gece gece gezinirken, bu devismen müzikleri olan filmin, soundtrack albümünü buluverdim. o ki bu parcalar bana "hadi corba, kalk dansa gidelim" fikri asilamislardi...e o zaman indirmemezlik olmazdi...
indirme linki:
http://rs84.rapidshare.com/files/330698015/SoKiOST2009_Lethe.rar
sifre:
www.istek-muzik.com
***
istediginiz kadar müzik:
istek-müzik.com
11 Mart 2010 Perşembe
10 Mart 2010 Çarşamba
eski arkadas ezginin günlügü degismis b'abi...
Gönderen aksamdan kalma corba zaman: 19:50 0 benim de söyleyeceklerim var
5 mart tarihli bir albüm geldi raki soframizin dostu, güzelim asklarimizin sahidi, siirlerimizin bestecisi, türkülerimizin baska yorumcusu olan ezginin günlügü'nden...
en son, 25 yila bir güzellik olsun diye "ceyrek" albümünü cikarmislardi. albümde onlar degil de, baskalari söylemisti. bundan önce, 2006 cikisli "dargin miyiz" vardi ki, ezginin günlügü severler icin yaklasik bir fiyasko niteligindeydi bu albüm. baska seviyorduk ve taniyorduk biz ezginin günlügü'nü cünkü...
grubun solistini de aslinda seviyorum; ama bir feyza erenmemis olamamasi rahatsiz ediyor beni. keskem olabilseydi. ne edeyim...
gelelim albüme.
albümün giris sarkisi kadiköy fena olmayan bir parca. yani insanin bi an hosuna giden parcalardan.
arkasindan gelen kopan bag, bence nirvanasi bu albümün. "bosuna dertlenmeyelim, yasandi bitti" minvalinde bir parca.
albüme adini veren eski arkadas, hicbir halta yaramaz. klise söz öbeklerini arka arkaya dizip bundan sarki yapmislar gibi.
eski günlerimiz, vasatin altinda denilebilir...
gözüm senden baska, hos parcalardan. yani müzigi hosunuza gidiyor.
ask güzel'den hicbir sey anlamadim.
gün usulca'da "camda yalnizlik gördüm" diyor ve burasi icinizi yakiyor.
siyah gözler'i gecelim. olmamis.
ask iki kisiliktir, bir siir bestesi yine. begenmedigim bir beste olmus.
ver elini ve yetmez mi...yetememisler.
yagma yagmur, raki sofralik. sözler de fena degil. sona dogru toparlamis albümü, biz tam dinlemekten bikmisken.
konustuk bütün gece, adi ile cok sey vaadeden; ama icerigiyle o kadar da aman aman olmayan parcasi albümün. (dinledikce bunu sevecekmisim gibi geliyor ama)
dört kere dinledim albümü. fikrim bu simdilik.
6 Mart 2010 Cumartesi
ve sonunda kucagimizda...bin jip!
Gönderen aksamdan kalma corba zaman: 01:59 0 benim de söyleyeceklerim varresmen cakirkeyfim. önce onu bi bilelim. blogun icindeki cogu seyden sorumlu olmak istedigimi zannetmiyorum dksjnf.
esasinda cakirkeyf olmam icin de tek gecerli sebep yok ha...iki duble rakinin etkisindeyim ve de simdi burda anlatmaya niyetli olmadigim bir sürü güzelligin...
akabinde tesadüfen abimin evinde daha ambalajindan cikmamis halde buldugum kim ki duk eseri "bos ev" (bin jip) i de bulunda isler cigrindan cikti tabii. "oha, herhalde filmde treesome var. günün anlam ve önemine binaen izleyelim" dedigim seyin, sahane ötesi bir yapim olabilecegi aklima nerden gelebilirdi?
basrol oyuncularinin tek kelime konusmadigi ve yardimci oyuncularin da bülbül gibi sakimadigi bir film bu. bunun ötesinde bize aslinda cok da asina olmadigimiz bir hayatlar silsilesiyle geliyor.
rahatsiz etmesinin yaninda, dehset bir huzuru da pesinden getiriyor..
abimin deyimiyle "sinema tarihinin en güzel öpüsme sahnesi"ni barindiran bir film.
uzakdogu sinemasi hayranlarinin asla ve asla es gecmemesi gereken bir "bas yapit"...
duygusal zirtlak bir seyler oldugunu zannedenler!!!11 kim ki duk'u tanimiyor musunuz lan?!?!?!
filmi durdurup arada iki saat film ve de hayatimiz ekseninde sohbet muhabbet ettik. o derece güzel be!!11
-simdi arkami dönüyorum ve orda kimse yok :/-
1 Mart 2010 Pazartesi
bir kopusun fonundan görüntüler
Gönderen aksamdan kalma corba zaman: 12:10 0 benim de söyleyeceklerim var
ortak bir dil, insanlar ancak birbirlerinin hayatlarinda yeterince yer kaplayabiliyorlarsa ortaya cikar...
evet, ortak bir dil yasanmislik ister. bugün siz bu yasanmisligi 7/24 bilgisayar basinda oturup gevezelik ederek de olusturabilirsiniz; hergün ayni seylerde yenile(ne)rek de.
tercih tabii ki sizin. tercihlerinize burnumu sokmuyorum. ben, sevdigim adamin hayatinda hergün "yoluna cikarak" var olmayi istiyorum. imkanlar bunun önüne geciyor. is yeri yolumuzun kesistigi bir gün hayal ediyorum onunla...yahut da pencereden bakarak onu ugurladigim. hicbiri gercekligin yanindan bile gecmiyor.
o yüzden olacak ki, hayallerimize daldigimiz zamanlarda her seyi bir kenari koyarak ve unutarak seviyoruz birbirimizi. mesafeleri sicacik bir ses ile asiyoruz. isik hizi erisemiyor bize.
yalniz, birgün gercekle yüzlesmek gerekir. mesela telefon faturasi bir gercektir. ya da buzlu yolda kayip düsmek. dis fircalamamak basli basina gercektir ve ":)" yazarken gülmemek...
kapiya dayanan gercek, insani düsündürür. "nasil yapmali da birlikte olabilmeli" sorusunun cevabi bulunamadigi vakit, tüm hayallerin sesi kesilir. vivaldi susar mesela. dört mevsim'de kis bile yasanmaz. her yer ayaz olur. susulur.
sususlarin bile ayrildigi vakitler vardir bilir misiniz?
herkes kendi kösesinde susar. kendi icinde konusur ve digerini dinlemez. digeri anlatmaz da ondan. sorunun cözümü iki kisilikken düsünceler neden tek kisilik dimaglara hapsedilir...bilinmez.
iste böyle tek basina coklu sususlarin ardindan konusulmaya baslandiginda dudaklardan dökülenler ile akildan gecenler bazen birbirini tutmaz.
aklIn fonunda bir klip döner durur...
-nasilsin?
+iyiyim ya sen?
-iyiyim ya ne olsun...
+bugün nostalji yaptik annemle biraz. yüzük(...) babam(...)
-hmm, öyle mi? (gülümsemeler)
+neyse, pek umursamadin sen bunu
-yok canim, sirtim agriyor sadece. kalkip bir dolanayim. hava alayim
bir tarantino senaryosuna evriliyor her sey. olanla bitenden bagimsiz görüntüler tavanda. atlar kosuyor odada ve duvarlar yikiliyor.
gürülsütüz oluyor ama. karsi taraf sesini duyamiyor icteki enkazin. günlük bir konusmada bir kopusun haritasi ciziliyor. "biz" cumhuriyetindeki halklar kendi kaderlerini tayin hakki mücadelesini baslatiyorlar. "sen" ve "ben" olarak ayrilmanin planlari yapiliyor. "sen"in icindeki "ben" ve "ben"in icindeki "sen" deki birtakim mihraklar "ama birlikte kalsak belki de daha güzel bir dünya yaratabilirdik" diyorlar, en demokratik haklariyla...
bu seferlik onlarin sesini dinliyoruz. duvar ustasi cagirmiyoruz ama...yikilan duvarlari rüzgâr ve soguk gecirmesi icin öylece birakiyoruz. deliklerden iceriye giren hava isliklar caliyor basucumuzda. duvarin arkasinda issiz bir kasaba görünüyor. oraya mi varmak niyetimiz ki, yalnizliga karsi birlikte ördügümüz bu duvari yikmayi o kadar istiyoruz?
ve ben, simdi...sabahlari kokan agzindan seni tiksinmeden öpmek istiyorum...ortalikta biri bir yerde, öteki öbür yerde dolanan coraplarin yüzünden sana catmak, beni kapida bekletisine sinirlenmek, senin elimi tutusunla isinmak dilegim.
koparken ve benim icimdeki melodinin sesi kisilmisken...bu olmaz.
elini ver, saglam tuglalari bulalim. cok soguk giriyor iceriye, üsüyorum.
dipnot: 18 subat tarihli bu yazinin akabinde arada bir hafta gectikten sonra, kopulmustur...
kücük prens okumanin öksüz kalmisligina belki de yanisim.
bin vogelfrei und kann kein vogel sein...
Gönderen aksamdan kalma corba zaman: 11:52 0 benim de söyleyeceklerim var
okurken dinlenmesi gereken
karsten troyke /ich will so gern
-sözleri ve de anlami icin de;
kuslar kadar özgürüm; ama bir kus degilim...
***
yasemen, sesine pes kaldigim bir tonda ermenice tembihliyor turnasina...yâre selam söylesin diye.
gözümün önünden bir resim gecirmeye calisiyorum. burnumun sizlayip sizlamadigini kontrol ediyorum. etraftakiler duygulanirsam sorgulayabilir. sorgulanmayi istemiyorum...
"skan maskvama'yi biliyor musun yasemen? biliyorsan söyleme... zeynebim i söylesene...hm, demek onun da sende hikâyesi var. o zaman gel biz seninle ümit besen'den nikah masasi'ni söyleyelim. egleniriz hic degilse"
uykusuzluk, uykusuzluk...uykusuz-suzluk. iki haftadir okumadim dergiyi. hafta sonunda okurum diye düsünüyorum, sayfalarini cevirdigimi metrobüstekilere duyura duyura.
"aslinda almanlarin cogu benim gibi düsünüyor genc bayan"
sesine irkiliyorum tren komusumun. firtina hasebiyle yola düsmüs agaclarin yolumuza cektigi citleri, bu adamla asmak zorundaligi biraz rahatsiz ediyor beni. agzi kokmadigi icin kendimi sansli sayiyorum.
"bergama'nin neredeyse tamaminin berlin'de sergilenmesini dogru mu buluyorsunuz yani? anlayamiyorum...madem ki hadise gercekten tarihi korumak, neden yerinde korunmuyor tarih? idealist bir arkeolog kabul eder miydi sultan'in kendisine bahsettigi sütunlari ve eger düzgün bir devlet egitimi verilmis olsaydi, köylüler hâlâ satmak icin canhiras kapisirlar miydi uygarliklarin mirasini? madem gercekten tüm derdiniz, dünya miraslarini korumak...neden muhatap ülke ile cesitli müzakerelere girip, "müzecilik" egitiminin yüksek standartlara ulasmasi icin caba göstermiyorsunuz? binlerce yili, bir cirpida bir ülkeden baska bir ülkeye tasimak da nesi? en az ingilizler kadar suclusunuz...üzgünüm"
ilk defa 1975 yilinda, simdi amerika'da doktorluk yapan oglu 9 yasindayken sile'ye gitmis arabasiyla...istanbul'a 70 kilometre dedigi dakika "yok ya hu...en cok en cok 30 kilometredir. daha degil" diyorum.
entegrasyon, göcmelik, okuma aliskanliklari, tek cocukluk konulari arasinda gidip gelirken;
"karimla yelkencilige merakliyiz. bir kere marmaris'ten kiralayip cikmistik koylari...gökova cok güzeldir."
gökova...
-hic kimseyle gittin mi gökova'ya? bak dogru söyle bak!
+hayir hayatim...yani koya gitmedim. cok ciddiyim.
-kimseyle gitmemis ol. biz gidelim. ikimizin birlikte yapacagi tatile, daha önce baska bir kadinla gitmemis ol istiyorum.
+peki hayatim. yok yok, gitmedim kimseyle. öyle olsun.
bugünlerde tek tük kelimeler en cok icimi acitan...
kuslar kadar özgürüm; ama bir kus degilim iste...
***
yasemen, sesine pes kaldigim bir tonda ermenice tembihliyor turnasina...yâre selam söylesin diye.
gözümün önünden bir resim gecirmeye calisiyorum. burnumun sizlayip sizlamadigini kontrol ediyorum. etraftakiler duygulanirsam sorgulayabilir. sorgulanmayi istemiyorum...
"skan maskvama'yi biliyor musun yasemen? biliyorsan söyleme... zeynebim i söylesene...hm, demek onun da sende hikâyesi var. o zaman gel biz seninle ümit besen'den nikah masasi'ni söyleyelim. egleniriz hic degilse"
uykusuzluk, uykusuzluk...uykusuz-suzluk. iki haftadir okumadim dergiyi. hafta sonunda okurum diye düsünüyorum, sayfalarini cevirdigimi metrobüstekilere duyura duyura.
"aslinda almanlarin cogu benim gibi düsünüyor genc bayan"
sesine irkiliyorum tren komusumun. firtina hasebiyle yola düsmüs agaclarin yolumuza cektigi citleri, bu adamla asmak zorundaligi biraz rahatsiz ediyor beni. agzi kokmadigi icin kendimi sansli sayiyorum.
"bergama'nin neredeyse tamaminin berlin'de sergilenmesini dogru mu buluyorsunuz yani? anlayamiyorum...madem ki hadise gercekten tarihi korumak, neden yerinde korunmuyor tarih? idealist bir arkeolog kabul eder miydi sultan'in kendisine bahsettigi sütunlari ve eger düzgün bir devlet egitimi verilmis olsaydi, köylüler hâlâ satmak icin canhiras kapisirlar miydi uygarliklarin mirasini? madem gercekten tüm derdiniz, dünya miraslarini korumak...neden muhatap ülke ile cesitli müzakerelere girip, "müzecilik" egitiminin yüksek standartlara ulasmasi icin caba göstermiyorsunuz? binlerce yili, bir cirpida bir ülkeden baska bir ülkeye tasimak da nesi? en az ingilizler kadar suclusunuz...üzgünüm"
ilk defa 1975 yilinda, simdi amerika'da doktorluk yapan oglu 9 yasindayken sile'ye gitmis arabasiyla...istanbul'a 70 kilometre dedigi dakika "yok ya hu...en cok en cok 30 kilometredir. daha degil" diyorum.
entegrasyon, göcmelik, okuma aliskanliklari, tek cocukluk konulari arasinda gidip gelirken;
"karimla yelkencilige merakliyiz. bir kere marmaris'ten kiralayip cikmistik koylari...gökova cok güzeldir."
gökova...
-hic kimseyle gittin mi gökova'ya? bak dogru söyle bak!
+hayir hayatim...yani koya gitmedim. cok ciddiyim.
-kimseyle gitmemis ol. biz gidelim. ikimizin birlikte yapacagi tatile, daha önce baska bir kadinla gitmemis ol istiyorum.
+peki hayatim. yok yok, gitmedim kimseyle. öyle olsun.
bugünlerde tek tük kelimeler en cok icimi acitan...
kuslar kadar özgürüm; ama bir kus degilim iste...
Kaydol:
Yorumlar (Atom)