gece en zifiri elbisesini giymis bekliyordu onu disarda. usul usul bir yel yanaklarini, ordan güzel boynunu sonrasinda gögüslerine dogru inen cukuru doldurmak, onunla bir olmak icin sabirsizlaniyordu. sazlar nazli nazli salinarak, onlarla oynasmayi da ihmal etmeyen bu capkin rüzgara karsilik veriyorlardi.
onlarin hisirtilari icini gicikladi. yavasca dogruldu uzandigi kanepeden, elindeki kitabi okudugu sayfanin kösesinden kivirdiktan sonra az ilerdeki masanin üzerine birakti. sazligin hisirtisini bastirmaya gücü yetemeyen saat tiktaklarinin yanina vardi, zamani yokladi. zaman eskimiyordu hic. her sey eskiyordu da, bir tek o baki kaliyordu aralarinda. belki de gülüp geciyordu eskiyenlerin haline…o da istemez miydi eskimek ve miadini doldurup bir köseye cekilmek? hep yirmilerindeyse eger bu zaman- ki cocuklar ona zaman dede derler- o zaman istemiyor olmaliydi; ama yaslandikca yaslaniyorsa kendini yalniz hissetmesi kuvvetle mümkündü.
gece yarisina on iki vardi ve o acik pencereye dogru ilerledi. pencereden basini uzattiginda, sanki artik baska bir alemdeydi. boyut degistirmis, evden cikmis, daha disariya varmamis bir aramekandi onu kucaklayan…rüzgar bunu firsat bildi uzun düz saclarinin uclarina takilip sag yana savurdu onlari hafifce ve kendine yarattigi bosluktan istifadeyle, tam da hayalini kurdugu gibi, ince boynunu tavaf edip gögüs dekoltesinin oradan iceri girdi. tüylerini ürpertti bu capkin yel; ama yüzünü de gülümsetti. bakislarini gecenin icindeki karanliga cevirdi. alisinca bu karanin belki de en güzeline yukariya cevirdi basini. gökyüzünde yildizlar parildiyorlardi, cok uzaktaydi her biri ve onlari akvaryumda baliklari tutmak icin kullanilan, süzgec seklindeki agla yakalamaya calistigi günleri hatirlatiyorlardi simdi. yildizlara bakmak hangi insana iyi gelmis ki ona gelsin? kimi yildizlara gitmenin özlemiyle tutusmustu, kimi yildizlara yüklemisti hayatin ve kisilerin anlamini. o da bir ehli beserdi nihayetinde ve simdi gözlerini dikmis oldugu yildiza yüklenen anlam, zihninin daha tozlanmamis raflarindan cikip gelmisti karsisina. ınce biyikli bir gencti o, sürekli pasa cayi icen ve gülen. tartisirken elleri gülerdi, yazarken parmaklari ve bakarken gözleri. siktiginda yumrugunu yumrugu bile gülerdi. bir sokakta kafasina yedigi kaldirim tasiyla öldügünde bile hâlâ gülüyordu tüm bedeni…
gökten yere indi bakislarini, karanliga daha cok alisan gözleri ilerideki gölün nazli sazlarini secti. bunlarin hisirtisiydi onu pencereye cagiran. cok hikayeler bilirdi, sazlarin insanlari kandirdigi. denizcileri denizden gelen ugultular, karadaki gezginleri de sazlar bastan cikarirdi. o da bastan cikmisti artik, geri dönüsü yoktu bu ara boyutun. hirkasini aldi, cayini koydu ve balkondaki tahta sandalyeye oturdu. simdi gece heryerindeydi, parmak uclarindan saclarinin teline kadar. az ilerde, yine sazlara dogru, ates böceklerini gördü. yere inen yildizlardi onlar da…nasil da tir tir titriyorlardi. cesitli daireler ciziyorlardi bu ufak ates toplari. her biri bir kivilcim. birini avucuna alsa simdi…alsa avucunun icine…bu onun kivilcimi olsa, sönmese hic. olmaz ki. bir kivilcimla ne yapabilirdi ki o, hem onu digerlerinden ayirmak etrafindaki aydinligi azaltmaktan ne kadar öteye gidecekti? vazgecti bundan…onlar toplu durmaliydi, her biri bir kivilcim…tek basina hic; ama cok basina bir yangin, ya da aydinligi gecenin…
hafif yel, bekledigi sevgilisinin hirkasiyla cikisina bozulmus olmaliydi ki, ictigi cayda dalgalar yaratiyor, saclarini daha bir saga savuruyor ve bedenini yoklayacagi boslugu ayarlamaya calisiyordu. o bunlardan habersiz. gözlerini kapatip sesleri dinlemeye devam etti. sazlarin salinisi, atesböceklerinin ugultusu…o da neydi? nasil dalmis olmaliydi kimbilir, ki bunu yok saymisti o cok güvendigi duyu organi? circir böcekleri sazligin kenarinda bir yerde ötüp duruyorlardi. adlarini hak edislerinin sebebi “cir” “cir” sesleri iki üc yankiyla yanina variyordu, ya da koro cok sesli bir parca okumaktaydi sazliga karsi.
bülbül gülle nam salmisti ya, aslinda en sarkicisi circir böcekleriydi. dogaya en cok türküyü yakan onlar. güzellik beklemezlerdi ki hic biri. bir yonca yapragi icin, bir kücük ayrik otu icin, fidan boylu bir saz icin, yillanmis bir cinar, ufak bir zeytin ya da uzun bir kavak icin sürekli bir sekilde nagmeleri inletebilirdi onlar. ama gece bitip de sabaha varmayagörsün…o zaman serenatlarini keserlerdi yarida ve usulca ayrilip sevgililerinden cekilirlerdi köselerine.
bir keresine aykiri birtanesi, cesaretle kendi evine girmisti. bu seferki ötüsü yalnizliktandi garibimin. öyle icli “cirliyordu” ki, onu bulup yine ayrik otlarina, camlara kavaklara sarki söyletmek farz olmustu. ınce biyikli delikanli. yine gülen elleriyle o minicik böcegin pesine düsmüs, saatler sonunda bulmus ve balkonun kenarindan asagiya birakmisti. ödülü bol sekerli, acik ve soguk bir caydi. bir dikiste keyifle icti cayini. elini koyacagi yeri kestiremeyip ensesine yerlestirirken bu sefer gamzelerini güldürerek konustu: “ımansiz acemi, amma ugrastirdi bizi.”
sanki tüm sesler kaybolmustu simdi, her biri erimisti circir böceklerinin ayininde. her biri yok olmustu iste…bir tek circir böcekleri vardi, bir tek onlar…
konusulmamis sususlar vardi,
alinmamis cevaplar,
verilmemis sözler…
simdi circir böcekleri bunun türküsünü söylüyordu zihninin derininde. utanmasa en sevdigi sarkinin melodisini bulacakti bu ötüslerde.
acti gözlerini, sogumus cayindan son yudumunu aldi. o cayina uzanirken, yel girecegi boslugu buldu ve firsati kacirmadan yine girdi sevgilisinin boynunu dolanip icerilere. circir böcekleri rüzgarin bu hareketini bekler gibi gecis yaptilar baska bir sarkiya. hep bir agizdan, tek sesli bir güfteydi dillerindeki.
saat simdi akrebinde on dördü yelkovaninda ertesi günün ilk saatini gösteriyordu. ıcini ürperten eylül gecesi sogugunu rüzgarla birakmaya niyetlenip hareketlendi.
son kez, yüzünü lacivert atlasa cevirdi, bir yildiza sabitledi bakisini. ordan yine ates böceklerinin oynasan kivilcimlarina bakti, sonra nazli nazli salinmaktan bikmayan sazlara.
circir böceklerinin serenatlarindan bir parca aldi. baskasina degil belki, ama ona ninni olacakti bu ötüs.
usulca ayaga kalkti ve iceri girdi. pencereyi de kapatip kendi odasina vardi, kulaklarinda dogaya yakilmis türkü ve aklinda elleri bile gülen cocuk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder