11 Kasım 2008 Salı

meram ekspresi


bu tren, aksama dogru haydarpasa'dan alir sizi ve sabahin ilk saatlerinde birakir konya yahut da civarindaki ücra istasyonlardan birine...
meram ekspresi eski kokar, köylü kokar buram buram...ficiya tepilmis peynir kokar dönüs yolunda. bunlardan hicbiri hakir görmek maksadiyla söylenmemistir hem de...uzaklasinca, insanin burnunda tüten kokulardandir bunlar da, hani akmar pasajinin eylül ayindaki ter kokusu misali.

haydarpasa'dan yola ciktiginiz an, yaz mevsiminin günesli güzel bir gününe tekabül ediyorsa eger, izmit'te gün batimini yakalayacaksiniz demektir...
insan kuruldu mu o kocaman eski koltuklarina meram ekspresi'nin, basini yasladi mi cama, ayaklarindan birini karnina dogru cekti mi, kendinen gecer gibi olur...
denize yakin giden tren yolu önce tershaneleri birakir ardinda. insan o vakit calisanlari düsünür, boyacilar gece yarisi dahi calisirlar tershanede yasak olmasina ragmen...iskeleden denie düsüp ölmek an meselesi...
sonrasinda yesillikler arasindan gidilir adapazari'na. o vakit, adapazari ekspresiyle ayni raylar paylasilir. kiskanc degildir ne meram ne de adapazari ekspresi. birbirlerine yol vere vere asarlar uzaklari.
kafanizi kaldirip göge dogru baktiniz mi, ucan kuslari görürsünüz gögün kizilliginda...gün batmaktadir ve siz doguya dogru ilelerledikce karanliklara gitmekte, günes'i pesiniz sira birakmaktasinizdir...simdi denizin üstüne oynasan sehir isiklari...hangi hayallere götürmez ki insani?
mesela raylardan düsünmeye baslarsiniz...
matematik ne der? paralel giden iki dogru, sonsuzda birlesir...demek ki raylar da sonsuzda birlesir...o vakit sonumuz geldi demektir...allahtan gercekten demir aglarla örülü degil memleket...hayallerinizin arasina ironi de karisiverir bir sekilde...
trenin cikardigi "cakada cukudu" sesler gözünüze takilan yakamozla birlesti mi, artik son noktasindasinizdir hayal etmenin...
bir gece, serin kumlara oturdugunuzu hayal edersiniz, husu icinde gidip gelen dalgalar ve yine yakamoz...yaninizda sevdiginiz degil bu seferki, bir insan ki nedendir bilinmez cok deger verdiginiz...bir anda demeye dilinizin varmadigi sekilde hayatiniza giren, sonra kalan. gitmesine izin vermediginiz...
onunla derin sohbetler etmektesiniz. deniz, kapkaranlik bir kuyu. oysa yakinlarinda bir okul vardi...icinde yosun gözlü cocuklar...
deniz hem ekmek veriyordu, hem can aliyordu...
deniz...hem erkek adiydi hem kiz...ilgincti velhasil.

merak ekspresi cakkudu cukkudu o kendine has sesini cikardikca siz izmit'i geride birakirsiniz...artik hava tamamen kararir ve ürperirsiniz hafiften...uykulu gözlerle sallanmaktasinizdir besiginizde...dalarsiniz...
bir simitcinin ya da heybesinde saray helvasi olan bir seyyarsaticinin adimlarina uyanirsiniz. ikisinden birini illa ki geri cevirmez, kücük günahlarinizdan birini islersiniz.
sonra bir müddet elektrik direklerini sayarsiniz. düz bir bozkirda ilerliyor oldugunuzu fark edersiniz. karanlik, meram ekspresi ve siz...
icerde horlayanlar, aglayan bir bebek belki.
düsünmeye devam edersiniz o vakit. kac bebek agliyor simdi? kac bozkirda ölüm kalim savasi var karanliklar icinde? arkada yasin okuyan teyzeyle göz göze gelirsiniz. göz cizgilerinden yasanmislik akar. gülümsersiniz.
sonra yine cama yaslayip basinizi devam edersiniz yolunuza...
göz kapaklarinizi yine cekip yorgan misali, devam edersiniz.
bu sefer sevdiceginizin yaninizda olmasini cok dilersiniz. olsaydi simdi, meram ekspresi'nin emektar camlari yerine, onun omzuna dayardiniz basinizi...yapilacaklar listesine uzun bir tren yolculugu yazarsiniz...
uzun tren yolculugunda yapilacaklari bile ince ince düsünüyor bulursunuz kendinizi ardindan...
derken uyur uyanirsiniz ki, anadolu'nun ordasinda bir yerlerde bu sefer günes'e dogru gitmektesiniz...ileride kizillik, arkada derin bir karanlik...her zaman en sevinc vericisi budur zaten; karanliklari yirtip aydinliga cikmak.
ileride kurumus topraklarda bir coban görürsünüz sürüsüyle. resme pek bir yakisir bu coban. sanki milyonlarca yildir, dünya durdukca ordadir o. zaman onun üstüne sonradan kurulmustur...
nasil bir hayati vardir diye düsünürsünüz. cocugu vardir belki, üc tanedir simdilik. ikisi kizdir...
sonra ufak köylerin yakinindan gecer meram ekspresi. evlerdeki ahalinin uyanik oldugunu adiniz gibi bilirsiniz. vakit onlar icin erken sayilmaz artik.
kapiya bagli esekler, ortalarda gezen tavuklar...
artik evinizden uzaktasinizdir, yazlarin tatli enstananesi memleket denilen menzile ulasmaya az kalmistir. sahi neden memleket? oysa ki, ne kadar az baglayan sey var sizinle onu...
sonra duraklar artar...kalabalik azalir. bir biletci uyandirma servisi olarak calisir. dürter uyandirir uyuya kalanlari. onu da gülümseyerek izlersiniz. sahi evi nerededir bu adamin acaba? konya-istanbul arasi sıklıkla gider gelir...hangi durak onun memleketi? aksama cocuklarina anlatacak mi acaba nasil kavga ettigini az önce takistigi uyuyan yolcuyla? bir biletcinin cocugu olmak ilginc midir? her aksam gelmeyen babayi beklemek...
mesela karisi olarak, vita yagi kutusunda sardunya yetistirmek. ufak, kendi bahcesi olan, lojman adinda bir evde oturmak iste su duraklardan birinde...
yine dalip gittiniz hayallere...

derken, meram ekspesi sizi de birakacagi istasyona gelir. istifini bozmadan, yanasmadan hic istasyon taslarina, ortadaki raydan indirir sizi...elinde tavuk tutan bir kadin görürsünüz, basinda oralara özgü örtü ve bes metre kumastan aksehir salvari altinda...
artik sınırlar icinde, meram ekspresi baska bir dünyaya ulastirmistir sizi...onun görevi bitmistir artik, gidilecek yol bitmemistir lakin...siz, karsinizda tanidik yine resme yakisan, yine sanki zamanin basindan beri orda öylece duran birini görür sevinirsiniz...birazdan el öpülecektir, gözler yasaracaktir...

meram ekspresi sizi gerceklerle basbasa birakip, devam edecektir artik yoluna...

Hiç yorum yok:

 

biracayibkadın Design by Insight © 2009