
okurken dinlenmesi gereken
karsten troyke /ich will so gern
-sözleri ve de anlami icin de;
kuslar kadar özgürüm; ama bir kus degilim...
***
yasemen, sesine pes kaldigim bir tonda ermenice tembihliyor turnasina...yâre selam söylesin diye.
gözümün önünden bir resim gecirmeye calisiyorum. burnumun sizlayip sizlamadigini kontrol ediyorum. etraftakiler duygulanirsam sorgulayabilir. sorgulanmayi istemiyorum...
"skan maskvama'yi biliyor musun yasemen? biliyorsan söyleme... zeynebim i söylesene...hm, demek onun da sende hikâyesi var. o zaman gel biz seninle ümit besen'den nikah masasi'ni söyleyelim. egleniriz hic degilse"
uykusuzluk, uykusuzluk...uykusuz-suzluk. iki haftadir okumadim dergiyi. hafta sonunda okurum diye düsünüyorum, sayfalarini cevirdigimi metrobüstekilere duyura duyura.
"aslinda almanlarin cogu benim gibi düsünüyor genc bayan"
sesine irkiliyorum tren komusumun. firtina hasebiyle yola düsmüs agaclarin yolumuza cektigi citleri, bu adamla asmak zorundaligi biraz rahatsiz ediyor beni. agzi kokmadigi icin kendimi sansli sayiyorum.
"bergama'nin neredeyse tamaminin berlin'de sergilenmesini dogru mu buluyorsunuz yani? anlayamiyorum...madem ki hadise gercekten tarihi korumak, neden yerinde korunmuyor tarih? idealist bir arkeolog kabul eder miydi sultan'in kendisine bahsettigi sütunlari ve eger düzgün bir devlet egitimi verilmis olsaydi, köylüler hâlâ satmak icin canhiras kapisirlar miydi uygarliklarin mirasini? madem gercekten tüm derdiniz, dünya miraslarini korumak...neden muhatap ülke ile cesitli müzakerelere girip, "müzecilik" egitiminin yüksek standartlara ulasmasi icin caba göstermiyorsunuz? binlerce yili, bir cirpida bir ülkeden baska bir ülkeye tasimak da nesi? en az ingilizler kadar suclusunuz...üzgünüm"
ilk defa 1975 yilinda, simdi amerika'da doktorluk yapan oglu 9 yasindayken sile'ye gitmis arabasiyla...istanbul'a 70 kilometre dedigi dakika "yok ya hu...en cok en cok 30 kilometredir. daha degil" diyorum.
entegrasyon, göcmelik, okuma aliskanliklari, tek cocukluk konulari arasinda gidip gelirken;
"karimla yelkencilige merakliyiz. bir kere marmaris'ten kiralayip cikmistik koylari...gökova cok güzeldir."
gökova...
-hic kimseyle gittin mi gökova'ya? bak dogru söyle bak!
+hayir hayatim...yani koya gitmedim. cok ciddiyim.
-kimseyle gitmemis ol. biz gidelim. ikimizin birlikte yapacagi tatile, daha önce baska bir kadinla gitmemis ol istiyorum.
+peki hayatim. yok yok, gitmedim kimseyle. öyle olsun.
bugünlerde tek tük kelimeler en cok icimi acitan...
kuslar kadar özgürüm; ama bir kus degilim iste...
***
yasemen, sesine pes kaldigim bir tonda ermenice tembihliyor turnasina...yâre selam söylesin diye.
gözümün önünden bir resim gecirmeye calisiyorum. burnumun sizlayip sizlamadigini kontrol ediyorum. etraftakiler duygulanirsam sorgulayabilir. sorgulanmayi istemiyorum...
"skan maskvama'yi biliyor musun yasemen? biliyorsan söyleme... zeynebim i söylesene...hm, demek onun da sende hikâyesi var. o zaman gel biz seninle ümit besen'den nikah masasi'ni söyleyelim. egleniriz hic degilse"
uykusuzluk, uykusuzluk...uykusuz-suzluk. iki haftadir okumadim dergiyi. hafta sonunda okurum diye düsünüyorum, sayfalarini cevirdigimi metrobüstekilere duyura duyura.
"aslinda almanlarin cogu benim gibi düsünüyor genc bayan"
sesine irkiliyorum tren komusumun. firtina hasebiyle yola düsmüs agaclarin yolumuza cektigi citleri, bu adamla asmak zorundaligi biraz rahatsiz ediyor beni. agzi kokmadigi icin kendimi sansli sayiyorum.
"bergama'nin neredeyse tamaminin berlin'de sergilenmesini dogru mu buluyorsunuz yani? anlayamiyorum...madem ki hadise gercekten tarihi korumak, neden yerinde korunmuyor tarih? idealist bir arkeolog kabul eder miydi sultan'in kendisine bahsettigi sütunlari ve eger düzgün bir devlet egitimi verilmis olsaydi, köylüler hâlâ satmak icin canhiras kapisirlar miydi uygarliklarin mirasini? madem gercekten tüm derdiniz, dünya miraslarini korumak...neden muhatap ülke ile cesitli müzakerelere girip, "müzecilik" egitiminin yüksek standartlara ulasmasi icin caba göstermiyorsunuz? binlerce yili, bir cirpida bir ülkeden baska bir ülkeye tasimak da nesi? en az ingilizler kadar suclusunuz...üzgünüm"
ilk defa 1975 yilinda, simdi amerika'da doktorluk yapan oglu 9 yasindayken sile'ye gitmis arabasiyla...istanbul'a 70 kilometre dedigi dakika "yok ya hu...en cok en cok 30 kilometredir. daha degil" diyorum.
entegrasyon, göcmelik, okuma aliskanliklari, tek cocukluk konulari arasinda gidip gelirken;
"karimla yelkencilige merakliyiz. bir kere marmaris'ten kiralayip cikmistik koylari...gökova cok güzeldir."
gökova...
-hic kimseyle gittin mi gökova'ya? bak dogru söyle bak!
+hayir hayatim...yani koya gitmedim. cok ciddiyim.
-kimseyle gitmemis ol. biz gidelim. ikimizin birlikte yapacagi tatile, daha önce baska bir kadinla gitmemis ol istiyorum.
+peki hayatim. yok yok, gitmedim kimseyle. öyle olsun.
bugünlerde tek tük kelimeler en cok icimi acitan...
kuslar kadar özgürüm; ama bir kus degilim iste...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder