28 Ocak 2009 Çarşamba

sorry milady but your prince on a white horse is in another castle




ilk etegi üzerimize gecirdiklerinden ve üc ev yukarida oturan sümüklüyle evcilik oynarken illâ onun baba, bizimse anne olmaya diretmemizden sonraydi.
her caldigimiz kapiyi acanin prens olmasini umut ettik. uyuyan güzel'i rapunzel'i düsünüp durduk. külkedisi de olabilirdik sirf onun icin.

memelerimize cigit düsmesi, büyüyen kalcalarimiza menstrual döngüler eslik etmesi akabinde farkina varmadan salgiladigimiz hormonlarimiz sonunda birilerinin dikkatini haddinden fazla cezbetmisti.
kan, irin arasinda biraz batan sakal denemeyecek tüyler esliginde gerceklestirdik ilk öpüslerimizi. "kim bilir" di..."iste bu"ydu. "hep yanimda ol" du...
olma-di. olmamaliydi da aslinda. 15 yasindayken ve otomobil icad edileli hayli olmusken, prensimizin bir beyaz at üstünde sarayinin kapilarini bize acma ihtimali pek düsüktü.

biraz daha büyüdük. genc kadinlar olduk ciktik. o zamandan bu zamana gecen 7-8 yil icinde yine üc bes kapinin tokmagini zorladik. evvela yorgunlugun getirisi serapla basindaki dikenleri tac sandigimiz prenslerimiz cikti karsimiza...öptükce kurbaga oldular. masallar yanlis ögretilmisti bize.

onlar kurbaga oldukca, biz kirildik...kirildikca daha az güvendik...daha az güvendikce daha da az yaniliriz sandik...yine yanildik.

artik beyaz atli prenslere inanmadigimiz zamanlardi. öyle kandirdik kendimizi. yoldan gecen ilk seytandi kismetimiz. olsun hem. bugüne kadar prenslerin ayaklarina gittik de ne oldu?

seytan denemelerimiz de basarisiz oldu. ne öyle ne böyle ise yariyordu bir seyler. biyolojik saatler ilerliyor, dogustan sayisi belli yumurtalarimiz döllenmek icin zaman kolluyordu...

bir prens olmaliydi ama dölünü tutacagimiz. o olmaliydi iste, atiyla, peleriniyle, taciyla.

aradikca bitiyorduk, aradikca ufaliyorduk ve aramak can sıkıyordu artik.
kimileri ugrasli yollar sonunda bulduklari prenslerini kaybediveriyordu. bu da ihtimaldi, bu da can sıkıyordu.

son kez duyduk yaverinden su lafi "sorry milady your prince on a white horse is in another castle"

ormanimizin kuytularina cekildik ve bundan sonra aramamaya karar verdik.
bu is bir arama-bulma degildi. "karsilasma"ydi basli basina.

kendimizi bu düsüncenin rahat, yumusak kollarina teslim ettik ve sonrasinda hic üzülmedik...

gökten tek bir elma düstü...
onu karsilasacagimiz güne sakladik.

Hiç yorum yok:

 

biracayibkadın Design by Insight © 2009