senden once olmek isterim.
gidenin arkasindan gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
ben zannetmiyorum bunu.
iyisi mi,
beni yaktirirsin,
odanda ocagin
ustune korsun
icinde bir kavanozun.
kavanoz camdan olsun,
seffaf,
beyaz camdan olsun
ki icinde beni gorebilesin
fedakârligimi anliyorsun :
vazgectim toprak olmaktan,
vazgectim cicek olmaktan
senin yaninda kalabilmek icin.
ve toz oluyorum
yasiyorum yaninda senin.
sonra, sen de olunce
kavanozuma gelirsin.
ve orada beraber yasariz
kulumun icinde kulun
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasiz bir torun
bizi ordan atana kadar...
ama
biz
o zamana kadar
o kadar karisacagiz ki birbirimize,
atildigimiz coplukte bile
zerrelerimiz
yan yana dusecek.
topraga beraber dalacagiz.
ve bir gun yabani bir cicek
bu toprak parcasindan nemlenip filizlenirse
sapinda muhakkak iki cicek acacak :
biri
sen
biri de
ben.
ben
daha olumlu dusunuyorum
ben daha bir cocuk doguracagim
hayat tasiyor icimden.
kayniyor kanim.
yasayacagim, ama cok, pek cok,
ama sen de beraber.
ama olum de korkutmuyor beni.
yalniz pek sevimsiz buluyorum
bizim cenaze seklini.
ben olunceye kadar da
bu duzelir herhalde.
hapisten cikmak ihtimalin var mi bugunlerde?
icimden bir sey;
belki diyor.

nazim hikmet'e yazilmistir aklinin kizil sacli bacisi piraye tarafindan.
piraye "ben senden önce ölmek isterim" diyerek nazim'i nasil sevdigini anlatmistir...bir insanin olmayacagini düsünmenin kederini bilir misiniz? düsünün ki o sizin yâriniz, yâreniniz...karninda kipirdayan bir cocuk sevdiniz. aksam ona seker getiremeyesini dert ettiniz belki. memet fotograflarda büyüyordu cünkü.

piraye nazim'i seviyordu. kim sevdiginden sonra ölmek ister ki? ne kadar dayanabilir yürek onun pesinden yalnizliga.
hani onu daha önce hic tanimamis olsan. gitsin, gider...
ama bir kere girmis hayatina...ondan önce onsuzdun, evet; ama bir kere oldu o. nasil inkâr edeceksin ki yasananlari? olur mu hic? olmaz iste...


belki piraye ile nâzim'in aski bitti de...yine de kaldi yüregin bir yerinde sizisi...hic degilse bana tercüman oldu yillar evvel, bugün...belki yillar sonra devam edecek tercümanliga.

belki bencillik gibi gelecek sana; ama...
"ben, senden önce ölmek isterim"
bilirim, sen de benden önce ölmek istersin...
yasasak ya!
aman basina bir is gelmesin...

kirginim sacilmis bir nar gibi

0 benim de söyleyeceklerim var



"git dersen giderim
kal dersen kalirim
"

gidislerinin müsebbibi olan insana bagli kalislarin yine. o nederse o olacak ve her sey sanki yercekimi kanunuymuscasina g=10 mahiyetinde kabullenilecek. ama einstein degil miydi mutlak gercek yoktur diyen ve her sey görecelidir?
o zaman onun "git" dedigini, sen "kal" olarak anlasan mesela...suclu kim olur ki?

"belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
"

ne umutsuzsun ve romantik. aslinda istedigin tek bir sey var bana sorsan...resimlerde kalmamak. kalacaksan; yaninda etinle, kaninla, caninla olmalisin bir kere. öpüslerinle bogdugunda onu, soluksuz kaldiginda adini sayiklarken iniltilerinde, en derininde hissettiginde seni...düpedüz yaninda iste...
olmayacaksan da resimlerin bile kalmamali ortalikta ve tutmayacak zaten yaninda, eger sana "git" derse..birilerine "kal" derken, o resimleri kapali bir yere koyacak. basta kiyamayacak sobaya atip yakmaya; cünkü mevsimlerden ilk bahar. soba tüterse, evin boyasi batar...anlayacagin, resimlerini atacagi vakit...iste o an, umrunda bile olmayacaksin ki zaten.

"bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
"

agzinda dünden kalma bir küfür de olabilirdi hani, rakinin vermis oldugu o anason kokusu üstüne. aslinda söyleyecek seyler o kadar cok ki ve senin aklina hicbiri gelmiyor. o kadar acizsin simdi. o "git" diyecek, gideceksin ve "kal" dediginde kalacak...
her sey onun elinde sanki ve senin aklinin ipleri, onun sacinin tellerine dolanmis; sevismekte.

"değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.

aynı gökyüzü aynı keder.
"

aslinda biliyorsun, ölüm e bir degisiklik degil. nedir yani? bir kere börtü böcege yem olmanin neresi istah acici, bilemiyorum. ayrica sen de bunu istemiyorsun..."git" dediginde, o kadar uzaga gitmeni hic istemiyor olacak üstelik, ve "kal" dediginde sen bosu bosuna ölmüs olacaksin...
gökyüzünde bir ay var simdi...sen bilmezsin, kimine öyle güzel gözükür ki o ve inan her gün degisir. yildizlar yer degistirir, mavi atlas bir gariplesir...göremedin simdi; oysa ki galileo'nun basina dert acan buydu iste...görmüstü o gökyüzünün ayni olmadigini ve de dünyanin kendinden kat be kat büyük günes etrafinda döndügünü...
ona gülmüslerdi, onu yalancilikla suclamislardi...oysa ki o söylediklerinin dogrulugundan da emindi...ve keder, hicbir sekilde ayni degildi.
kimi an azaliyor, kimi an cogaliyor, kimi an bicim degistiriyordu...
sende de böyle bu. istisna degilsin. öyle saniyorsun; ama cidden degilsin. olamazsin da bu standart sapmalarin icinden cikamayacagin halinle.
kendi sirtindaki kederin, dünyanin tüm kederlerinin toplaminin iki katindan üc fazla oldugunu saniyorsun. neden ki?

ve en basa geliyoruz en sondan sonra...bir döngü olabilir mi ki bu? yoksa sebep sonuc iliskisi mi?

"kirginim,
sacilmis bir nar gibi
" yim

illa ki ekleyeceksin sonuna gizli özneni...oysa isimsiz daha bir güzeldin sen, kirgindin sacilmir bir nar gibi...o zaman daha güzeldi tamlaman...

hepsi onun "git" ve "kal" lari arasindaki gelgitlerdeydi. ondandi o sarhosluk, o agiz bozuklugu, o mayhosluk, o keder...

kirgindin...
sacilmis bir nar gibi.

parcalarin, ellerimde kirmizi izler birakirdi. üstüme bulastirsam cikmazdi. isin kötüsü, bir daha bütün olma imkanin da yoktu. bir bütünün parcalari, herhangi bir kuvvetle ayristirilmaya calisildiginda birbirlerinden uzaklasirlardi.
bilim, senin üstünde deneniyordu iste...sen kanitiydin her seyin.

ellerimde kaliyordun, kirmizi kirmizi ve bulastiginda üstüme cikmiyordun...tadin eksiydi, tadin güzeldi tüm eksiligine ragmen...üzgündün, mayhostun, sarhostun...ama dudaklarinin tadi güzeldi...vereceklerin fazlaydi.

sacilmistin,
kirgindin
nar gibi...

ruhsal düzüsmeler

0 benim de söyleyeceklerim var

-sirayla okunmasi gerekmeyen bir seyi, bir türlü düzensiz okuyamiyorum. hocaya " istedigimiz sorudan baslayabilir miyiz?" diyen cocuga kafa atmak isteyenlerdendim ben. sirayla git dümbük...bos birak...dön tekrar yaz. asabiyetime asabiyet katma.
ama is, bir romani okumaya gelince...iste orda, ortadan elli sayfa okuyup akabinde basa dönüp de kitabi okumayi cok seviyorum. rahatsiz olabilirim.

-dünya cok kücükmüs kardesim, bir kacamak yapayim dedim...demez olaydim. ucaktaki adam az kaldi kanka cikacakti benimle. siz siz olun, ucakta yaninizdakilerle konusmayin...ya da konusun, kayisi pestili verdi bana komsularimdan bayan olani. üff...afiyet olsun bana.

-ayni havayolu sirketiyle, ayni saatte yolculuk yapiyorsun mesela. ana yemek farkli gelmiyor önüne..."chicken or pasta?" diye soruyor hostes. benimle türkce konustu gerci..makarna diye aldigim seyin icinden sosa bulanmis manti cikmasi da ilginc gelmedi degil...ama italyan mantisina tortellini diyorlarsa, neden olmasindi?
mevzu bu degil ama...sirket ayni sirket, saat ayni saat..ana yemek ayni ana yemek...ama ekstradan peynir ve de salata tabagi geldi...kücücük masaya sigmiyor sonuc olarak. itiraf ediyorum, döktüm.
o kadar cok koymasinlar bence. mundar oluyor. hem gördüm kivanc tatlitug yiyemedi...

-kivanc tatlitug ile aramizda iki insan ve bir ucak koridoru vardi yolculuk yaparken. saati güzel cocugun. tipi de fena degilmis. ictiler yol boyunca. yalniz onlar ucaga binince cok rahatladim. icinde ünlü olan ucak düsmezmis gibi geliyor bana. bir de düstügünü hayal ettim. kacamak tatilimin sonunda ucakta ölenler listesinde oktay kaynarca ve kivanc tatlitug'dan sonra geliyorum...
babam sanirim ölümü bile evlatliktan reddederdi...

-resimlerde kilolu cikiyorum. sorun kamerada degil, bende.
bu özelligime ragmen malak gibi perspektif resimlerin önüne koyuyorlar beni...

-son olarak...her gün kadinlardan binlerce(abarttim üc tane) iltifat aliyorum...
"erkek olsam sana asik olurdum. olm senin farkına varıp da seni kaybetmeyi göze alacak erkeğin ben kusra bakma da azına şeyapım yani"

bülent ersoy'dan ikimize geliyor...onunkini duymus...sira bende...

tanrim beni bastan yarat...

ben sende tutuklu kaldim

0 benim de söyleyeceklerim var

ne kadar arabesk duruyor yahu bu laf! ama sezen aksu ne de güzel söylemis...
hayatimizda bir yerlerde, birilerinde takili kaliyoruz. kanca gibi bu. cikisi yok, dönüsü yok. ne bileyim lan yok oglu yok...
aradan yillar gecse de bir seyler degismiyor iste. hâlâ ayni seylerin hayalini kurabiliyor oluyorsun, hâlâ ayni adami koynuna alarak yatma niyetindesin rüyalarinda bile...
lan is mi bu? disarda seni sevebilecek, ondan daha cok sevebilecek...belki senin de ondan daha cok sevecegin bir dolu adam var...vardir yani, di mi? olmali en azindan!
ama yine de virajlari döndügünde karsina o cikiyor...
"seni seviyorum" diyor..."sensiz olmuyor ki..." sen baska seylerde kullanmadigin iradeni tamamen buraya kanalize edip, yanik dilinin sizisini hatirlayak diyorsun..."olmaz ki..."
ama sesi, ama gözleri...ama dokunusu...o cirkin burnu, senin pek bir sevdigin...

olmuyor dostum olmuyor...olmayacak da...sen karsina cikan herkeste, ondan bir parca arayacaksin...bulamayinca da sevgilicilik oynayip duracaksin. ta ki senin ya da karsindakinin cani sıkılana kadar...

sonra?
sonra yine ona döneceksin ve ilginci o senin dönüsünü bekliyor olacak hâlâ...
" 'seni sevmiyorum' demedin ya, bu yeter..." diyecek...
"bak sen de istiyorsun, neden inadini yapiyorsun...bir sans daha..." diyecek...
sen yine en kati halini takinip "sana verdigim sanslardan boynuma kolye yapardim." diyeceksin...o an yaninda olsa deliler gibi öpmek isteyeceksin ama..."artik ben sana sans veremem, becerebiliyorsan bir sans sen al benden." diyerek acik da kapiyi birakmayi, kendini de onu da süründürmeyi es gecmeyeceksin...

sıkılınca yeni sevgilicikler oynayacaksiniz, her biri ikinizin de canini sıkan, hayallerinizde yine de onun adi caglayan...digerine olasi cocuk isimlerini sayarken, aslinda birlikte koymak istediklerin gelecek aklina...
onunsa sevgilisine "ben cocuk mocuk istemem." deyisini duydugunda bir parca sevineceksin o basi gelmez egonla...

kürkcü dükkani gibi dönüp dolasip birbirinize varacaksiniz her seferinde...bir seylere baslamadan bitireceksiniz...
belki mutlu son görür sizin 55 ekran grundig siyah beyaz televizyonunuz, kim bilir?
belki bir türk filmi cikar sahneye...
su sarki cinlanir kulaklarinizda maziye dair...

"al götür bu ömür böyle tükensin
sana bin can feda seven ne yapmaz."

...

0 benim de söyleyeceklerim var

Evvela hafif bir müzik koy fona...blues ya da caz olsun...onlar gece müzigi cünkü. onlar gercekten gece müzigi. cünkü hep bodrum katlardan ciktilar ve sesleri gecenin karanligina karisti...
gecenin karanligina güzel kizlarin isimlerini fisildadilar...güzel memleketlerden bahsettiler usanmadan...

simdi yildizlar serpistir lacivert atlasa...gelisigüzel dagit hepsini, istiyorsan üstüne yat ilkin, saclarina yildizlar bulassin, onlar iyice dagilsin...
bir hilal ay yerlestir atlasin sag kösesine...evler yap sonra silüetleri görünsün tek...gri, siyah belki de. ufak tefek bir iki isik koy sonra, sacindaki yildiz tozlarini harca biraz bu aydinliga...

hadi artik ufal...kücücük ol, alice'in kurabiyeyi yedikten sonraki hali gibi...o kadar kücül ki, cizdigin resmin icindeki odaya gir...ordan az önce yerlestirdigin yildizlara bak...yanlarina gitmeyi hayal et. sehri dinle...sehir uyuyor...fonda geceyi anlatan bir müzik caliyor...

hani ölünse, bugün ölünmeli...simdi...sakin geceyi izlerken...unutma e mi?

baris sehri berlin

0 benim de söyleyeceklerim var



yersen...
ama onlari da anlamak lâzim be abi. yani düsün, savastan cikmissin. sehir yerle bir olmus. ne yapacaksin?
reklam iste.

lince davet

0 benim de söyleyeceklerim var
cok gerilere gitmeyelim diyorum ve türkiye cumhuriyeti'ndeki sayisiz linc hadiselerinden bir ikisini belirterek "ata sporumuz güres degil de linc olsun aabi" teklifinde bulunmak istiyorum...

tee otuzlu yillardan bu yaniyi söyle bir kisaca(cok göz önünde olanlari) gecersek:

~6-7 eylül olaylari:
atatürk'ün dogdugu eve bomba atildi havadisiyle sarsilip ne kadar rum ermeni varsa istanbul'da evlerini barklarini yakip yikmaya kalktik..türk bayraklariyla caddelerden gectik...


~kanli pazar:
1969 yilinda cuma namazi öncesi ve sonrais gaza getirilen müslüman grup isci ve ögrencilerin üzerine salinmistir. polis zaten bir kenardan izleyip elinden geldigince ögrencilerin tas sopa ve bicaklarla dövülmesine yardimci olmustur. bu mevzunun gelisimi resmen cihad cagrisi gibidir. "kalkin gidin ve onlari yok edin" denmeye getirilmistir.

~kahramanmaras olaylari:
dinsiz oldugu gerekcesiyle alevilerin linc edilmeleri. evlerini barklarini yakilmasi, yikilmasi, öldürülmeleri...sorumlu kisilerin bulunamamasi...bulunanin eftenpüften olusu vesaire.

~sivas katliami:
1993 senesine damgasini vuran hadise. bizden unutmamiz istenmekte sik sik. neyini unutacaksin? bir sehre, bir festivale gelmis aydinlarin öldürülmeye calisilmasini mi, yoksa dönemin basbakaninin "her sey kontrol altinda, halka zarar gelmiyor" demesinimi...
galeyana gelen gruplarin cami cikislarinda madimak öteli önünde toplasip koca otelin yanislarini zafer cigliklariyla izlemeleri saniyorum ki türkiye'ni linc oyunundaki en ilginc basarilarindandir. kac ülkenin bir mayisina ordu dahi müdahale edebilirken, bir otelin yanmasina öööyle bakilmistir...bilemiyorum.

~mersin bayrak hadisesi sonrasi sürekli gerceklesen ufak tefek organizasyonlar:
2005 yilindan bu yana mütemadiyen ahmet kaya tisörtü giyen, kürtce konusan, "bölücü" oldugu iddia edilen, mecliste temsil edilen bir partinin üyesi olan, solcu olan, kürtlerle muhatab olan, onlari vatan haini saymayan insanlarin maruz kaldigi linc girisimleri...

göz önünde olanlara tehdit mektuplari, hrant dink suikasti, tam manada ya da hic aydinlanmamis bir cok cinayet(ugur mumcu'sundan abdi ipekci'sine), sindirme politikasi...bunlar da oyunun yan kollari.

bence böyle bakinca linc oyununda en az ruanda kadar basariliyiz...en az o kadar günah var sirtimizda.

kreuzberger ruulz

2 benim de söyleyeceklerim var

burasi ayri bi' dünya. getto metto yalan yanlis hikayeler bunlar. kreuzberg hayli degismis aslinda. almanya'nin ilk (ve tek) gecekondusunun bu semtte oldugunu bileniniz vardir muhakkak, bilmeyen de ögrensin diye yazdik anacim.

kreuzberg'in sehir efsanesi almanya icinde de hayli beter. oysa ki oranienstraße'deki kafelerde oturanlara bakarsan ne kadar kozmopolit bir mekan oldugu anlasilir. ha illa ki duvarin yikilisina kadar berlin'in kenari olarak bilinen bu semtte göcmenler oturmustur düsük kira bedelleri yüzünden amma...devir degismistir, e tabig ki kreuzberg de degismistir.

bar 39' una, cake' ine, symirna' sina, mirchi' sine kurban oldugumun...

hani etrafi bok götürmüyor degil!

fotograf tabig ki kreuzberg sokaklarindan

farkli cografyalarda asik olanlari görmüslügümüz de var

0 benim de söyleyeceklerim var


beyaz duvarlara bakmaktan sıkıldı cani. kalkti, üstünü basini degistirmeden sadece montunu giyinip cikti disariya. hangi yöne gitsem diye düsündü merdivenlerden inerken. tanidik bir yüz ariyordu gözleri, o sebeple ayaklari onu yokusasagi yürümeye itti. ne güzeldi aslinda, bedeni ayni harmoniyle calisiyordu iste. gözlerinin cani birsey istediginde ayaklari diretmiyordu. tam tersi olsaydi diye düsündü, böyle abuk subuk seyleri düsünemeyi pek severdi zaten, mesela kollari bir siseye uzanmak isteseydi de, parmaklari hareket etmek istemeseydi…ya da ayaklari saga gitmek isterken gözleri arkayi görmek isteseydi…öyle degildi iste…hersey gayet uyumluydu.

yürüdü yürüdü, kalabaliklara karisti. o yürüdükce metrekareye düsen insan sayisi artti, caddeler isiklandi…önceki gün yagan yagmurdan kalma su birikintilerine basa basa yürüdü…pit…pit sesler geldi topuksuz ayakkabilariyla bastigi yerlerden…adimlarini agirlastirdi…bir köseden yukari cikacakti…köselerde hep agirlasirdi adimlari…köseden kimin gelecegi belli olmazdi…tanidik biri ciksaydi karsisina köseyi döndügünde…o ciksaydi keske…aralarinda koca bir cografya degil de, sadece su kösecik olsaydi…ya da kendisi bir köseyle koca bir cografyayi arsinlamis olsaydi…nefesini tuttu, gözlerin kapadi…köseyi döndü…korkuyordu gözlerini acmaya…araladi gözlerini…yine yabanci insanlardi gecenler yanindan, yine tanidik olmayan yüzler…dili damagi kurudu bir an, ne yapacagini bilemedi. geri dönmek istedi, ama bir köseyi daha dönmeyi göze alamadi. tamam, gamsizin tekiydi de, yürecigi kaldirmazdi böyle seyleri…simdi yanindan gecen biri ona yanlislikla carpsa, cöküp yere, islakligina aldirmadan, su birikintilerine bir iki damlayla o da katkida bulunacakti.
ellerini cebine soktu, devam etti yürümege…

o esnada geceyle gündüzün neredeyse ayni saatleri paylastigi farkli bir cografyada bir cocuk agladi. ıci buruldu elleri cebinde yokus cikan delikanlinin. neden agliyor acaba diye gecirdi icinden. bir derdi olmaliydi illa ki. annesi dövmüstü belki, ya da düsmüstü de cani acimisti. ne az dert vardi cocukken, yasak kentlerin cocugu olmak disinda. simdiyse omuzlari hafif cökmüs gibi geldi kendine. yaklasmakta olan aksamin bile yükü binmisti omuzlarina. kafasindan birbir sey geciyordu…bir ad, bir anlam bulmakta zorlaniyordu onlara. yasam yoluna girmek üzereydi, sorunlar hep genel gecer seylerdi. neydi simdi onu gögüskafesinin sol tarafindan bogan? oysa hayat ordan gelmiyor muydu adama? alni kiristi, düsündügünde alni kirisiyordu böyle…cevapsiz sorulari sevmezdi, düzenliydi cogu sey kafasinda. belirsizlikler karsisindaki siniri bundandi…sonuna geldi yokusun, sagdan ilerleyip köseyi dönecekti…ayak sesleri duydu…bir erkegin olamiyacak kadar hafif; ama narin bir bayanin olamiyacak kadar kaygisiz. belki etek giymistir diye düsündü cocuk…cingene pembesi firfirli bir etek…gülümsüyordur belki de…sade gülmüyor belki kahkaha atiyordur…duvarlara carpacaktir birazdan o kahkaha da, yankisi kulaklarina varacaktir…

köse basinda durdu delikanli, simdi iki seydeydi kulagi…gelen ayak seslerinde bir de atislarinda kalbinin…köseden cikiverdi bir genc kiz, elinde bir torba…ayaginda topuksuz ayakkabilar…ondandi demek kaygisiz gelisi ayak seslerinin…pembe firfirli etegi yoktu ama kizin…alacakaranlikta rengi zor secilen bir pantolon vardi…delikanliyi fark etmeden gecti gitti sokagin diger ucuna…habersiz tuttugu nefesini birakip delikanli, devam etti yoluna. bir de kizdi kendine…bu kadar da hayalperest olunmazdi ya…

ve aksam biraz daha cöktü omuzlarina…

cebinden yedigim insanligim ve kendime ettigim haksizlik

0 benim de söyleyeceklerim var

sehrin en kalabalik sokaginda gezmekteyim...mutluyum ulan, ne olmus ki? bir is görüsmesi yapmisim, isi vermis adam bana...sonra yillardir görmedigim bir arkadasimla karsilasmisim ve de ögleden sonra yemegi birlikte yemek icin anlasmisiz...sonra kulagimda en güzel parcalar, bu sehrin üzerinde egrelti duracak bir temmuz günü, güzel bir sokaktayim...adimlarim tap tap yokus asagi inmekte, günes de var anasini satayim. seviyorum seviliyorum...sevdicegim evimde bekliyor beni...

derken, yanimdan bir cocuk geciyor on yaslarinda...parmagini tutarak agliyor. yüzüne sadece iki saniye bakiyorum, benim yüzüme bakiyor...kasi gözü sis sis, spastik herhalde diyorum. öteliyorum hemen onu. yanimdan bir an önce gitmesini diledigimi fark etmiyorum, ama istiyorum bunu kesin...allahtan ters yönlere gidiyoruz da görüs alanimdan cikiyor.
sonra önümdeki adam arkasina bakiyor...ne oluyorsa ondan sonra oluyor...

sahi bir cocuk vardi on yaslarinda...parmagini tutup agliyordu...yüzüme dikmisti gözlerini koca bir saniye...ben ne yapmistim? görüs menzilimden cikmasi icin adimlarimi hizlandirmistim...
hizla döndüm arkami. bir kadin bisikletten inmis, cocugun parmagina bakiyordu, bulundugum mesafeden imkansizdi onlari duymam. kadin cocuga bir seyler söyledi ve elinden tutarak yine aksi yönüme dogru ilerlediler...

bir anda, abartmiyorum yahu edebiyat olsun diye degil, günes bulutlarin arasina girdi. isciler sokaktaki kazi calismasina devam ettiler. rüzgar cikti, saclarim savruldu ve tozlar ucustu havalarda gözüm kum doldu. ben yari acmaya calistigim gözlerimle duraga dogru ilerlemeye calistim...biri carpsa bana, üsenmeden aglayacaktim...ayaklar görüyordum. yerde pislikler, köpek boku, bira artigi...yere düsmüs cin yemegini toplamaya calisan bir evsiz...grup sekilinde oturmus baskalari...
sanki bakislar üstüme üstüme geliyordu, on yaslarinda bir erkek cocugu sokakta agliyordu parmagini tutup ve ben "benden uzak, allah'a yakin olsun." dercesine uzaklasmistim ondan...üstelik yüzüme de bakmisti!
birilerini aramak istedim...birileri bana "yok sen iyi bir insansin" desin istedim...kimi aramaya kalktiysam cikmadi telefona.

duraga geldim, metroya bindim...metro hic olmaz; ama bu sefer doldu...benim aklim hâlâ cocukta.
kafami kaldirdigimda ayakta bekleyen bir yasli kadin gördüm, sıkı sıkı tutunmustu demire ayakta...
oturan güruha baktim, hepimiz tas catlasin otuzuz...bu lanet memlekette yasli bir allahin kuluna yer veren görmedim ki ben!
bu herifler beni de kendilerine benzettiler sonunda! bundan bes yil önce böyle miydim ben? söylesene böyle miydim ben? birinin cevap vermesi lâzim bana, ama kimse yok kahretsin!
ama kalkmadim yerimden, cakildim kaldim yerime...kadin, bir dahaki durakta indi.
lanet okudum kendime. ne olmustu benden? neydim ben artik? örf adet degildi derdim...
ben insanligimi kaybetme yolunda tipis tipis adimlar atiyordum yokus asagi.
bir cocuk, on yasinda bir cocuk aglamisti göz bebeklerime bakip ve ben siktir cekmistim ona gözlerimle...sonra bir yasli kadin...ayakta duruyordu tepemde, yüzüne bile bakmamistim onun!
yoz kapitalist bir kültür icime icime islemis, beni kendimden baska kimseyi düsünemez hale getirmeye ant icmisti...
tek suc bu kültürün müydü? icimdeki seytan miydi bunu yapan?
hayir! bendim ona teslim olmaya meyilli olan. isime geliyordu bu. ötekiler benden uzak dursundu.

ben bu degildim bes yil önce...bu degildim ben...gülen yüzünde en cirkin insana bile yer olan minik bir kiz vardi yerimde...iki saat ayakta yolculuk yapabilmeyi göze alan onca yorgunluguna inat...

biriktirdigim insanligima bir seyler katmak yerine catur cutur onu yemeye baslamistim iste...git gide de eriyordu meret! yakinda ne olup cikacaktim? ben kim olacaktim, gülen yüzüne alayci bir kahkaha yerlesmis orta yas orospusu mu? elinin tersiyle kendi gibi olmayana siktir cekebilen bir mahlukat mi?
olamazdi ya, olmamaliydi...iyiydim ben...ben gercekten iyiydim...nerden cikmisti bu vicdan muhasebesi simdi? bu sabah mutluydum, o cocuk karsima cikana kadar git gide yozlasmis; ama mutluydum...
ya simdi? cebinden yediklerine nerden baslayip da katkida bulunacagini bilemeyen bir acizim iste...
diken üstünde yaziyorum bunlari...

denklem

0 benim de söyleyeceklerim var

davulun tokmagina denk düstügü yerdir denklem.
illa ki denk olacak bir seyler. oysa ki esitsizlik cözümleri en güzeli hayatta. ucunda bir belirsizlik, bir grilik...
oysa ki denklemde ya siyahsin ya beyaz. ya reel sayilar kümesinde bir cözümün var, ya da yok. ya ücsün, ya on bes nokta yedi, ya da iki virgül alti bin sekiz yüz kirk bes...
dengini bulana kadar bir garip bilinmezsin, dengin ciktiktan sonra saga sola kacamayacak bir köle. artik gizemin cözülmüs, sen a'dan e'ye uzanan siklardan birinde esitsin herhangi bir tanesine...

yazik velhasil...yazik denkleme...kafasi kuma gömülü o ucamayan kusun matematiksel haline...

meram ekspresi

0 benim de söyleyeceklerim var

bu tren, aksama dogru haydarpasa'dan alir sizi ve sabahin ilk saatlerinde birakir konya yahut da civarindaki ücra istasyonlardan birine...
meram ekspresi eski kokar, köylü kokar buram buram...ficiya tepilmis peynir kokar dönüs yolunda. bunlardan hicbiri hakir görmek maksadiyla söylenmemistir hem de...uzaklasinca, insanin burnunda tüten kokulardandir bunlar da, hani akmar pasajinin eylül ayindaki ter kokusu misali.

haydarpasa'dan yola ciktiginiz an, yaz mevsiminin günesli güzel bir gününe tekabül ediyorsa eger, izmit'te gün batimini yakalayacaksiniz demektir...
insan kuruldu mu o kocaman eski koltuklarina meram ekspresi'nin, basini yasladi mi cama, ayaklarindan birini karnina dogru cekti mi, kendinen gecer gibi olur...
denize yakin giden tren yolu önce tershaneleri birakir ardinda. insan o vakit calisanlari düsünür, boyacilar gece yarisi dahi calisirlar tershanede yasak olmasina ragmen...iskeleden denie düsüp ölmek an meselesi...
sonrasinda yesillikler arasindan gidilir adapazari'na. o vakit, adapazari ekspresiyle ayni raylar paylasilir. kiskanc degildir ne meram ne de adapazari ekspresi. birbirlerine yol vere vere asarlar uzaklari.
kafanizi kaldirip göge dogru baktiniz mi, ucan kuslari görürsünüz gögün kizilliginda...gün batmaktadir ve siz doguya dogru ilelerledikce karanliklara gitmekte, günes'i pesiniz sira birakmaktasinizdir...simdi denizin üstüne oynasan sehir isiklari...hangi hayallere götürmez ki insani?
mesela raylardan düsünmeye baslarsiniz...
matematik ne der? paralel giden iki dogru, sonsuzda birlesir...demek ki raylar da sonsuzda birlesir...o vakit sonumuz geldi demektir...allahtan gercekten demir aglarla örülü degil memleket...hayallerinizin arasina ironi de karisiverir bir sekilde...
trenin cikardigi "cakada cukudu" sesler gözünüze takilan yakamozla birlesti mi, artik son noktasindasinizdir hayal etmenin...
bir gece, serin kumlara oturdugunuzu hayal edersiniz, husu icinde gidip gelen dalgalar ve yine yakamoz...yaninizda sevdiginiz degil bu seferki, bir insan ki nedendir bilinmez cok deger verdiginiz...bir anda demeye dilinizin varmadigi sekilde hayatiniza giren, sonra kalan. gitmesine izin vermediginiz...
onunla derin sohbetler etmektesiniz. deniz, kapkaranlik bir kuyu. oysa yakinlarinda bir okul vardi...icinde yosun gözlü cocuklar...
deniz hem ekmek veriyordu, hem can aliyordu...
deniz...hem erkek adiydi hem kiz...ilgincti velhasil.

merak ekspresi cakkudu cukkudu o kendine has sesini cikardikca siz izmit'i geride birakirsiniz...artik hava tamamen kararir ve ürperirsiniz hafiften...uykulu gözlerle sallanmaktasinizdir besiginizde...dalarsiniz...
bir simitcinin ya da heybesinde saray helvasi olan bir seyyarsaticinin adimlarina uyanirsiniz. ikisinden birini illa ki geri cevirmez, kücük günahlarinizdan birini islersiniz.
sonra bir müddet elektrik direklerini sayarsiniz. düz bir bozkirda ilerliyor oldugunuzu fark edersiniz. karanlik, meram ekspresi ve siz...
icerde horlayanlar, aglayan bir bebek belki.
düsünmeye devam edersiniz o vakit. kac bebek agliyor simdi? kac bozkirda ölüm kalim savasi var karanliklar icinde? arkada yasin okuyan teyzeyle göz göze gelirsiniz. göz cizgilerinden yasanmislik akar. gülümsersiniz.
sonra yine cama yaslayip basinizi devam edersiniz yolunuza...
göz kapaklarinizi yine cekip yorgan misali, devam edersiniz.
bu sefer sevdiceginizin yaninizda olmasini cok dilersiniz. olsaydi simdi, meram ekspresi'nin emektar camlari yerine, onun omzuna dayardiniz basinizi...yapilacaklar listesine uzun bir tren yolculugu yazarsiniz...
uzun tren yolculugunda yapilacaklari bile ince ince düsünüyor bulursunuz kendinizi ardindan...
derken uyur uyanirsiniz ki, anadolu'nun ordasinda bir yerlerde bu sefer günes'e dogru gitmektesiniz...ileride kizillik, arkada derin bir karanlik...her zaman en sevinc vericisi budur zaten; karanliklari yirtip aydinliga cikmak.
ileride kurumus topraklarda bir coban görürsünüz sürüsüyle. resme pek bir yakisir bu coban. sanki milyonlarca yildir, dünya durdukca ordadir o. zaman onun üstüne sonradan kurulmustur...
nasil bir hayati vardir diye düsünürsünüz. cocugu vardir belki, üc tanedir simdilik. ikisi kizdir...
sonra ufak köylerin yakinindan gecer meram ekspresi. evlerdeki ahalinin uyanik oldugunu adiniz gibi bilirsiniz. vakit onlar icin erken sayilmaz artik.
kapiya bagli esekler, ortalarda gezen tavuklar...
artik evinizden uzaktasinizdir, yazlarin tatli enstananesi memleket denilen menzile ulasmaya az kalmistir. sahi neden memleket? oysa ki, ne kadar az baglayan sey var sizinle onu...
sonra duraklar artar...kalabalik azalir. bir biletci uyandirma servisi olarak calisir. dürter uyandirir uyuya kalanlari. onu da gülümseyerek izlersiniz. sahi evi nerededir bu adamin acaba? konya-istanbul arasi sıklıkla gider gelir...hangi durak onun memleketi? aksama cocuklarina anlatacak mi acaba nasil kavga ettigini az önce takistigi uyuyan yolcuyla? bir biletcinin cocugu olmak ilginc midir? her aksam gelmeyen babayi beklemek...
mesela karisi olarak, vita yagi kutusunda sardunya yetistirmek. ufak, kendi bahcesi olan, lojman adinda bir evde oturmak iste su duraklardan birinde...
yine dalip gittiniz hayallere...

derken, meram ekspesi sizi de birakacagi istasyona gelir. istifini bozmadan, yanasmadan hic istasyon taslarina, ortadaki raydan indirir sizi...elinde tavuk tutan bir kadin görürsünüz, basinda oralara özgü örtü ve bes metre kumastan aksehir salvari altinda...
artik sınırlar icinde, meram ekspresi baska bir dünyaya ulastirmistir sizi...onun görevi bitmistir artik, gidilecek yol bitmemistir lakin...siz, karsinizda tanidik yine resme yakisan, yine sanki zamanin basindan beri orda öylece duran birini görür sevinirsiniz...birazdan el öpülecektir, gözler yasaracaktir...

meram ekspresi sizi gerceklerle basbasa birakip, devam edecektir artik yoluna...

asker kacaklari

0 benim de söyleyeceklerim var
bir asker, pususunda geceleyin. iki sarki söyler durur...
biri asker kacaklari, biri de siyrilip gelen...
neleri düsünür, neler gecer aklindan...kim bilir?
halaya durur hayalinde. gülümser yine agiz dolusu, kafasini kasir sasirinca.
susar asker kacagiyla birlikte. kurur dudaklari, ne edecegini bilemez. matarasina zor uzanir elleri...

soguk bir ay dolanir durur geceleri üzerinde. kazdigi siper mezar midir bilmez...aklina bir kürt kadinin sesi takilir. en sevdigi türküyü söylemektedir. elleri silahin üzerinde donmakta askerin...susar, kadinin sesini düsünür sürekli. kadin susar, dünya susar...asker, onu susturur.

asker kacagini, elleri kinasiz gelini düsünür asker. agzindan cikar buharla kendi ellerini isitir dag ayazinda.
elleri aslinda bir kadin memesini avuclamak icin yaratilmis ve calismak icin onurluca, kitaplarin sayfalarini cevirmek icin...simdi bir siperde, kimin kimi niye katlettigi belli olmayan bir savasta silah tutmakta...
kadinin sesi kulaklarinda...ugulduyor sürekli...
asker kacaklari dilinde, yoruluyor sürekli...
bir genc kizi yüzü aklinda, hatirliyor sürekli...

sabah oluyor...dilindeki türkü degisiyor askerin...

"belli ki dağların, denizlerin
ve göllerin üzerinden
sıyrılıp gelmektedir seher
belli ki yakındır
doğayı ve hayatı sarsacak saat"

bir gün daha bitti diyor asker...bir cizik atiyor. zora kafa tutanlar bir gece daha kaciyor...

marx i yeniden kesfetmek

0 benim de söyleyeceklerim var

fukuyama olup da "marx öldü" diye ortalara dökülecek insan sayisi kaca düstü, bilemiyorum(fukuyama bile caymisti onu demekten); ama bugünü, dünü ve yarini anlayabilmek icin marx'i okumanin, kapital'i incelemenin gerekliliginde hemfikir olan almanya üniversiteli solcu birlikleri "marx neu endecken" kampanyasiyla kapital'i topluca okuma gruplari olusturdular.
böylelikle okuduklarimizi tartisabiliyor, takildigimiz yerlerde birbirimize danisabiliyoruz.

marx'a sapka da yakismis hani.

ha bir de, surda krizle ilgili bir yazi var. kapital ücüncü cilde selam olsun:

http://www.lafmacun.org/entry/1081368

black power

0 benim de söyleyeceklerim var

sene 1968 bu yumruklari havada iki adam olimpiyat oyunlarina damgasini vuruyor. 200 metre kosuda rekor kiran Tommie Smith ve ayni yarista 3. olarak bronz madalya alan John Carlos
ödül töreni esnasinda abd' deki irkciligi protesto etmek icin siyah eldivenlerini giyiyor ve yumruklarini havaya kaldiriyorlar.

isbu güc gösterisinden sonra, abd milli takimindan da atiliyorlar.

hayat ne garib vapurlar falan.

imdii gelelim esas mevzuya...68'in 40. yildönümünde bir amerikenyali adam devlet baskani oluyor.
güzel bisiy mi bu? hmpfs.

rice hanim kizimizin ve powell amcamizin renkleri beyazdi da ben mi göremedim?!

bir muami ile, bir tommie ile, bir john ile obama'yi birbirine karistirmayalim. asabiyet katsayim artiyor aga.

eve gelmeyen baba ve cilli begonya

0 benim de söyleyeceklerim var

yaslarin onu gecmeyip, besin altina inmedigi dönemler. yani isin gücün sabah dokuz aksam üc okula gitmek, sonra eve gelip star tv nin yayinladigi cizgi film kusagindan bir kuple izlemek, ödevleri yapmak, karni doyurmak...kisin böyle...
yazin 9-15 mesaisini terk edip, bunun yerine sokaga cikmak, gün lacilerinin cekip gece diye adlanmadan top oynamak, ip atlamak, tilki tilki saatin kac demek...sonra atlas koyu rengine bürününce saklambac oynayip, evin yolunu tutmak...

annen marifetli bir kadin...elinden gelmeyen is yok. ciceklerle arasi pek bir iyi ve bu sebeple tüm komsu kadinlar hercai menekselerin bir dalini eline tutusturmak icin sirada. onunsa bir gözdesi var evde; cilli begonya...ciceklerin hasi, evin yillar yili misafiri. kendini bildin bileli o orada. üzerindeki cillerini badanadan sicrayan boyalardan mi, yoksa kendi özünden mi oldugunu ayird edemeyecek haldesin daha; ama bu bitki senin de gözden pembe salkim cicekleriyle. evde acti miydi, mustuyu sen veriyorsun annene...ve sıklıkla göremedigin babana...

sahi, mahallede aksam oldu mu, cigirtkan anneler cikip ne diyordu?
-oguuz, kos! baban geldi, yemek yiyecegiz!
-aysiin, hadi artik, baban kiziyor!

sendeyse bu cok nadir..."cevriye, hadi kizim artik eve!" diyor annen...baba yok daha evde...gelecek sapkasi, gözlügü ve siyah paltosuyla. hatrindaki cocukluk baban hep böyle; sapkali, gözlüklü ve paltolu...mevsimler ona degmeden geciyor, hep kis, hep ayaz...
gelisleri bayram evde. saniyorsun ki menekseler ve cilli begonya hep birden selama duruyor onu görünce. annenin yüzünde güller...baban hayata bir de onun kara ipek saclarina tutunarak baglanmis.
sen laf birakmazcasina gülüslerdesin...babanla akrobasi yapiyorsun, sözü var "büyüyünce" bir rus sirkine katilacaksiniz.

yine böyle seylerin rutin ve sorgusuz oldugu bir gün...iste böyle bir an, sokaktan apar topar cagriliyorsun oyunun en hararetli yerinde. yüzünden düsen bin parca...baban yine hatrindaki haliyle-siyah sapka, siyah palto ve gözlük,sanki bir de biyiklari var gibi o gün- annenin gülleri solmus, meneksenin mavisi, pembesi beyazi ve moru...hepsi bir eski gün solgunlugu...
kucagina aliyor baban seni, sarilip öpüyor sonra. kucaginda seni öperken, biyiklari batiyor taze cocuk tenine...sonra annenin gözleri...icindeki kahverengi yesil...büyüyen göz bebekleri...kapi geliyor arkasindan, sonra babanin gidisi...bir yaz zamanina tekabül ediyor bu hafizanda ve siyah paltolu, siyah sapkali, gözlüklü seyrek eve gelen baba artik "eve gelmeyen" oluyor.

bir telefon evde sonralari, krem rengi...zirr diyor caliyor...caliyor zirr diye. arananlar nedense evde olmayanlar, tanimiyorsun o ismi. telefon baskasininmis, ondanmis öyle, sonra ögreneceksin.
artik akrobasi yok...rus sirkindeki isi ludmilla adli bir rus kiza verdiler...menekseler hala aciyor ama! ortanca aliyor annen balkona...cilli begonya magrur evin bas kösesinde...cok seviyorsun onu, boyu tavana yaklasiyor. pembe salkim sicekleri var ve gülen yapraklari, saka degil, görüyorsun gülüyor yapraklari iste! daha uzasin diye cevirmeye calisiyorsun ufak bedeninle saksisini o kocaman cicegin...."cit" diyor, kiriliyor en tepedeki yapragindan...suyu akiyor özünden...aglatiyorsun cicegi...cicek cit diyor, kiriliyor ve agliyor ardindan...cocuk yüregin bir de o yapragin gidisini kaldiramiyor, dolu dolu gözlerin. oysa en cok cicekli salkimini bugün vermisti cilli begonya, en güzeliydi...en cok! annene söylemis, suyunu sen vermistin "ablasinin kuzusu" diye sevmistin, annenden özenip...
simdi en zayif yerinden kirdin onu...lanet kor seytan!

telefon caliyor zirr...zir...sen aglarken hüngür hüngür, actin baktin...baban!
hickiriyorsun sen, onun sesi yankilanan...begonya yapragi, diyorsun...salkim salkim cicegi...bugün vermisti, en cok...sana diyecektim ki, cok güzel...belki gelirsen, görürsün diye...simdi agladi o...yapragi gitti...ben kirdim...hem de en güzel salk...

yankilaniyor sesi babanin telefonda...bir tek anneler ninni söylemez, o gün anliyorsun...bir tek anne sesi degil teskin eden seni hickiriklar arasinda.

o vakitten sonra, tesadüf mü bilinmez, her hickirarak agladiginda baban ariyor...
cilli begonyaninsa sana kizmadigini anlaman, bir salkim pembe cicek vermesiyle oluyor...yine cocuk yüzünde güller...
ve bekliyorsun, "babam gelsin de görsün..." diye...
gelmeyecegini
bile bile.
babama ve o artik eve geldiginde bizi terketmis olan cilli begonyamiza...

circir böcegi

0 benim de söyleyeceklerim var

gece en zifiri elbisesini giymis bekliyordu onu disarda. usul usul bir yel yanaklarini, ordan güzel boynunu sonrasinda gögüslerine dogru inen cukuru doldurmak, onunla bir olmak icin sabirsizlaniyordu. sazlar nazli nazli salinarak, onlarla oynasmayi da ihmal etmeyen bu capkin rüzgara karsilik veriyorlardi.
onlarin hisirtilari icini gicikladi. yavasca dogruldu uzandigi kanepeden, elindeki kitabi okudugu sayfanin kösesinden kivirdiktan sonra az ilerdeki masanin üzerine birakti. sazligin hisirtisini bastirmaya gücü yetemeyen saat tiktaklarinin yanina vardi, zamani yokladi. zaman eskimiyordu hic. her sey eskiyordu da, bir tek o baki kaliyordu aralarinda. belki de gülüp geciyordu eskiyenlerin haline…o da istemez miydi eskimek ve miadini doldurup bir köseye cekilmek? hep yirmilerindeyse eger bu zaman- ki cocuklar ona zaman dede derler- o zaman istemiyor olmaliydi; ama yaslandikca yaslaniyorsa kendini yalniz hissetmesi kuvvetle mümkündü.

gece yarisina on iki vardi ve o acik pencereye dogru ilerledi. pencereden basini uzattiginda, sanki artik baska bir alemdeydi. boyut degistirmis, evden cikmis, daha disariya varmamis bir aramekandi onu kucaklayan…rüzgar bunu firsat bildi uzun düz saclarinin uclarina takilip sag yana savurdu onlari hafifce ve kendine yarattigi bosluktan istifadeyle, tam da hayalini kurdugu gibi, ince boynunu tavaf edip gögüs dekoltesinin oradan iceri girdi. tüylerini ürpertti bu capkin yel; ama yüzünü de gülümsetti. bakislarini gecenin icindeki karanliga cevirdi. alisinca bu karanin belki de en güzeline yukariya cevirdi basini. gökyüzünde yildizlar parildiyorlardi, cok uzaktaydi her biri ve onlari akvaryumda baliklari tutmak icin kullanilan, süzgec seklindeki agla yakalamaya calistigi günleri hatirlatiyorlardi simdi. yildizlara bakmak hangi insana iyi gelmis ki ona gelsin? kimi yildizlara gitmenin özlemiyle tutusmustu, kimi yildizlara yüklemisti hayatin ve kisilerin anlamini. o da bir ehli beserdi nihayetinde ve simdi gözlerini dikmis oldugu yildiza yüklenen anlam, zihninin daha tozlanmamis raflarindan cikip gelmisti karsisina. ınce biyikli bir gencti o, sürekli pasa cayi icen ve gülen. tartisirken elleri gülerdi, yazarken parmaklari ve bakarken gözleri. siktiginda yumrugunu yumrugu bile gülerdi. bir sokakta kafasina yedigi kaldirim tasiyla öldügünde bile hâlâ gülüyordu tüm bedeni…

gökten yere indi bakislarini, karanliga daha cok alisan gözleri ilerideki gölün nazli sazlarini secti. bunlarin hisirtisiydi onu pencereye cagiran. cok hikayeler bilirdi, sazlarin insanlari kandirdigi. denizcileri denizden gelen ugultular, karadaki gezginleri de sazlar bastan cikarirdi. o da bastan cikmisti artik, geri dönüsü yoktu bu ara boyutun. hirkasini aldi, cayini koydu ve balkondaki tahta sandalyeye oturdu. simdi gece heryerindeydi, parmak uclarindan saclarinin teline kadar. az ilerde, yine sazlara dogru, ates böceklerini gördü. yere inen yildizlardi onlar da…nasil da tir tir titriyorlardi. cesitli daireler ciziyorlardi bu ufak ates toplari. her biri bir kivilcim. birini avucuna alsa simdi…alsa avucunun icine…bu onun kivilcimi olsa, sönmese hic. olmaz ki. bir kivilcimla ne yapabilirdi ki o, hem onu digerlerinden ayirmak etrafindaki aydinligi azaltmaktan ne kadar öteye gidecekti? vazgecti bundan…onlar toplu durmaliydi, her biri bir kivilcim…tek basina hic; ama cok basina bir yangin, ya da aydinligi gecenin…

hafif yel, bekledigi sevgilisinin hirkasiyla cikisina bozulmus olmaliydi ki, ictigi cayda dalgalar yaratiyor, saclarini daha bir saga savuruyor ve bedenini yoklayacagi boslugu ayarlamaya calisiyordu. o bunlardan habersiz. gözlerini kapatip sesleri dinlemeye devam etti. sazlarin salinisi, atesböceklerinin ugultusu…o da neydi? nasil dalmis olmaliydi kimbilir, ki bunu yok saymisti o cok güvendigi duyu organi? circir böcekleri sazligin kenarinda bir yerde ötüp duruyorlardi. adlarini hak edislerinin sebebi “cir” “cir” sesleri iki üc yankiyla yanina variyordu, ya da koro cok sesli bir parca okumaktaydi sazliga karsi.
bülbül gülle nam salmisti ya, aslinda en sarkicisi circir böcekleriydi. dogaya en cok türküyü yakan onlar. güzellik beklemezlerdi ki hic biri. bir yonca yapragi icin, bir kücük ayrik otu icin, fidan boylu bir saz icin, yillanmis bir cinar, ufak bir zeytin ya da uzun bir kavak icin sürekli bir sekilde nagmeleri inletebilirdi onlar. ama gece bitip de sabaha varmayagörsün…o zaman serenatlarini keserlerdi yarida ve usulca ayrilip sevgililerinden cekilirlerdi köselerine.
bir keresine aykiri birtanesi, cesaretle kendi evine girmisti. bu seferki ötüsü yalnizliktandi garibimin. öyle icli “cirliyordu” ki, onu bulup yine ayrik otlarina, camlara kavaklara sarki söyletmek farz olmustu. ınce biyikli delikanli. yine gülen elleriyle o minicik böcegin pesine düsmüs, saatler sonunda bulmus ve balkonun kenarindan asagiya birakmisti. ödülü bol sekerli, acik ve soguk bir caydi. bir dikiste keyifle icti cayini. elini koyacagi yeri kestiremeyip ensesine yerlestirirken bu sefer gamzelerini güldürerek konustu: “ımansiz acemi, amma ugrastirdi bizi.”

sanki tüm sesler kaybolmustu simdi, her biri erimisti circir böceklerinin ayininde. her biri yok olmustu iste…bir tek circir böcekleri vardi, bir tek onlar…
konusulmamis sususlar vardi,
alinmamis cevaplar,
verilmemis sözler…
simdi circir böcekleri bunun türküsünü söylüyordu zihninin derininde. utanmasa en sevdigi sarkinin melodisini bulacakti bu ötüslerde.

acti gözlerini, sogumus cayindan son yudumunu aldi. o cayina uzanirken, yel girecegi boslugu buldu ve firsati kacirmadan yine girdi sevgilisinin boynunu dolanip icerilere. circir böcekleri rüzgarin bu hareketini bekler gibi gecis yaptilar baska bir sarkiya. hep bir agizdan, tek sesli bir güfteydi dillerindeki.

saat simdi akrebinde on dördü yelkovaninda ertesi günün ilk saatini gösteriyordu. ıcini ürperten eylül gecesi sogugunu rüzgarla birakmaya niyetlenip hareketlendi.
son kez, yüzünü lacivert atlasa cevirdi, bir yildiza sabitledi bakisini. ordan yine ates böceklerinin oynasan kivilcimlarina bakti, sonra nazli nazli salinmaktan bikmayan sazlara.
circir böceklerinin serenatlarindan bir parca aldi. baskasina degil belki, ama ona ninni olacakti bu ötüs.
usulca ayaga kalkti ve iceri girdi. pencereyi de kapatip kendi odasina vardi, kulaklarinda dogaya yakilmis türkü ve aklinda elleri bile gülen cocuk.
 

biracayibkadın Design by Insight © 2009