
beyaz duvarlara bakmaktan sıkıldı cani. kalkti, üstünü basini degistirmeden sadece montunu giyinip cikti disariya. hangi yöne gitsem diye düsündü merdivenlerden inerken. tanidik bir yüz ariyordu gözleri, o sebeple ayaklari onu yokusasagi yürümeye itti. ne güzeldi aslinda, bedeni ayni harmoniyle calisiyordu iste. gözlerinin cani birsey istediginde ayaklari diretmiyordu. tam tersi olsaydi diye düsündü, böyle abuk subuk seyleri düsünemeyi pek severdi zaten, mesela kollari bir siseye uzanmak isteseydi de, parmaklari hareket etmek istemeseydi…ya da ayaklari saga gitmek isterken gözleri arkayi görmek isteseydi…öyle degildi iste…hersey gayet uyumluydu.
yürüdü yürüdü, kalabaliklara karisti. o yürüdükce metrekareye düsen insan sayisi artti, caddeler isiklandi…önceki gün yagan yagmurdan kalma su birikintilerine basa basa yürüdü…pit…pit sesler geldi topuksuz ayakkabilariyla bastigi yerlerden…adimlarini agirlastirdi…bir köseden yukari cikacakti…köselerde hep agirlasirdi adimlari…köseden kimin gelecegi belli olmazdi…tanidik biri ciksaydi karsisina köseyi döndügünde…o ciksaydi keske…aralarinda koca bir cografya degil de, sadece su kösecik olsaydi…ya da kendisi bir köseyle koca bir cografyayi arsinlamis olsaydi…nefesini tuttu, gözlerin kapadi…köseyi döndü…korkuyordu gözlerini acmaya…araladi gözlerini…yine yabanci insanlardi gecenler yanindan, yine tanidik olmayan yüzler…dili damagi kurudu bir an, ne yapacagini bilemedi. geri dönmek istedi, ama bir köseyi daha dönmeyi göze alamadi. tamam, gamsizin tekiydi de, yürecigi kaldirmazdi böyle seyleri…simdi yanindan gecen biri ona yanlislikla carpsa, cöküp yere, islakligina aldirmadan, su birikintilerine bir iki damlayla o da katkida bulunacakti.
ellerini cebine soktu, devam etti yürümege…
o esnada geceyle gündüzün neredeyse ayni saatleri paylastigi farkli bir cografyada bir cocuk agladi. ıci buruldu elleri cebinde yokus cikan delikanlinin. neden agliyor acaba diye gecirdi icinden. bir derdi olmaliydi illa ki. annesi dövmüstü belki, ya da düsmüstü de cani acimisti. ne az dert vardi cocukken, yasak kentlerin cocugu olmak disinda. simdiyse omuzlari hafif cökmüs gibi geldi kendine. yaklasmakta olan aksamin bile yükü binmisti omuzlarina. kafasindan birbir sey geciyordu…bir ad, bir anlam bulmakta zorlaniyordu onlara. yasam yoluna girmek üzereydi, sorunlar hep genel gecer seylerdi. neydi simdi onu gögüskafesinin sol tarafindan bogan? oysa hayat ordan gelmiyor muydu adama? alni kiristi, düsündügünde alni kirisiyordu böyle…cevapsiz sorulari sevmezdi, düzenliydi cogu sey kafasinda. belirsizlikler karsisindaki siniri bundandi…sonuna geldi yokusun, sagdan ilerleyip köseyi dönecekti…ayak sesleri duydu…bir erkegin olamiyacak kadar hafif; ama narin bir bayanin olamiyacak kadar kaygisiz. belki etek giymistir diye düsündü cocuk…cingene pembesi firfirli bir etek…gülümsüyordur belki de…sade gülmüyor belki kahkaha atiyordur…duvarlara carpacaktir birazdan o kahkaha da, yankisi kulaklarina varacaktir…
köse basinda durdu delikanli, simdi iki seydeydi kulagi…gelen ayak seslerinde bir de atislarinda kalbinin…köseden cikiverdi bir genc kiz, elinde bir torba…ayaginda topuksuz ayakkabilar…ondandi demek kaygisiz gelisi ayak seslerinin…pembe firfirli etegi yoktu ama kizin…alacakaranlikta rengi zor secilen bir pantolon vardi…delikanliyi fark etmeden gecti gitti sokagin diger ucuna…habersiz tuttugu nefesini birakip delikanli, devam etti yoluna. bir de kizdi kendine…bu kadar da hayalperest olunmazdi ya…
ve aksam biraz daha cöktü omuzlarina…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder