cok soru soruyorum, siz de haklisiniz...sorularimin cevaplarini da alabilsem...ne âlâ...
günlükfilm'e söyle bir bakarken yüklediklerini gördüm. ne yazik ki torrent morrent gibi hadiselere dalmisligimin olmamasi, netbook'umun ekraninin kücücük olmasi gibi seyler beni film indirmek aliskanligindan uzak tuttu. sadece online izliyorum. yok eger online izlenmeyecek kadar kiymetliyse de sinemaya gidiyorum.
bu filmi sinemada izlemek icin neler vermezdim; ama öyle her film de gelmiyor buralara iste. ne vakit gelecegi de belli olmayan bu filmi, dumani üzerindeyken izlemeyi yegledim.
izlerken midemde bir bosluk hissettim. yumruk yemisim gibi canim acidi. bebekligimi es gecersek eger, güneydogu/dogu illerine gitmisligim ikiyi gecmez. kürtceden baska dil bilmeyen insanlari, ben istanbul'un tuzla semtinde tanidim. batman'dan göcen komsularimizin cocuklari tek kelime türkce bilmiyorlardi. komsu kadin da hakeza. okula giden 3 cocuk ve de kocasi biliyorlardi. anlasmak ne kadar da zor olmustu...
köyleri bosaltilmisti, zorla göc ettirilmislerdi. savip sattiklari üc bes kurus degerinde arsalarla evlerini almis, daha önceden civara yerlesmis akrabalarinin yanina gelmislerdi.
selman'i cok sevmistim ben...selman, apartmanimiza tasindiginda 4 yasindaydi. kepce kulaklari ve tok burnuyla cocuklarin icindeki gözdemdi o benim. hele hele annemin israri üzerine doktora götürdüklerinden sonra taktigi gözlük ile hepten "gözlüklü sirin" e benzemisti ve bu hâlini daha cok sever olmustum.
birer selman gördüm ben bu filmde karsimda...daha köylerinden, köklerinden koparilmamislardi. türkce konusan birsürü yasiti arasinda kendini kötü hissedecek biri yoktu aralarinda. "yabanci" olan ögretmendi. o da yabanciliginin farkinda degildi. topraklarin sahibi gibi hissediyordu aslinda kendini. 23 nisan egemenlik ve cocuk bayrami konulu kisimda yasananlar da bunun bir simgesiydi "cok sanslisiniz" diyordu ögretmen cografyanin cocuklarina.
sans, her sabah "ne mutlu türküm diyene" ile biten bir andi okumak miydi?sans, anasinin ak sütü gibi helâl bir dilde egitim görememek miydi yoksa?
yoksa sizin sans dediginiz, ne oldugunu bildigi hayvanin türkcesini söyleyemedigi icin "salak" damgasi yiyen cocuklarin düstügü hâl mi?
iki dil bir bavul, daha gidecek cok yolumuz oldugunun göstergesi aslinda. bir "ic ülke"nin varligini cocuklarin varligiyla gözümüze sokan bir belgesel film.
övgülerin hepsini hakediyor.
2 yorum:
köydeki öğretmenimin bir sabah apar topar bize hoşçakalın bile demeden gidişiyle değişmişti herşey.benim için değişim böyle başlamıştı...
sonrası ilkdefa geldiğim bir şehirde sınıf arkadaşlarımın benden nekadar farklı olduğunu görmüş olmam,sudan çıkmış balık oluşum,bozuk türkçemi düzeltmeye çalışırken sinirden ağlamalarım,algılamaya çalıştığım onlarca şey...
bunlar hic hos tecrübeler degiller...
ama yasayanlari görmüs olmam beni empatiye itiyor. cok zor oldugunu düsünüyorum.
Yorum Gönder