
"git dersen giderim
kal dersen kalirim"
gidislerinin müsebbibi olan insana bagli kalislarin yine. o nederse o olacak ve her sey sanki yercekimi kanunuymuscasina g=10 mahiyetinde kabullenilecek. ama einstein degil miydi mutlak gercek yoktur diyen ve her sey görecelidir?
o zaman onun "git" dedigini, sen "kal" olarak anlasan mesela...suclu kim olur ki?
"belki
sararmış
eski resimlerde kalırım"
ne umutsuzsun ve romantik. aslinda istedigin tek bir sey var bana sorsan...resimlerde kalmamak. kalacaksan; yaninda etinle, kaninla, caninla olmalisin bir kere. öpüslerinle bogdugunda onu, soluksuz kaldiginda adini sayiklarken iniltilerinde, en derininde hissettiginde seni...düpedüz yaninda iste...
olmayacaksan da resimlerin bile kalmamali ortalikta ve tutmayacak zaten yaninda, eger sana "git" derse..birilerine "kal" derken, o resimleri kapali bir yere koyacak. basta kiyamayacak sobaya atip yakmaya; cünkü mevsimlerden ilk bahar. soba tüterse, evin boyasi batar...anlayacagin, resimlerini atacagi vakit...iste o an, umrunda bile olmayacaksin ki zaten.
"bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti"
agzinda dünden kalma bir küfür de olabilirdi hani, rakinin vermis oldugu o anason kokusu üstüne. aslinda söyleyecek seyler o kadar cok ki ve senin aklina hicbiri gelmiyor. o kadar acizsin simdi. o "git" diyecek, gideceksin ve "kal" dediginde kalacak...
her sey onun elinde sanki ve senin aklinin ipleri, onun sacinin tellerine dolanmis; sevismekte.
"değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder."
aslinda biliyorsun, ölüm e bir degisiklik degil. nedir yani? bir kere börtü böcege yem olmanin neresi istah acici, bilemiyorum. ayrica sen de bunu istemiyorsun..."git" dediginde, o kadar uzaga gitmeni hic istemiyor olacak üstelik, ve "kal" dediginde sen bosu bosuna ölmüs olacaksin...
gökyüzünde bir ay var simdi...sen bilmezsin, kimine öyle güzel gözükür ki o ve inan her gün degisir. yildizlar yer degistirir, mavi atlas bir gariplesir...göremedin simdi; oysa ki galileo'nun basina dert acan buydu iste...görmüstü o gökyüzünün ayni olmadigini ve de dünyanin kendinden kat be kat büyük günes etrafinda döndügünü...
ona gülmüslerdi, onu yalancilikla suclamislardi...oysa ki o söylediklerinin dogrulugundan da emindi...ve keder, hicbir sekilde ayni degildi.
kimi an azaliyor, kimi an cogaliyor, kimi an bicim degistiriyordu...
sende de böyle bu. istisna degilsin. öyle saniyorsun; ama cidden degilsin. olamazsin da bu standart sapmalarin icinden cikamayacagin halinle.
kendi sirtindaki kederin, dünyanin tüm kederlerinin toplaminin iki katindan üc fazla oldugunu saniyorsun. neden ki?
ve en basa geliyoruz en sondan sonra...bir döngü olabilir mi ki bu? yoksa sebep sonuc iliskisi mi?
"kirginim,
sacilmis bir nar gibi" yim
illa ki ekleyeceksin sonuna gizli özneni...oysa isimsiz daha bir güzeldin sen, kirgindin sacilmir bir nar gibi...o zaman daha güzeldi tamlaman...
hepsi onun "git" ve "kal" lari arasindaki gelgitlerdeydi. ondandi o sarhosluk, o agiz bozuklugu, o mayhosluk, o keder...
kirgindin...
sacilmis bir nar gibi.
parcalarin, ellerimde kirmizi izler birakirdi. üstüme bulastirsam cikmazdi. isin kötüsü, bir daha bütün olma imkanin da yoktu. bir bütünün parcalari, herhangi bir kuvvetle ayristirilmaya calisildiginda birbirlerinden uzaklasirlardi.
bilim, senin üstünde deneniyordu iste...sen kanitiydin her seyin.
ellerimde kaliyordun, kirmizi kirmizi ve bulastiginda üstüme cikmiyordun...tadin eksiydi, tadin güzeldi tüm eksiligine ragmen...üzgündün, mayhostun, sarhostun...ama dudaklarinin tadi güzeldi...vereceklerin fazlaydi.
sacilmistin,
kirgindin
nar gibi...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder